Sağaa Dön!

Askerdeyim bölük komutanı çağırdı. Gittim odasına. “Şeker asteğmenim çavuş seçeceğiz 12 tane. Ben şunları çavuş seçtim diğerlerini sen seç bana bildir” dedi. Aldım elime listeyi bakıyorum bölük komutanının seçtikleri zaten lise mezunu. Geriye kalan listenin tümü orta okul veya ilkokul mezunu hatta ilkokula gitmeyenler bile var.

Gelen kısa dönemleri zaten çavuş yaptık ama yetmiyor haliyle. Askerlere haber gönderdim yarın sınav var askerin el kitabına çalışın diye.

Ertesi gün çavuş seçimi için arazide toplandık. Rast gele emirler veriyorum. “Bölük hizaya geel” veya “uçak sağdan yaklaşıyor yatın” veyahutta “kama düzeninde toplan” vb. Emri veriyorum ama yapabilen yok ve ciddi anlamda sıkıntı yaşıyoruz. Ne yapacağım bilemiyorum. Çünkü çavuş yapacağımız adam askerleri nöbet yerine götürecek az çok bir şeyler bilmesi lazım.

Sanırım Volkan astsubay veya Alper astsubaydı beni kenara çekti. “abi hiç kastırma direk sağını solunu soralım yapabilenleri seçeriz” dedi. Bende yüzüne baktım olur mu lan öyle der gibi ama başka çaremiz yok.

Emir verdim; “Sağaaa Dön” ve tekrar “Solaa dön” ve bir tane daha “geriyeeee dön” ve tekrar “solaaa dön”…

asker0002

1 dakika içerisinde veridğim bu komutları hatasız yapabilen 7 kişiyi çavuş yaptık!

O zaman çok genç olduğumdan bizim bölüğe türkiyenin en eğitimsiz ve cahil askerleri gönderiliyor zannederdim. Çünkü babamın bölüğü en az lise mezunları ile dolu olurdu iyi hatırlıyorum.

Yıllar sonra babamın askerleri alaya gidip kendi elleriyle seçtiğini, kendisine verilen ilkokul veya orta okul mezunu askerleri değil daha eğitimli ve gözü açıklarıyla değiştirdiğini öğrendim.

Neyi Anlatıyorum?

Amacımız ordunun nasıl bir organizasyon bozukluğunda olduğunu anlatmak değil. Onun sonucunu zaten son yılda gördük. Amacımız o seçtiğim askerlerle ilgili yada seçemediğimiz diyelim. 2015 yılı Türkiye istatistik kurumu (TUİK) verilerine göre 15 yaş üstü nüfusun eğitim dağılımı şöyle;

Doktora Bitiren 168.211 kişi

Yüksek Lisans Bitiren (5-6 yıllık fakülteler dahil örneğin Eczacılık-Doktorluk gibi) 641.210 kişi

Yüksek Okul veya Fakülte Biren 8.340.145 kişi

Lise-Meslek veya Dengi 12.990.847 kişi!

Orta Okul İlköğretim Bitiren 15.616.415 kişi!

İlkokul Biren 14.937.011 kişi!

Hiç Okul Okumamış 6.051.260 kişi!

554.580 kişinin ise ne olduğundan haberimiz şu an yok!

Kafanız Karışmasın

Sayılar ile verdiğim oranlar TUİK‘ten aldım arkadaşlar laf olmasın diye. Rakamlar ile aranız çok iyi değil ise size % olarak bir pasta yapayım.

adsiz

Ben grafikte pek okuyamam diyorsanız size şöyle anlatayım;

Ülkenin 15 yaş üstü yaşayanların %62’si Orta okul mezunu ve altında eğitim görmüşler. Bunların %25’i İlkokulu bitirmişken ülkenin %10’u hiç bir okul okumamış durumda. Keza bilinmeyen dediğimiz kişilerde muhtemelen hiç bir yerde kaydı olmayan ve okul okumayan kişilerden oluştuğunu kabul eder isek %63 yani rahat rahat 3 kişiden ikisi orta okulun altında!

Şaka değil arkadaşlar bu grafik oyunu falanda değil. Bazılarınızın gerçekten şaşırdığını “yahu nasıl olur benim arkadaşların hepsi liseyi bitirdi” falan dediğinizi duyar gibiyim. Tam tersine liseyi bitirdiyse etrafınız şanslısınız.

Yine lise ve dengilerin uluslararası standartların çok altında olduğunu kabul erdersek (gidip OECD raporlarına bakabilirsiniz) onlarında katılımıyla ülkenin %85’i şu an baya baya eğitim olarak eksik durumda. Hatta dağa taşa üniversite açıldığını kabul edip üniversitelerin diploma çöpüğüne çevrildiğini de eklersek durum çok çok vahim gibi gözükmekte.

Ki bu durum daha kağıt üstünde olanı ha. Yoldan çevirdiğimiz üniversite öğrencisine “Orta Doğu’dan ülke söyle” desek yüzümüze Yeni Zelanda diyeceğinden adım gibi eminim.

Bize cahil diyurlar! E cahilsin bilader..

Geliyorum sadede. Kusura bamayın arkadaşlar. Kağıt üzerinde oldukça eğitimsiz, cahil, kalitesiz bir toplumumuz var. Hiç kimseyi eğitim alamadığı veya az aldığı için suçlamıyorum lakin tablo ortada veriler gözümüzün önündeyken bu toplumun uzaya çıkmasını, bu toplumun Montesque okuyup “evet dikta rejiminin tehlikesi hakkında size katılıyorum Şeker bey” demesini veyahutta “islam toplumu niçin batı medeniyetinin gerisinde kalıyor?” diye düşünmesini beklemek hayaldir!

20120820023201-5719-big

Aslında mesele eğitim değildir. Eğitim hayattır ve öğretidir.Amacımız eğitim almayan veya alamayan kişileri aşağılamak değildir. Bir kişi elbette okula gitmediği halde kendisini geliştirip dediğimiz öngörülere sahip olabilir. Fakat kaç kişi sayılabilir? Üstelik kitap okuma oranlarımız da benzer şekilde yerlerde seyrederken bu tezi ne kadar savunabiliriz?

Bir diğer sıkıntı ise 30 yıl evvel üniversite mezunu görünce önünü ilikleyen insanların özellikle bilinçli eğitim katliamından sonra bazı sığır yöneticilerden de destek alarak üniversite mezunu kişileri aşağılaması hor görmesidir. 1970 yılında üniversiteye girmek büyük bir azim ve çalışma gerektirirken artık hemen her yerde açılan fakülteler sebebi ile kalitenin düştüğünü kabul etmek ile beraber halktaki bu “okumuş ama sen kimsin?” modundaki aşağılık bakış artık gına getirtmiştir.

Hayatında bir konu hakkında merak veya şüphe duymadan yaşamış, söylenene/okuduğuna/seyrettiğine körü körüne inanmış, dünya iktisadi/kültürel/siyaset konjektürlerini dizi filmlerden öğrenmiş, yaşadığı topraklarda uygarlıklar yaratmış olan ünlü düşünürlerin fikirlerine bakmamış, sığındığı ve anlamını bilmediği ırksal/dinsel/mezhepsel ön yargılarıyla en çok konuştuğu değerlerin ne olduğunu araştırmamış kişi veya kişiler bize gelip “sen kimsin ki?” diye bir şey söylemesin yeter artık. Bilgisilik veya yarı/çarptırılmış bilgiyle kuş beyinli insanların “bize cahil diyorlar” açıklamaları sadece kendi cehaletlerini örtmek, eğitim alamamalarının burukluğuna bürünerek bize laf sokmaya çalışmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir.

Bu sebeple ülkemizin önümüzdeki yıllarda daha iyiye gideceği hayali emin olun hayal olarak kalacaktır.

Peki ümitsizliğe kapılmak mı gerekir? Hayır!

Ülkenin ayağa kalkması için toplumsal eğitimden ziyade belki %5 oranında yakalayacağımız kaliteli üniversite kuşağı ile bunun belki sağlanabileceğini söyleyebiliriz. Büyük bilim insanları ve bilimsel kalite artışı bizi belki medeniyetin kıyısında bir süre daha yaşatacaktır.

Benim tek ümidim toplumun eğitim seviyesinden ziyade evrensel düzeyde üniversite eğitiminin sağlanabileceği umududur. Gerçi eğitimi dünyada kabul görmüş hocalarımızın ekranlara bile çıkmasına tahammül edemeyen odun kafalı, hayatında iki kitap okumamış, tarihini tıpkı dini gibi efsanelerden hadislerden öğrenmiş cahil cühela yönetimlerle bunun oluşması da hayaldir ya..

Yine de umudumuzu kaybetmeyelim ve mücadeleye devam edelim arkadaşlar.

Saygılarımla.

Reklamlar

Arapların Gözünden Haçlı Seferleri

Bu yazarın Afrikalı Leo isimli bir kitabını daha buraya aktarmıştım. Bu kitabı ilk çıktığı zaman alıp okumuştum. 11.y.y. ile 13.y.y. tarihleri arasında orta doğu bölgesine gerçekleşen haçlı seferlerini arap dünyasının dilinden anlatıyor.

Daha doğrusu bu zaman aralığında orta doğu güç dengelerini iyi analiz ediyor. Kitap bir roman değil her şeyden evvel. Tarihi bir kitabı romansı bir dille anlatıyor buna dikkat edelim.

Yine önemli noktalardan bir tanesi müslümanlar arasındaki iç mücadelenin de tarihi olarak anlatılması. İhanet edenlerden tutun da Selahaddin Eyyubi gibi büyük bir liderin yaşam kesitlerini kitapta bulabiliyorsunuz.

800px-saladin_and_guy

Benim okuduğum kitaplar arasında böyle bir tarih kitabı yok sanırım. Eğer tarihe merakınız var ise mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Çünkü sizi sıkmadan masalsı bir anlatımla tarihi öğrettiğini söyleyebilirim. Yine haçlı tehditi sırasında dönem içinde Hasan Sabbah’ın yaptığı suikastler de tarihte gözler önüne serilecek.

Fausto Zonaro

Açıkçası bu yazıyı yayınlamayı unutmuşum kusura bakmayın. Gerçi bir çok yazıyı yayınlamak için bekletiyorum bazen. Sakarya’da yayınlanan bir edebiyat dergisi için yazdığım küçük yazıyı yine kendi bloğuma koymak istedim;

19.yy. başlarının ünlü İtalyan ressamlarından, II.Abdülhamid’in saray ressamı ve değerli bir sanatçı olan Fausto Zonaro yazımızın ana konusu olacak.

Zonaro 19.yy. başlarında aslında oldukça sıkıntılı geçen hayat mücadelesinden bunalıp İstanbul’a geliyor. Öyle ki İtalya’da yoğun bir sanatçı patlaması var efendim. Kısmet bir şekilde II.Abdülhamid ile tanışan ve ona bahsedeceğimiz ünlü “Hücum” adlı eseri yapan ressamımız bu sayede saray ressamı oluveriyor.

Peşi sıra ara ara verilen siparişler ile eserlerini sergileyen ve oldukça iyi bir geçim aylığı alan sanatçı ilerleyen dönemde ittihatçıların II.Abdülhamid’i devirmesiyle zor durumda kalıyor. Zaten kısa bir süre sonra işinden kovulup İtalya’ya ünlü bir ressam olarak geri dönüyor.

Zonaro dönem İstanbul’unda yaşamış ve gördüklerini hatıratına yazmıştır. Bu yazıları kitap olarak YKY tarafından basılmış bulunmakta. Merak edenler okuyabilirler.

fausto_zonaro_-_the_daughter_of_the_english_ambassador_riding_in_a_palanquin

Güzel birçok resmi olan Zonaro’nun yaptığı Hücum tablosu 1897 Osmanlı-Yunan savaşına aittir. Resimde atağa kalmış olan Osmanlı askerleri görülmekte olup önlerinde ölmüş olan Yunan askerleri yerde kanlar içinde yatmaktadır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal resmi 1927 yılında görme fırsatı bulmuş. Zaten eserlerini beğendiği bu resimdeki ölü Yunan askerlerinden üzüntü duyuyor.

Mustafa Kemal “Zonaro iyi bir ressam, fakat resme zarar vermeden şu yerde yatan yunan askerlerinin üstünü örtün” diyor. “Efendim isteseniz kaldıralım” denilince dönüp “Ben burada Yunan halkının ölü çocuklarıyla mı bir arada yaşayacağım?” diyor.

İşte Zonaro’nun bu eserinde ölen Yunan askerlerinin üzeri böylece örtülüyor…

Zonaro.jpg

Elbette savaş ve kan sanatı tekrar ele geçiriyor. 1975 yılında Kıbrıs savaşında Yunanistan ile tekrar savaşa tutuşmamız neticesinde üzeri örtülen bu Yunan askerlerindeki örtü tekrar alınıyor ve askerler yine kanlar içerisinde tablodaki yerlerini alıyorlar.

Hayatında okuduğum kadarıyla dünya vizyonu ve görüşü olarak bu denli öngörülü ve sanattan anlayan bir lider tarihte pek nadir bulunmaktadır arkadaşlar. Kimi liderler yaşadığı savaşlardan ders alıp yıllarca kendi vatanına saldıran tablodaki ölü Yunan askerlerinin bile üzerini örtmek isterken kimi liderlerde hayatlarında hiç görmedikleri savaş ortamının çığırtkanlığını yaparak henüz yaşamının baharında binlerce genci gözünü kırpmadan ölüme gönderebilmekte.

Barışta dostça kalalım arkadaşlar. Size kim savaştan, kandan ve öldürmekten bahsediyor ise ya temiz milliyetçilik duyguları ile oynanmış kandırılmış bir arkadaşımız yada bu savaştan maddi/siyasi çıkarı olan onursuz bir vatan hainidir.

Herkese sanatın ve bilimin takipçiliğinde barış dolu bir ömür yaşamasını diliyorum. Hoşçakalın.

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – III

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK – III

İşte tarih
işte şiddetin iğrenç yüzü
biz başlatmamışız hiç bir savaşı
bizimle başlatılmış bütün savaşlar
bizimle bitirilmiş yine
kölelik çoğaltan zaferler adına
vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde
gidenimiz bir daha dönmemiş geri
yemen olmuşuz
balkan olmuşuz
seferberlik olmuşuz
ve her büyük savaşın sonunda
ölümlere karşı türkülerle durmuşuz
hangi inancın sesidir bu
hangi körlüğün koyun kurbanlığı
ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda
canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Doğan günü kardeş bilirdik oysa
akan suyu yoldaş bilirdik
mutluluğa koştururduk atlarımızı
sınırsız özlemler içinde ve suskun
yine yollarda sessiz kalırdık
biz bizsiz delen ferhad’ı alkışlar
bizi bizsiz seven kerem kerem’i tanırdık
kül olurduk aynı yangınlarda
yine birbaşımıza kimsesiz ağlardık
öylesine yaşardık ki günleri yüzyıl gibi
cehennem bile imdat dilerdi bizden
cehennemi cennete yine biz bağlardık

Ne yaptıysak yetmedi sesimize
ne söylediysek yetmedi
karlarla silelendi nice dağlar
kalburlarla elendi
ey bağrımıza bastığımız deli sevda
işte yine doğayı doldurup yüreğimize
yağmuru çağırıyoruz yanan ellerimize

Bir ilkbahar gecesinin ortasında
şimşeklerle gelen o kıştan sonra
herşey yeniden başlıyordu yine
sanki kimliğimi
yaralı bir kuş değilmiş gibi
ve bakmıyormuşuz gibi
bulutların taa üstünden
yerin taa derinliklerine
yeniden yükseliyordu aynı sesler
süngerler çekilmiş gibi üstümüze

Nice yıllar geçmişti aradan
her anı bir başka deprem
bir başka kırım içinde
dört bir yana haberler salınarak
öldü denildiği halde inanılmayarak
ve gittikçe silahlaşan türkülerde
dağlara güneş doğdurulmayarak
nice yıllar
her anı kutsal bir çığlık içinde

Barış dedik bunca yıl
kardeşlik dedik-sevgi dedik
yepyeni umutlar doğurduk umut tacirlerinden
düştük peşlerine korkusuz
aç-susuz
ve en dikenli yollarda yalınayak
gelecekleri kapkara
dilleri yumuşak
yalanları güzel ve ak
girdiler dünyamıza alkışlanarak

Onlarda barış dediler bizim gibi
kardeşlik dediler- sevgi dediler
hatta kurşun yağmuru akşamlara karşı
yalnızca gül ve güvercin dediler
sonra sığındıkları gizli beyler
defne dallarıyla tutuşturup ateşleri
güvercinleri pişirmeden yediler

Toprağı çıldırtan güller söylemişti
onurla şahlanan kitaplar
ve kararmayan yürekler söylemişti
gözyaşına karışırken ter
biliyordukki güle hançer
barışa hançer
sapalayan eller
kırılmak zorunda birer birer

Hangi ışıktı o karanlık gecede
hangi sevgi, hangi gül
hangi barıştı onca ölümler içinde

Sevgiyse çocuk yüzlü diyorduk
barışsa sabah sözlü
patlayıp fışkıran
leylak yüreği bir şafakla parlayan
ne açlık, ne zulüm, ne de kan
ancak biz kazandığımız zaman.

Adnan Yücel

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek – II

YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK – II

Bir bir çekilirken teslim bayrakları
Ve kaçmalarla uzarken
Göçmelerle tozarken Avrupa yolları
Durdu bir avuç yiğit
Bir tutam kır çiçeği
Ölüm dediğiniz de ne ki
Gözümüzde hainler kadar küçük
Ve zafere inancımız
Ölümsüzleşen ölümler kadar büyük
Onlar ki bir ayrıkotu tarlasında
Bir tutam çiçektiler
Binlerce ihanet çirkinliğinde
Bir avuç direnci güzellediler
Hiç bir şey bitmemişti daha
Gülerek girdiler zulüm tufanına
Ölerek girdiler
Ve en dayanılmazında tufanların
Adlarını bile söylemediler

Yüreklerin karartılıp satıldığı
Ve aşkların
Buruşturulup atıldığı akşamlarda
İnanç ki yenilmez kılar insanı
O sudan ve demirden sevda
Resimlerde renklere sorar yaşamı
Günleri şiirlere böler ufuklarda

İşte bizimle güzelleşen her şey
Yine bir dostluk
Bir aşk sıcaklığında
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

Adnan Yücel