Seküler Devlet ve Tarikat-Vakıf-Ticaret İlişkisi – II

Bir önceki yazımızda kısaca değindiğimiz ve sahte tarihçiler ile süslenip bezenen “Laiklik ve Sekülerizm” kavramlarının can damarını vurmaya hazır mıyız arkadaşlar?

Size geniş bir yazı dizisi şeklinde yazacağım “Papalık Tarihi” kısmında Papa ve vatikan hakkında ayrıntılı bilgiyi zaten yakın bir zamanda okuyabileceksiniz. Malum kış geldiği için daha fazla evde vakit geçireceğiz. Dolayısı ile Avrupa’daki durumu kısaca şu şekilde anlatabiliriz;

Avrupa için hristiyanlık M.S.500’lü yıllarda dünyada merkez haline geldi. Peşi sıra kurulan ve sanıldığının aksine ilk dönemlerde güçsüz olan din adamları zamanla devlet yönetim sistemlerine karışmaya ve vergi toplayıp kralları kontrol etmeye başladı. Biz buradaki yaklaşık 1000 yıllık dönemi yani M.S.500-1500 dönemini orta çağ olarak adlandırıyoruz.

Bu zaman dilimi arası geçmişte de sıkça kullanılan lakin ilk defa bu denli kuvvetli kullanılan Din-Tarım devletlerinin zirve noktasıydı. Peki Din-Tarım devleti ne demektir?

Geçim kaynağı genel anlamıyla yüksek oranda tarımsal üretime veya hayvancılığa dayanan, genel anlamıyla monarji ile yönetilen (kral-padişah-bey) ve genelde tek din eksenli (bazen pagan) devlet yönetimlerine Din-Tarım devletleri denir. Böyle yönetim anlayışına sahip olmayan ve bu bağlamda yaşayan küçük şehir devletleri de yine ender de olsa bulunmataydı (Mesela Venedik Cumhuriyeti bunlardan birisidir ve deniz ticareti/korsanlığı ile geçinir).

Din-Tarım devletleri yine geçmişten gelen sınıfların zirve yaptığı dönemlerdir. Bunlar soylular ve alt sınıfı oluşturan sıradan insanlardır. Bu soylu sınıfları günümüzde bile kullanılmak ile beraber (biz soylu bir aileden geliyoruz) ciddi anlamda bir sınıfsal ayrımı işaret etmektedir. Bu ayrım genelde “kan” eksenli olup elbette güçlü parasal destek ile tamamlanırdı. Yani kısaca zenginseniz soylusunuz kardeşim.

picture_of_the_middle_ages-wallpaper-960x600

Efendim bu Din-Tarım devletlerinde çalışan alt sınıfların ürettiklerinden vergiler alan zenginler bunun kaymağını yerken (krallar ve soylular) alt sınıfları idare etmek zorundalardı. Tarihte bu sınıflara Proleterya denir. Peki Proleterya tam olarak ne demektir?

Kısaca yine “Savaş zamanı ön cepheye gidip savaşan ve ölerek soylulara şan/şöhret/onur, barış zamanı ise sürekli çocuk yapıp eşek gibi çalışarak soylulara mal/mülk/para kazandıran sözde bağımsız özde ise köle olan alt sınıf soysuzlardır”. Yani günümüze vurur isek oğlunu askere göndermeyip çürük raporu alan veya yurt dışında okutan veya parayı yatırıp gitmeyenler soylular/zenginler ile siyasi gaz ile savaşa giden asgari ücret ile eşek gibi çalışanlar yani soysuzlar/fakirler diyebiliriz.

Bu böyle gelmiş böyle giderken arada bazı isyanlar çıkmıştır. İsyanlarda “eahh yeter ibneler hep biz ölüyoruz siz saraylarda yatıryorsunuz lan” diyenlere karşı ise bahsettiğimiz en kuvvetli silah ortaya konmuştur; Din…

Büyük dinler dahil çoğu din aslında toplum bireylerinin eşit şartlar altında yaşamasını, ahlakı ve dürüstlüğü ön plana çıkartırken ne yazık ki yine cahil ve eğitimsiz alt sınıfları en rahat yönetme aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Peki ama din tam olarak nasıl bu şekilde kullanılmaktadır?

Dinler din adamları ile beraber süregelmektedir. Soylu kesim yani zenginler vergiden isyan eden, savaşa gidip artık ölmek istemeyen veya daha çok özgürlük isteyen kişilere karşı bu din adamlarını dinlemeleri gerektiğini salık vermektedir. Din böylece yaşanılması gereken eşitlikçi ahlakından sıyrılarak zengin yöneticilerin satın aldığı ve kendi çıkarları adına dönüştürdüğü din adamlarının eline geçerek eğilip bükülmeye başlamıştır.

george-whitefield-field-preaching-internet-archive

Din adamları alt tabaka insanları “kralınıza isyan eden, savaşa gitmeyen, vergi vermeyen kişiler dinsizdir sonra öbür dünyada cehennemde yanarsınız haaa!” diyerek korkutmuş, seslerini kestikten sonra “kralınız adına isyan etmeyen, savaşa giden, vergi veren kişiler evet siz tanrının en kutsal yerine cennete gideceksiniz olm” diyerek gaza getirmişlerdir. Haliyle barış zamanı eşek gibi çalışıp kralının göbeğini büyüten bu fakirler savaşlarda ölmüşler ve din adamlarının dürtmeleriyle “gidin savaşta ölünce cennette huriler sizi domalmış bekliyor” tarzı yalanlarına kanarak saf düşüncelerle kanlarını akıtmışlardır.

Kısaca toparlarsak Krallar ve soylular kendi çıkarları doğrultusunda gariban halkı sömürmüşler ve bu sömürüde en fazla da dini ve dolaylı din adamlarını kullanmışlardır. Kendi adamlarını din adamı yapmışlar veya rüşvetle satın almışlardır.

Bu böyle ağırlaşan bir şekilde 1000 yıl devam ederken bir Alman soylusu olan Martin Luther 1500’lü yılların başında döngüyü en fazla sorgulayan insan olarak tarihe adını yazdırmıştır. Onuda önümüzdeki yazıda anlatmaya devam edelim arkadaşlar.

Hoşçakalın..

Sonraki yazıya buradan

“Seküler Devlet ve Tarikat-Vakıf-Ticaret İlişkisi – II” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.