Yeni Türkiye’de Bilim

Hayırlı olsun Türkiye..

Son üç aydır haftada bir veya iki haftada bir yapılan, dünyanın sayılı bilim insanlarından olan Prof.Dr.İlber Ortaylı ve Prof.Dr.Celal Şengör’ün konuk olarak katıldığı Teke Tek Özel programı yayından kaldırıldı. Program sunucusu Fatih Altaylı’nın sözleri ve hareketleri durumun emir verilerek yapıldığını göstermekte.

Program benzer şekilde yayından kaldırılan Tarihin Arka Odası isimli programdan sonra yayından kaldırılan ikinci tarih programı oldu.

Ne anlatılıyordu bu programda? Bilimsel verilerle tarih ve genel kültür konuşmaları ağırlıklı olmak üzere “bilim” anlatılıyordu.

Yabancı ülkele üniversitelerinin seminer yapıp “lütfen gelip bize bir şeyler anlatın” diyerek kürsü açtığı, misafir hoca olarak çağırdığı, bir çok yabancı yayına, kitaba veya makaleye imza atmış iki büyük hocanın kültür konuşmalarını anlatıyordu.

Fazla geldi evet. Televizyondan Columbia Üniversitesi’nin yıllık araştırma için ayırdığı bütçenin 3 milyar dolar olduğunun anlatılması fazla geldi. Osmanlı’nın İstanbul’u aldıktan kısa bir süre sonra Kristof Kolomb’un keşif için gezerken nasıl “mal” gibi bu keşiflere seyirci kaldığımızın anlatılması da fazla geldi. Osmanlı’nın nasıl bilimden uzaklaşarak tarikat ve hurafe peşinde bok batağına sürüklenildiğinin anlatılması ki hele çok çok fazla geldi ülkeye.

Dikkat ederseniz “Teke Tek” programı değildir kaldırılan. Bu iki büyük profesörün katıldığı “Teke Tek Özel” programıdır asıl hedef. Yıl başındaki programda Fatih Altaylı’ya gelen bir mailde seyirci şunu söylüyor Altaylı’la; “Efendim programınıza keşke dini ne olduğu belli olmayan adamları çıkaracağınıza Kadir Mısırlıoğlu gibi müslüman tarihçileri çağırsanız daha iyi olur”. Fatih Altaylı bu mesaja sinirlenip “Beyefendi benim için kişinin hangi dinden, hangi ırktan olduğu önemli değil. Ben bilgiye bakarım, bilime bakarım. Sizin söylediğiniz kişiyi tanımam. Bilgisi kabul ediliyorsa onuda çağırırız yoksa gerisi ile uğraşamayız” diye cevap veriyor.

20150420095502_fft16_mf1944254

İşte budur “Yeni Türkiye” arkadaşlar;

Müslüman adı altında otorite kabul ettirilmek istenen paranoyak, yalan ve cehaletle dolu irin yuvası sözde adamların hikayelerini dinlettirmeye çalışmaktır Yeni Türkiye!

Hayatında bir tane kitap okumamış adamların “Alo Fatih” telefon hatlarıyla bilimi yasaklaması, kendi örümcek kafalı dünyalarında yarattıkları ütopik arap ümmetçiliğini övmek, her fırsatta suçu dış mihraklara yıkarak elinde ne var ise satmak, çalmak, çırpmak yok etmektir Yeni Türkiye.

Ve yukarıdaki iki hocanın yine ünlü bazı bilim insanlarını program konuğu olarak ayarlamışken dünyaya yeniden rezil olmamızdır. Darwin yılında Bilim Ve Teknik dergisinin Darwin kapağına tahammül edemeyen asıl maymun soyundan olanların evrimsel mücadelesidir bu.

Bir kez daha ülkede yaşadığımıza utanacağımız şeydir aslında.

Sonra “Türkiye bilimsel olarak gerekli çalışmaları yapmaktadır” falan. Çok cahilsiniz abi keşke ölseniz ve lütfen ölün artık.

“Yeni Türkiye’de Bilim” için 5 yorum

  1. Azizim, bu yazığı neşrettiğiniz gün “en tehlikesi kesim okumuş kesimdir…okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” diyen rektör yardımcısının haberini okumamız ne tesadüf. O da Yeni Türkiye’nin rektör yardımcısı. Bu adamlar bir de profesör ünvanını taşıyorlar. Her gün biraz daha utanıyorum bu ülkenin pasaportunu taşımaktan.

    1. Dinledim kendisini Onur bey ne yazık ki. Facebook’tan paylaştım hatta. Orada söylediğim gibi aslında bu bir itiraftır. Sürekli bahsediyoruz; Otokratik ve tek adam yönetimi ile ayakta durmaya çalışan liderler/tiranlar için en büyük engel sanattır, bilimdir, entellektüel aydınlardır. Çünkü bu argümanlar toplumun kalkınması ve modern bir medeniyet olmasındaki ilk yapı taşlarıdır.

      Bu sebeple ilk fırsatta sanata, sanatçıya, bilim adamına ve eğitilmiş kadına hakaret eder onu sürekli aşağılarlar. Bahsettiğimiz adımlara sahip olamamış toplumlar cahillik bataklığından kurtulamaz. Eleştiriden, dürüstlükten, hukuktan ve demokrasiden habersiz olur. İçgüdüsel olarak haksızlık yapsa da güçlünün yanında yer alır.

      Bu konu ile ilgili çok güzel bir kitap var bilirsiniz; Sineklerin Tanrısı diye. Bu bahisle ilgili birde yazı yazmıştım.

      Yani çok eskilere dayanır bu bilime düşmanlık. Sebepleri ve sonuçları bellidir. Şu kelimeyi kullanan bir öğretmen kendini doğru değerler ile yetiştirememiş ne yazık. Onun yerine anlattığım şeyleri bildiği halde tiranlığa giden yolu savunmakta.

      Ama kolay pes etmeyeceğiz. Çok farklı hayat görüşlerine sahip insanlar tanıdım. İnsani değerleri savunan %10’luk bir kesim var gibi görünüyor. Bunlar teslim olmadan ülkeyi ele geçiremeyecekler. Ben ümidimi kaybetmemeye çalışıyorum.

  2. Üstadım, Sineklerin Tanrısı ile alakalı bir vazife yapmıştım lisedeyken. O yüzden iyi biliyorum eseri. Sizin o yazınız da ilk okuduğum yazılarınızdan.

    Tespitlerinizi kesinlikle katılıyorum. Velakin ben Türkiye’nin geleceğine sizin kadar ümitle bakamıyorum. Yüzde onluk kesim ne yapabilir? Türkiye tarihini okumak beni daha da ümitsizliğe sevk ediyor. Düzelmeye dair herhangi bir emare bulamıyorum. Dilerim siz haklı çıkarsınız.

  3. Tarihi oldukça iyi okudum araştırdım ve hala öğreniyorum. Özellikle modern devlet yapıları ve demokratik sistem kurma basamakları oldukça çetrefilli süreçlerin sonucunda oluşturuluyor.

    Mesela Fransa tarihi. Yine burada yazdığım Emile Zola’nın Suçluyorum isimli yazısı, bir Hugo, Diderot, Rousseau, Voltaire gibi bir çok aydın yazarın düşünce akımları ile bir başkaldırış. Sonra yeni bir tiranın oluşumu yeniden başkaldırış ve yeniden yeniden ve nihayet modern bir oluşum kuruluyor (size bahsetmiştim kısa bir Yakın Fransa Tarihi yapacağım okuyacaksınız inşallah).

    Mesela Almanya. Daha 75 yıl evvel kafatasçı bir tiranın peşinden gidilen felaket yoldan nasıl toplum olarak dönüşüm geçirdiler. Şu an Alman bir bakan rüşvet almak ile itham edilse koltuğunda oturabilir mi? Yada Merkel “müslüman dölleri” dese ertesi günü görebilir mi?

    Ve diğerleri. Bu ülkelerin elbetteki bu süreçte hataları olabilir. Fakat farklı kulvarlarda olsalar da bir şekilde en azından hukuksal ve demokratik anlamda belli bir seviyeye ulaşmışlardır.

    Unutmamamız gereken nokta bu iş kolay değildir. Mustafa Kemal bizim için bir sıçrama tahtasıdır. Onun hareketi bizi 50-60 yıl ileriye attı. Bunun devamını getirmekte zorlanıyoruz. Tekrar tiran oluşumuna dönülecek mi? Bu o kadar kolay değil. Çünkü oy ile sahip olunan kesimler bilinçli bir 4-5 milyonun önüne çıkamaz. Ülkenin bir kesimi sahip oldukları iyi kötü demokratik sisteme sahip çıkacaklardır. Gerekirse çatışır ve ölürler emin olun.

    Çatışmadan insanca kazanılamayacağını görmek gerçekten çok üzücü. Uzun mücadelenin zaferi ise çok uzakta biz göremeyiz muhtemelen. Ama bu işler böyledir.

    Zaten bu aptalca yönetim anlayışının tek sebebi insanlarımızın demokrasi için mücadele etmemesinden kaynaklanıyor. Sivil demokrasi hareketi olmadan da olmuyor görülen budur.

    Size de hep uzun yazıyorum mazur görün.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.