Gölgesizler

Bir arkadaşımızın tavsiyesi ile alıp okuduğumuz kitabımızın ismi Gölgesizler. Yazar Hasan Ali Topbaş ise günümüzün yükselen romancılarından bir tanesi.

Roman mistik bazı olayların ve kaybolmaların yaşandığı bir köyün hikayesini anlatıyor. Aslında kurgu oldukça karışık olup anlaşılması için belki ikinci kez okunması gerekiyor. Ne yalan söyleyeyim benim anladığım olaylar zinciri bile değişik veya hatalı olabilir.

Kitap şehirde berberde bekleyen bir kişi (yazarımız), top sakallı birisi (postacı), saçı sakalı birbirine karışmış birisi (Cıngıl Nuri) ve berber ile başlıyor aslında. Elbette birde berberin çırağı var. Bir diğer tarafta ise köyde yaşananlar anlatılıyor. Şehirdeki berber dükkanında ara ara yaşananlar (güvercin resmi, muhabbetleri, tavırları, karakterleri vs.) okudukça köy içinde etkileşime (imgeleşme diyelim) giriyor.

Kafanız karışmasın örneğin köyden artık çok bunaldığı için kaçan berber Cıngıl Nuri şehirdeki berber dükkanında saçı sakalı birbirine karışmış hafif sıyrık adamın ta kendisi. Bir rüya ve hayal ortamında gibi bu ilişkilendirme ile hangi hayatın gerçekte hangisinin hayalde yoksa ikisininde mi hayal olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz.

Edebi eserlerin değerlendirmesi ve kalitesinden çok anlamasam da kitap oldukça orjinal bir kurgu ile işlenmiş diyebilirim. Yazar betimlemeleri ile anlatımını oldukça süslerken hikaye akışında bir karaktere bağlı kalmadan genel bir yaşam çevresini yansıtmaya çalışmış.

Biraz fantastik biraz Anadolu köyü biraz da gerçek yaşamlardan izlenimlerin anlatıldığı romanı meraklıları okuyabilir.

Hoşçakalın.

Reklamlar

Devlet Adamlığı

Az önce sahilden eve giderken “hocam bakar mısınız?” diye bir ses işittim. Jandarma karakolunun orada nöbetçi asker beni çağırıyordu. Yanına gittiğimde benden mümkünse sigara vermemi rica etti. Sigara içmediğim için yardımcı olamadım. Kendimi tanıtıp biraz konuşma fırsatı buldum. Hani askere ne sorulur? Askerlik nasıl gidiyor, memleket neresi falan…

Asker arkadaşımız babamın da jandarma subayı olduğunu öğrenmesiyle beraber dertlendi. Çok rahat ve güzel bir yerde askerlik yaptığını söylememe rağmen askerlerin oldukça mutsuz olduğunu, aslında bütün alaydaki askerlerin mutsuz olduğunu söyledi. Hani biraz da askerlik mi ağır geldi dedim ama yok. Seve seve askere gelmiş lakin komutanlarından şikayetçi. Bir çok şeyden bahsetti bana. En büyük şikayetiyse bildiğimiz bir mesele; “Adalet yok abi!”

18555908_10154435303961560_3605500151962726660_n.jpg

Fotoğrafa dikkatli bakmanızı rica ediyorum. 1997-98 terhisli bölük askerlerimizin geleneksel buluşma fotoğrafını görüyorsunuz. 20 yıl geçmiş olsa da buluşup bir şeyleri paylaşan, hasret gideren, eski günleri anlatan vs. bir buluşma yapıyorlar. Aslında babamın bölüklerinden bir çok asker yıllar sonra bile babamı bir şekilde bulur hal hatır sorar. Nöbetçi askere bunu gösterdiğimde hayretler içerisinde kaldı tabi. Şaka yapıyorum falan zannetti ama fotoğraflardan kabul etti.

Nasıl Oluyor Abi?

Babam döneminin liste başlarından olduğunu daha önce yazdığım bazı yazılarda bahsetmiştim. Buna sebep sürekli sınır karakollarında geçen bir ömür yaşadık beraber. Gençlik yıllarında PKK kurulmuşken, orta yaş subaylığında yine terörün en azgın döneminde bulunmuş kişilerden bir tanesi. Sadece o değil tabi. Devre arkadaşları ile bu ülke için çalışan, ismini hiç duymadığımız ve aslında hiç bir zaman gitmeyeceğimiz, yolu geçtim patikası bile olmayan dağlarında tepelerinde yaz/kış pusu atan/yiyen adamlardan bahsediyoruz. Operasyon nasıl yapılır, pusuya nasıl düşülür, hangi yerden nasıl baskın yapılır vs. askerliği kağıt üzerinden bire bir uygulamaya geçirmiş adamlar bunlar. Koltuğunda yayılıp güneşlenirken “Bu çay soğuk yeni getir lan!” veyahutta ordu evlerinde “yarım kilo su böreği ver oğlum” komutanlığı yapmayanlar..

Devlet adamlığının komutan kanadı yani. Eğitimli, askerini kendi oğlu gibi gören. Askerini gerekirse döven hatta bazen söven ama asla onurunu kırmayan insanlar. Onuru ve gururu bilen, yaptığı hareketin sonucunda askerin yarın atacağı pusuda sakat kalırsa veya ölürse kahrolacak kişiler bunlar. Bölükteki her askeri oğlu gibi gördüğü için şehit olan askerlerine gerçekten ağlayan ve onları unutmayan komutanlarımız. Hepsine verdikleri hizmetten dolayı minnet ve şükran borçluyuz. Onlar olmasaydı verdiğimiz şehitler terörün azgın olduğu yıllarda katlanırdı bunu çok iyi bilmeliyiz.

Yıllar süren mücadelelerinden sonra devrelerinin 1/3’nün şehit olduğu (bazılarının parçalarını bile bulamadılar), 1/3’nün sakat kaldığı (bizim pederde bacağı eline alanlardan), kalan 1/3’nün de bir kısmının sahte davalarla tutuklandığı hapse atıldığını üzülerek tekrar hatırlatmak istiyorum. Beraber savaştığınız, sakatlandığınız, parçalara ayrıldığınız bu mücadelede ayakta kalan son komutanlarında hapislerle sahte davalarla imha edildiğini düşünmenizi istiyorum. Hani eskilere gidin biraz. Şehit isimlerini ekranlarda görüp üzüldüğümüz yıllardı o eski dönemler.

Hakkari’de Pusuya Düşen 7 Asker 1 Astsubay Şehit Oldu Başımız Sağ Olsun Şimdi Survivor’a Bağlanalım Turabi Golden Sonra Kaç Takla Attı? 

Geldiğimiz nokta da artık adına ne dersiniz bilmiyorum. İster “Fetö devleti çökertti” deyin isterseniz “Hükümet içine etti” deyin fark etmez. Bana kalırsa ülke temel vicdanını kaybederek kendi içine etti de neyse. Görülen şey bir çok devlet ayağında olduğu gibi “Kaliteli Komutan” argümanını kaybettiğimizdir. Kaldı ki kalite eğer masalarda tatbikatlarda eğitimse haydi onu yapıyoruz diyelim. Bu ülkenin birebir operasyon yapan, pusu yiyen ve onlarca askerini çatışmalarda kaybeden tecrübeli komutan sınıfı bana göre bu tanıma daha çok uymakta. İtiraf etmeyi pek bilmiyoruz ama şöyle bir gerçek var arkadaşlar. Devlet adamlığının bitmesiyle orduda ki Komutan kavramı da çökmüş bulunmakta.

Bunu bir nöbetçi askerden çıkartmıyorum sakın yanılmayın. Zaten uzun süredir bunu dillendiriyorum. Önceden de askeriye verimli ve düzenli bir yer elbette değildi. Fakat bu ülkede operasyon tecrübesine sahip komuta kademesi gerçekten dünya standartlarında bulunmaktaydı. Artık ülkemiz bu standartların çok çok altında bulunmaktadır.

Lafı nereye getireceğim. Hazır ülke olarak ona buna çatıp operasyon gümbürtüsü yapıyorken bunu da göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Allah toplumumuza savaş göstermez inşallah. Çünkü kahvehane köşelerinde futbol goy goyu yapmaktan çok daha fazla sonuçları olacağının ne yazık ki farkında değiliz. Elbette bunun sorumluları da yıllar sonra buna izin verenler veyahutta ülkemizi bu hale sokanlar olacaktır.

Yukarıda ki fotoğrafa tekrar bakın. Bırakalım şimdi terhis olanlar 20 yıl sonra tekrar buluşabilsin.

Yöneticinin iyisi savaşı kazanan değil, o savaşı yapmadan kazanandır.

Hoş çakalın.