Yakın İktisadi Tarih IV

Bir önceki yazı için buradan

Korumacı – Devletçi Sanayileşme 1930-1939

1) 1929 yılında bütün Dünya’da yaşanan ekonomik buhran sebebiyle ithal edilen malların ve hammaddelerin fiyatları düşmüştü.

2) Büyük oranda hammadde ihracatçısı olan Türkiye bu durumu kullanarak ithalata karşı cari açığını kapatma ve kara geçme olarak kullandı.

3) Bağımsız siyasi kanada sahip olan ülkemiz 1930 yılı sonrası iktisadi olarak da özgürlüğüne kavuşmuştu. Çıkarılan yasalar ile ithal ürünlerin ticaretine sınırlamalar getirdi. Amaç yerli üretimi artırmak ve ithal ürünler ile rekabetini sağlamaktı.

tmbb.jpg

4) Yerli devlet destekli ve milli bir sanayi kalkınma hareketine böylece başlanmış oldu.

5) Dış sermaye girişi bu tarihten itibaren istenmemiştir. Osmanlı devletinin borçları dolayısıyla sattığı veya el konulan yabancı şirketler tek tek geri alınmaya başlandı. Yine satılan enerji, ulaşım ve haberleşme ağları tekrar millileştirildi.

6) O zaman ki tarım bakanı şimdiki gibi “et pahalı ne yapacağız dışarıdan ucuzunu getireceğiz böylece halkımız ucuz et yiyecek efendim” diye salak saçma açıklama yapmamış, dış ticaret ile ucuza getirilip yerli üreticinin batmasına sebep olan yabancı ithal mallara kotalar ve fiyat sınırları vergiler ile konulmuştur.

7) Ekonomik yük böylece sanayi ve tarım arasında bölüştürüldü. Pamuk, buğday başta tarım ürünleri yaklaşık 10 yıl boyunca sabit fiyatlara satıldı ve dünyadaki büyük buhrana böylece direnebildi.

8) Reel ürünler sabit gibi görünse de sanayinin ve dolayısıyla memur/işçi sayısındaki artış eski işçi maaşlarının yükseldiğini göstermektedir.

ikk 2.jpg

Yani 1929 yılı sonrası devlet Lozan anlaşmasıyla tam olarak destekleyemediği ve kotaları koyamadığı iktisadi politikalarında bağımsızlık kazandığı gibi gerekli hamleleri yapmıştır. Kapitalist ülkeler sanayi devrimlerini yaparak çok ucuza mal edilen emperyalist ürünlerin açık pazarlarda yine çok ucuza satılarak yerli ekonominin çökmesi ve akabinde borçla kendine köle etme ilkesi bu sayede kırılmıştır.

Borç almanın olmadığı, ithal ürünlerin yerli üreticiyi ezmemesi için kotaların konulduğu, yerli üretimi için devlet desteğiyle bir türk burjuvasının yaratıldığı, sanayileşmeyi amaçlayan ama bunun yanında tarıma da oldukça destek verilen 1929-1940 yılları cumhuriyetin altın çağı olmuştur.

Çözüm basittir aslında. Bu yukarıda yapılanların dışında iktisadi olarak ülkeyi borç batağına sürükleyen, “yerli malı neymiş o devirler geride kaldı artık” diyen şerefsizlerin peşinden gidip ithal mallara saldıran, tarımsal alanda üretimi bitirip krizlerde yerli üreticinin sorunlarından ziyade “nereden daha ucuza mal alırım’ın” derdine düşen hükümetlerin gelişiyle bu hale düştük.

“Efendiler, ekonomik alanda düşünür ve konuşurken, sanılmasın ki dış sermayeye karşıyız; Hayır bizim memleketimiz çok geniştir. Çok emek ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza uymak şartıyla dış sermayelere gerekli olan teminatı vermeye her zaman hazırız. Yabancı sermaye, çalışmalarımıza eklensin ve bizim ile onlar için yararlı sonuçlar versin.

…Geçmişte Tanzimat Devrinden sonra yabancı sermaye, üstün hakları olan bir yere sahipti. Devlet ve hükümet, dış yatırımların jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni millet gibi Türkiye bunu uygun bulamaz. Burasını esir ülkesi yaptırmayız!”

İzmir İktisat Kongresi

Mustafa Kemal Atatürk

Ülkemizin iktisadi politikalarını anlatmaya devam etmekle beraber Cumhuriyet tarihi hiç bir dönem boyunca 11 yıllık iktisadi büyüme ve kalkınmayı yapamamıştır. Ne acıdır ki ülkemizi, Osmanlı devletini emperyalizmin kucağına düşüren borç alma ve ithal ürün tuzağına takılmaktan yine kurtaramadık. Kurtaramadık derken kurulan çok partili hükümetler döneminde yeniden borç almaya, yeniden ithalata dayalı, markalaşmadan, kaynakları satarak yönetildik ve hala öyle yönetiliyoruz.

İnsanlar “vatan hainliği” kavramının sadece dağda askere, polise veya sivile ateş açmayla oluşabileceğini sanmaktadır. Tam tersine asıl vatan hainliği yukarıda anlattığım iktisadi kalkınma politikalarını terk edip yeniden borca, ithalata, satmaya yönelerek sözde büyüme gerçekleştiren ve ülkenin bütün geleceğini satan yöneticilere biçilecek bir kelimedir. Bu yöneticiler/askeri paşalar yakın siyasi tarihimizde bu yönelmeleri sayesinde amerikan/ingiliz/israil şirketlerine yönetici/müdür/ortak olarak zenginleşmişlerdir.

Genel olarak orta sağ dediğimiz felsefeye ait olan bu düşünce anlayışı aslında liberal ekonomik büyüme kisvesinde görünür. Gerçekte ise kendini ve yakınlarını zengin etme üzerinden ülke insanlarının geleceğini ve geri dönülemez yıllarını satar. Ortak özellikleri genel anlamda muhafazakar geçinen, camii yapan, yeri gelince milliyetçilik üzerinden yeri gelince Atatürk üzerinden prim sağlamaya çalışan, geçmişin etnik/dini/mezhepsel kutuplaşmalarını körükleyerek kendisine yöneltilen suçlamaları karşısındakini dinsizlik/yahudilik/komünistlik/siyonistlik ile suçlayan kişi/grup ve organizasyonlardır. Seslendiği taban genel anlamda az eğitimli, dini muhafazakar, sorgulamayan, itaatkar ve kolay yönlendirilebilir kişilerden oluşmakla beraber bundan nemalanan ve durumu bilen kişilerin üst tabakayı ile beraber yapı tamamlanabilir.

MerinosAtaturk2
Atatürk’ün İktisat Bakanı Celal Bayar Ne Acıdır Ki 1950’li Yıllarda DP İle Savunduğu Milli İktisat Düşüncesini Terk Ederek Ülkemizi ABD’nin Uydusu Yapanlardan Birisi Olmuştur

Yine ortak olarak çocukları askere gitmez ama halkı vatan millet edebiyatı ile savaşa götürür, birden zengin olurlar olamayanı salaklıkla suçlarlar, dindar görünürler, sürekli Allah derler ve islamın takvasından hoşgörüsünden dem vurup ilk fırsatta rakibinin boğazını sıkarlar, yahudileri/ABD veya Rusyayı sevmezler ülkede bir sıkıntı varsa suçu bu “kökü dışarıda dış mihraklara” atarlar ama büyük oranda kendi şirketleri aracılığıyla onlarla ticaret yaparlar, şirketleri/evleri/yatları/rezidansları/çiftlikleri vardır.

Paşalar ise askeri anlaşmalar peşi sırasında yabancı şirketlerde müdürlük veya danışmanlık alırlar, bakanlar ise öncesi veya sonrasında yine yabancı şirketlerde yöneticilik/müdürlük veya danışmanlık alırlar. Bakanlar genel olarak yasal olmayan bu döngüde kolay kullanılması için yakın akrabalardan seçilir.

Bu yazdıklarım neticesinde hala olayı idrak edemeyip ülkemizin şimdi borcunun olmadığını, ithalata dayalı ekonomik büyüme politikasıyla kocaman cari açığa sahip olmadığını, eğitimin düzeldiğini, markalaşmanın arttığını, yabancı şirketlerin geri alındığını vs düşünüyor ise buyur yol senin arkadaşım.

İktisadi politikaları ayrıntılarıyla değil bu şekilde genel olarak yazmayı daha uygun gördüğüm için kısa tutuyorum. Zaten yazılarımız oldukça uzun oluyor.

Sonraki yazıya buradan

Reklamlar

“Yakın İktisadi Tarih IV” için 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.