Aramıza Yeni Askerler Katılmış..

Ülkemiz yakın siyasi tarihinde “en fazla Atatürkçü” görünen kişi kim diye sorsanız değişik görüşler ortaya atılır;
 
“İsmet Paşa efendim” der bazısı Mustafa Kemal tarafından meclisin son yıllarında memleketine gönderildiğini bilmeden.
 
Birisi çıkıp “Bülen Ecevit ve CHP tabii ki” diyebilir. Evet Bülent Ecevit sonraki dönemlerde sürekli bazı devrimlere değinmiş ve organizasyonunu bu şekilde yapmıştır. Fakat geçmiş ve şimdiki olsun CHP örnek bir Atatürk partisini temsil edebilmiş midir?
 
CKMP yeni adıyla MHP ve Alparslan Türkeş temelini İslami Türkçülük ve Mustafa Kemal’den alır. Ne yazık ki bu temel bir miktar ırk faşizmine ve sorgusuz sualsiz itaat eden milliyetçi gençler yaratmaktan öteye gidememiştir.
 
Yakın siyasi tarihimiz boyunca en çok Atatürkçü olan, en fazla Mustafa Kemal’in yolundan giden, en Kemalist, en devrimci kişi lafta; Süleyman Demirel’dir!
 
Sonuç itibariyle bunu en çok dile getiren ve bu yolda yürüdüğünü iddia eden kişi eğer Mustafa Kemal’i anlayabilseydi haliyle Süleyman Demirel anlardı.
 
Diyeceğim arabalara Türk bayrağı dikme ile “Vatansever”, binalara Mustafa Kemal resimleri asma ile “Atatürkçü”, kafaya sarık bağlayıp sakal uzatma ile de “Dindar” olamazsınız.
 
İlk önce neyin ne olduğunu öğrenmeli buna göre fikirleri ve anlayışları tartışmalısınız. Geçmişten ders almıyorsan istersen dağı taşı Atatürk resmi ile donat bir anlam ifade etmeyecektir.
Reklamlar

Kördür Münkirin Gözü

Miskinlikte buldular kimde erlik var ise
Merdivenden iterler, kim yüksekten bakar ise

Gönlü yüksekte gezer, dembedem yoldan azar
Dış yüzüne ol sızar, içinde ne var ise

Ak sakallı bir koca, bilmez ki hali nice
Emek yemesin hacca, bir gönül yıkar ise

Sağır işitmez sözü, gece sanır gündüzü
Kördür münkirin gözü, alem münevver ise

Gönül Çalabın tahtı, Çalap gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim bir gönül yıkar ise

Sen sana ne sanırsan, ayruğa da anı san
Dört kitabın manası, budur eğer var ise

Manada götürmüşler, kardaştan yar yeğrektir
Oğuldan dahi tatlı, eğer doğru yar ise

Gördün yarin doğrudur, baş kogil ayağına
Çıkar ciğerin yedir, eğer çaren var ise

Gördün yarin eğridir, nen var ise ver kurtul
Ululardan öğüttür, işittiğin var ise

Az söz erin yüküdür, çok söz hayvan yüküdür
Bilire bir söz yeter, sende güher var ise

Bildik gelenler geçmiş, konanlar geri göçmüş
Aşk şarabından içmiş, kim mana duyar ise

Yunus yoldan ırmasın, yüksek yere durmasın
Sinle sırat görmesin, sevdiği didar ise

Yunus Emre

Atalarım Hep Darbeciyse Demek Ki!

8 yıl evvel “Balyoz ve Ergenekon davaları saçma duruyor Fettullah içeride yapılanmış yargıya, eğitime, polise ve askeriyeye yerleşmiş bu çok tehlikeli” dedim “vay darbecisin yani” dediler nasılsa babam asker kökenli ya!
 
2016 yılındaki darbe girişimi için “mantık hataları var darbenin bu şekilde yapılması için ya salak olunmalı veya başka bir şey var. Haydi diyelim salaklar ve Fettullahçılar yaptı. Bunu daha önce söyledik ve uyardık bunun suçlusu hükümettir” dedim “vay darbecisin yani” dediler nasılsa babam asker kökenli ya!
 
Kafa bir aylık çalışıyor demek ki. Bir adım sonrayı göremiyorsun patlat “demek ki darbecisin yani komunistsin yani işte dinsizsin” yaftasını. Ve bir şey daha diyeyim madem diyorum lan duvar benim;
 
“AKP Fettullah’ın yapılanmasına bilerek izin verdiği yerleri temizleyip yerine başka tarikatçıları veya kendi parti yandaşlarını yerleştirmekte. Bakın bu çok tehlikeli ileride güç çatışması yaşanır iç karışıklık olur kanlar dökülür arkadaşlar”
 
Bu kısa yazıdan ne anladık? Darbeciyim…
 
Kalın selametle.

Hayırlı Olsun Krallığın

Darbeye kimse alkış tutmaz. Bu yüzden “darbeci” dediklerimiz hep kötüdür. Darbe organizasyonunda kendisine yararını görse bile muhalefet destek olmaz. Yaparsa yarın “e kardeşim sonunda olacaktı” der en fazla.
Girişimden iki türlü sonuç çıkıyor gibi görünüyor. Darbe olur ise hükümet yıkılır vs. Darbe başarısız ise “işte darbeye göğüs gerdik” denilebilir.
Tiran ise bunu düşünmüştür mutlaka. Zaten bir iki kez söylemlerde bulunulmuştu Balyoz zamanında. Darbeyi yapanlar başarılı olur ise büyük bir koz ortaya atar; İnsan!
İnsanları silahların önüne attı Tiran. Böylece sonuç iki türlüden tek tip yani kazan kazan sistemine dönüştü. İnsanlar başarılı darbeyi engelleyebilir darbeciler geri çekilebilir. İkinci seçenek ise darbeciler halkı uyarır olmadı ateş açar ezer geçer ve bir iç savaş çıkartır.
Görünen o ki darbe girişimi ordunun her kademesinden destek görmese de (zaten tarihte böyle bir destek görmemiştir fazla takılmayın) baya geniş kapsamlı bir girişim. Ordu birliklerinin hareketi askeri birliklerin müdahalesine uğramadığına göre darbeye katılmamış kenarda beklemişlerdir.
Her neyse gece saat 2 gibi yazdığım yazımdan sonuç olarak; bu girişim ister hükümet planlı olsun ister olmasın Tayyip Erdoğan’nın çok büyük bir zaferiyle sonuçlanmıştır.
Muhtemel yakın zamanda alacağı başkanlık ile kendi ailesinin soyunu ülke yönetiminde tutacağını düşünüyorum. Gelecek 15-20 yılın karanlık dönemlerinin artık daha da yakında olması da cabası sanırım. Darbe başarılı olsaydı daha iyi bir ülke olur muyduk bilemiyorum. İki ucu boklu değnek bu işler. Uzatmayalım;
Hayırlı olsun krallığın…

Milliyetçilik ve Sığınmacılara Bakış Açısı

Son zamanlarda yazılı ve sosyal medyada sıkça konuşulan bir konu beni rahatsız etmekte. Takip ettiğim ve beğendiğim birkaç arkadaş yine beni rahatsız eden bu konu hakkında uyarılar ve yazılar kaleme almışlar sağ olsunlar.

İster Suriye iç savaşı sebebiyle ister Irak’ta güç çatışması veya IŞID terörü sebebiyle olsun Türkiye Sınırları son 4-5 yılda yol geçen hanına dönmüştü biliyorsunuz. AKP hükümeti sınırları kontrol etmekte zorlanmasının yanında büyük bir sorumluluk örneği göstererek savaştan veya terörden kaçan bu insanlara sınırlarımızı açmıştır. Lakin bu “zorunlu göç” dalgasının kontrolü ile alakalı ciddi organizasyon eksikliği ve elbette maddi sıkıntı ister istemez nispeten kısa bir süre içerisinde durumu arap saçına çevirmeye yetti.

İlk önce şunu söylememiz gerekmekte; AKP hükümeti ister bir çıkar için isterse gerçekten yardım etmek için olsun bana göre devletlere örnek insani bir davranışta bulunmuştur. Savaştan kaçan insanları neredeyse hiç bir devlet kabul etmez iken biraz mecburi de olsa yardım eli uzatılması alkışlanacak bir harekettir. Tabi bana göre bu alımların amacı ülke üzerinden göç dalgasıyla AB’nin sıkıştırılması ve ileriki dönemde göç edenlerin vatandaşlığa geçirilerek kullanılmasıdır.

85155-dunyayi-sarsan-o-fotograf-gazetelerin-mansetlerinde.jpg

Bu konu hakkında beni şüpheye düşündüren ilk bulgu ege kıyılarının insan kaçakçılarına bilerek açılması (ki boğulmaların sorumlusu bunlara izin veren hükümettir) ve AB’den imtiyaz koparma olarak bunun kullanılmasıdır. Keza AB’nin istenilen yapılmaz ise “Suriye’lilerin salınması” ile tehdit edilmesi bunu doğrulamaktadır.

Konuyu dağıtmayalım; ikinci bulgumuz ise bu zorunlu sığınmacıların vatandaşlığa geçmesidir. Vatandaşlık mevzusu, bunun kanundaki yeri, o kadar işsiz varken bu nedir vs. gibi konuları başka bir yazı da konuşmak istiyorum. Uzun girişimizin asıl konusu hükümetin muhtemelen kullanmak istediği (oy ve ucuz iş gücü) bu sığınmacılara karşı son zamanlarda özellikle “milliyetçi” eksene dayanarak yapılan saldırılardır. Bu sebeple önce kendisini milliyetçi olarak gören arkadaşlarımız için bunun tanımını yapalım o zaman;

Milliyetçilik; ulusal sınırlar içerisinde yaşayan yurttaşların insanca yaşaması için verilen savaşın adıdır. Milliyetçilik bir ırkın, dinin veya mezhebin üstünlüğü başkasının kafasına vura vura anlatarak bunun üstünden böbürlenmek ve birilerini aşağılama sanatı değildir. 

Ülkemizde yaşayan farklı ırktan olan ve bize sığınmış bu insanlara bazı hakların verilmemesi, verilmesi veya verilecek olması sığınmacıların suçu değildir. Hepimiz vatanımızı seviyoruz ve gelecek için daha yaşanır bir ülke istiyoruz. Bu doğrultuda yaşayıp çocuklarımızı böyle yetiştiriyoruz. Özellikle muhalefet kanadı AKP hükümetini mezhep ve din ayrımcılığı yapmak ile suçlarken benzer bir ırkçı düşünceyi telaffuz etmek doğru olacak mıdır?

suriyeli.jpg

Gelen sığınmacılara vatandaşlık verileceği söylentisi üzerine bile ırkçı açıklamaların bu denli yükselmesi toplumun ve milliyetçilik kavramının yeniden düşünülmesini gerektirmektedir. “Suriye’lileri istemiyoruz gitsinler!” falan da nereye gidecek adamlar? Zaten savaştan kaçarak gelmiş muhtemel yakınlarını veya ailesini kaybetmiş bu insanlar ne yapabilir? Hükümete kızarak Suriye’den gelen insanlara karşı saldırgan tavır takınmak bize ne kazandıracak? Bu gibi konuları sakin kafayla ve düzgün bir şekilde düşünmek gerekmektedir.

Bu saldırgan tutum bize tek şey kazandıracaktır; Yükselen ırkçılık sonucu Karşılıklı nefret!

Irkçılık toplumların içinde her zaman bulunan ve gizlice uykuya yatmış bir kabustur. Yavaş yavaş kendini göstermeye başlar ve yuvarlanan kar topu misali gittikçe büyür. Sonunda kontrol edilemeyen bu olgu kocaman bir iç karışıklık, ırk veya mezhep cinayetleri ile yaşanamaz bir devlet ortaya çıkartır. Orta doğu, Afrika, Güney Amerika ülkelerinde bir çok örneği bulunmaktadır.

Savaşı ülkelerinden kaçıp buraya gelen insanlar istemedi bunu unutmayalım. Bu sebeple milliyetçiliğimize sahip çıkma ile faşizm arasındaki ince çizgiye dikkat etmemiz gerekmektedir. Son günlerde bu tarz propaganda afişleri ve söylemlerine özellikle dikkat edilmelidir. Bana göre birileri iç karışıklık amacıyla bunu kullanmaktadır. Lütfen dikkatli olalım.

Saygılarımla

Oyun

Eski yazılarımdan okumuşsanız babamın jandarma subayı olduğunu biliyorsunuzdur. Görev amacıyla gittiğimiz güneydoğu ve doğu anadolunun sınır şehirlerinde yaşam çok farklıydı. Halk geçim için mücadele verip terör ile devlet arasında sıkışıp kalmışken, babam ve silah arkadaşları görevlerden ölmeden dönmeye çalışıyordu.

Biz tabi çocuğuz o yıllarda. Bırakın arkadaşlar ile kaynaşmayı arkadaş bile zor buluyoruz. Hem güvenlik sıkıntısı hem de uyum sorunu beraberinde geliyor. 2 yılda bir şehir değiştirip gittiğimizden okula alışmak yeni arkadaşlarımla kaynaşmak ne mümkün?

Yine de yöre çocuklarıyla oyunlar oynuyoruz sürekli. Çocuk ne oynayacak? Top peşinde koşup kışın kızak yapıp kayıyoruz karlar üzerinde.

577d5f31f0dc1e125094332d.jpg

Bu masum oyunlar aklıma geldi bayram günü. Hatırladığım oyunlardan bir kısmı ise göründüğü kadar masum değildi sanırım. Kar topu savaşında bazı çocukların kar topu içerisine taş koyması veya boru ile üfleyerek atılan huni şeklindeki kağıtların ucuna takılan raptiyeler belli ki bazı psikolojik rahatsızlıkların işaretiydi.

Bunların dışında benim annemin oynamama izin vermediği bir oyuncak olan “silah” ile adam kaçırma ve silahlı çatışma bu yöre çocuklarının oyunuydu. Bu oyun olduğunda bende bazen elimi silah yapar (parası ve silah oyuncağı olmayanlar gibi) bir birimize yalancıktan ateş eder yaralar falan eğlenirdik. Annemin neden kızdığını anlayamazken hiç silah oyuncak almayışlarına sitem ederdim.

Yıllar sonra büyüdüğümde silahın, ateşin, ölen askerlerin, operasyonların, PKK’nın, terörün ve ölen şehitlerin içerisinde büyüdüğüm halde babamın silahının nerede olduğunu hiç bilmediğimi fark etmiştim. Hiçte merak etmediğim gibi birden “yahu bizim peder komutandı silahı yok mu? Nerede acaba?” diye sorduğumda Malatya taburunda 23 yaşımda teğmen olarak nöbet tutuyordum.

Belli ki ailem (özellikle annem) çocukların silah ile oynamasına karşı olmuş ve o yıllar için büyük bir öngörü göstermiş. Yıllar sonra Halep’te bayram günü temiz elbiseleriyle silah ile oynayan çocukları gördüğüm zaman bunlar aklıma geldi.

577d5f314967833ae078c58d.jpg

Çocuklar ciddi anlamda çatışma ortamından etkilenmekte ve büyüklerini takip etmekte. Yani yaratılan silahlı canavarların, şiddetin ve terörün suçlusu bu psikolojik travma ile büyüyen kişiler değil buna ortam hazırlayan aile bireyleri ve büyükleridir.

Lütfen eğer çocuklarınız var ise (veya yakınlarınızın) silah, bomba, bıçak, kılıç vb. oyuncaklarını ellerinden alın ve çöpe atın. Sizden ricam bir daha bu oyuncakları almamanız ve çocuğunuzu ciddi anlamda bu tür oyunlar oynamaması için uyarmanız.

Herkese hayırlı bayramlar ve mutlu yarınlar diliyorum hoşçakalın.

Kars

Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Kars’ı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası

Sen küçüğüm sımsıcak
Ne derler ona – bu kızakta
Boyuna türküler yakıyorsun ya
Sanki her türküden sonra
Hohlasan gök buğulanacak

Anla ki her durakta
Yok sınırları aşkın
O iyi yüzlü Tanrı
Beklesin dursun bizi
Kurduğumuz rahat tuzakta

Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan geri
Senin bir elinde bir mendil
Öbüründe kuş sesleri

Cemal Süreya