Şekerden Kıssadan Hisse

Size bir hikaye anlatayım. Halktan birisine “sen ne ayaksın olm?” diye sormuşlar. Oda anlatmaya başlamış;
 
“Devlete, halka kızdık. Bize haksızlık yapıldı. Yardım istedik, hakkımızı istedik. Devlet bize hakkımızı vermiyordu. Madem öyle deyip aldık elimize silahı. Kah orada, kah burada bizde devletin polisini, askerini, öğretmenini öldürdük. Dağlarda köpek gibi geberdik, mücadele ettik. Kimse bizi dinlemedi. “Ne istiyorsun?” diye konuşamadık. Tam 25 yıl savaştık. Bir gün devlet bize “gel senle konuşalım yeter artık bize saldırdığın” dedi. Şartlarımızı sunduk. Devlet dediğimiz kişilerle anlaştık. “Meclise girelim, artık savaşmak istemiyoruz sesimizi duyurmak istiyoruz” dedik. Sonradan devlet verdiği sözleri tutmadı, meclise girmememiz için barajı düşürmedi. Ama seçimde barajı geçtik. Artık resmi olarak ilk defa hem de partice meclise girdik. “Savaşı bitirmek istiyoruz, kan akmasın. Şartlarımızı dinlemek zorundasınız artık” dedik. “Beş yıldır görüşüyoruz sona varalım” dedik. Sonra konuşmalara başladık. Devletin bize verdiği sözleri hatırlattık. Yapılan yolsuzlukların hesabını sormak istedik. Sonra….
 
Biz polise, askere, okullara tekrar saldırdık. Seçimi meçimi bıraktık. Katil devleti yok edecektik!..”
 
Araya girmiş soran kişi;
 
“Yahu bunda bir yanlışlık var bilader, seçimi kazanmışsınız barajı geçmişsiniz. Devlet sizle zamanında da görüşmüş. Ne demeye tam hükümet görüşmeleri sırasında bunlar değerlendirilirken saldırıyorsunuz?”
 
Tam cevap verecekken Tv’den AKP genel başkan yardımcısı Mustafa Şentop konuşmaya başlamış “Türkiye’de parti kapatmanın bir tek sebebi vardır. O da siyasi partilerin terör örgütleriyle ilişki içerisinde bulunması. Açıkça teröre ve şiddete çağrı yapması bunlarla ilişki içerisinde bulunması kapatılma sebebidir”…
 
Soran adam cevabını bu şekilde almış
Reklamlar

Yakın Siyasi Tarih – III

Bir önceki yazı burada…

16) Mecliste yerel diller kabul edildi. Araplar anadilde eğitim istiyorlardı mesela. Arap bölgesinde ana dil Arapça yapıldı (yerel dil isteyenler için bu tarihsel gelişmeler ve dağılma sebebi örnek teşkil edebilir). Bir bilgi verelim. Fransa devriminden çok öncesinde bile araplar Osmanlıyı ve yönetimini istemiyorlardı. Her fırsatta ayaklanmışlar, en zor anlarında arkadan saldırmışlar hatta bağımsızlıkları için haçlılar ile görüşmeler bile yapmışlardır. Osmanlı dağılma sürecinde de zaten “yıllarca beraberiz kanka ayrılmayalım” demeleri beklenemezdi. Zaten dünya savaşında çoğu arap bölgesi cihada uymayacak ve İngiliz/Fransız askerleriyle beraber Osmanlı devletine baş kaldıracaktır. Peki bu ihanet midir? Bana göre Araplar yüzyıllardır kendilerini yöneten, halifeliği çalan, vergi koyan yaşantılarında istemedikleri bir unsur. Daha doğrusu özgürlük isteği ihanet olarak algılanmamalı. Tabi Osmanlı rüyasına yatan arkadaşlar bunu anlayamıyor veya tam tersi arap düşmanları. Arapların istediği özgürlüktür buda son derece doğaldır.

17) İttihatçıların düşüncesi İslamcılık akımına doğru yönelmeye başladı çünkü batıcılık taraftarları harici bahaneler ile sağa sola sürgün edildi. Daha önceki yazıda söylediğim gibi Mustafa KEMAL dahildir çünkü batıcıdır. Bu düşünceyle bir Türk-Arap toplumu hayali vardı bir nevi ümmetçilik. Dikkat ederseniz ittihatın beceriksizlikleri Mustafa KEMAL’e atılır. Halbuki bu yıllarda sivrilen Enver paşa onu batıcı olduğu için sürmüştü.

enverpasa
Enver Paşa

18) Yaşlı paşalar ve bir çok asker ki 1100 kişi ordudan emekliye ayrıldı (bazıları bu tasfiyeye dahildir)

19) I.Dünya Savaş’ı gelince Almanya ile gizlice ittifak anlaşması yapıldı. 2 Ağustos 1914 yılında ki anlaşmaya Sait Halim, Talat Paşa, Enver Paşa ve meclis başkanı Halil imza attı (işte bu türk/arap ümmetçilerin başları bunlardır)

20) Elbette diğer ittihatçılardan bunlar kaçmaz hacı bu olay ortaya çıkınca büyük tepki çekti. İtilaf devletleriyle görüşme yapılması kararlaştırıldı. İtilaf devletleriyse zaten yakın gelecekte çok kolay ele geçirecekleri Osmanlı devletini aralarına almak istemediler. (Burada yine bir iddia vardır. İttihatçılar savaşa girdi çünkü salaklardı türü. Şöyle bir şey hakim o sıralar. Balkan yenilgisinden sonra Edirne alınmış hafif bir “geri dönüyoruz” gazı var. İkincisi bu ümmetçiler tekrar imparatorluğu kurmak istiyorlardı canı gönülden. Onları bu düşüncelerinden dolayı kötülemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dediğim gibi biz “vatan haini” sıfatını çok gereksiz kullanıyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışan insanlar bunlar. İktisadi olarak batmış olan imparatorluğun bir çıkışa ihtiyacı var. Kapitülasyonlar ve gümrük anlaşmaları hükümetin sanayide atılım yapmasını ve yabancılara komple satılan şirketleri tekrar almasını engelliyor. Ve kapıda bekleyen dünya savaşında mecburen bir hamle yapılması gerekiyor. Ya Almanya tarafında yer almak ya da itilaf devletleri dediğimiz İngiltere tarafında yer almak. Fakat şöyle bir şey var. Rusya’da I.Dünya savaşı sonrası bolşevik isyanı sonucu çar devrilince imzalanan gizli anlaşmalar ortaya saçıldı. İttihatçılar İngilizler/Fransızlar ile savaşta beraber hareket etmek istemiş ama kabul edilmemişti. Osmanlıya “sen savaşa girme hacı” diyorlardı sadece. Gizli belgelerde ise İngiltere/Fransa/Rusya savaştan önce Osmanlı devletinin zaten parçalanacağını ve kapıdaki I.Dünya savaşı sonrasında kim nereyi alacak, nasıl alacak anlaştıkları ortaya çıktı. İşte kanıtla beraber o dönemin ittihatçıları bunu tahmin etmişlerdi. “Zaten ekonomik bağımsızlık yok, Almanlar yenilir ise sıra bize gelir” düşüncesiyle hareket edilmiştir. Kazanılır ise balkanlar ve arap bölgesi tekrar alınabilirdi. En kötü müslüman coğrafya alınır deniliyordu (ümmetçilik böyle bir şey işte). Bu düşüncelere hepsi sahip olmamakla beraber, batıcı fikirlere sahip kişiler sürgün edildiği ve yönetim Enver Paşa ve saz arkadaşlarında olduğu için kendileri meclise sormadan savaşa girdiler. Durum budur yani kaçınılmaz olanı yaptılar. Bunun iktisadi boyutunu ise ileride yazacağım daha iyi anlayacaksınız)

21) Savaşa yinede girilmek istendi çünkü ciddi anlamda paraları yoktu. İtilaf devletleri savaş dolayısıyla kredileri kesmişti. Edirne’nin geri alınması bir cesaret getirmiş, yeniden büyük Osmanlı İmparatorluğu hayali zihinlerde canlanmıştı yüzler gülüyordu. Millet vekilleri tekrar büyük yeni Osmanlıyı kurmanın o düşüyle birbirlerini itekleyip cimcikliyorlardı. Enver paşa Edirne’yi almıştı tekrar balkanlar neden geri alınmasındı? Hem dünyanın en büyük devletlerinden birisi olan Almanya ile beraber olunmaz ise sıranın kendilerine geçeceğini düşünüyorlardı.

22) İki Alman gemisi hükümete danışılmadan limana sığındı (resimler aşağıda). Ortalığı yatıştırmak için satın alındığı açıklandı. Yine hükümete sorulmadan karadenize açılan bu gemilerin gidişi sonrası 3 nazır bunu kabul edemeyerek istifa etmişti. Enver paşa tek başına büyük kumarı oynayacaktı

Goeben, Großer Kreuzer Stapell.: 28.3.1911 "Goeben" in der Steniawerft (vor 1917) Bosporus vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot "Kubanez" als Mutterschiff des Bergeverbandes
Goeben, Großer Kreuzer
Stapell.: 28.3.1911
“Goeben” in der Steniawerft (vor 1917)
Bosporus
vor der Werkstatt rechts das desarmierte Kanonenboot “Kubanez” als Mutterschiff des Bergeverbandes

23) Dikkatli okuyun buraları; İttihat hükümeti 9 eylül 1914 yılında savaşı fırsat bilerek kapütülasyonları tek taraflı kaldırıldı. İtilaf devletleri II.Abdülhamid’i yıkmada destek verdikleri ittihatçıların son zamanlardaki davranışlarına karşı ilerde yapacaklarını biliyorlardı. Kolay gaza gelen bu vatansever milliyetçilerin icabına bakılacaktı elbette. Sadece Almanya 1917 yılında bu kaldırmayı resmen kabul etmiştir

24) 11 Kasım 1914 yılında savaşa girdik ve 23 Kasım 1914 yılında ise Cihad ilan ettik

25) Aslında yazacaklarımdan bir sonuca ulaşabiliyoruz. Şöyle diyeyim; İttihat tamam kimseyi dinlemeyen ve dik kafalı yönetime sahipler fakat hareket alanları zaten çok kısıtlı durumda. Ekonomik olarak borç içinde bir devletin hükümetinden bahsediyoruz. Madeni, yolları, rayları, limanları, haberleşmesi, iktisadi yaşamı, şirketleri vs. bir çok alan zaten ya yabancıların tamamen elinde yada büyük bir kısmına sahipler. Yetişmiş nitelikli insan yok ve her şey ithal ediliyor. Savaş başlangıcıyla beraber ilk defa özgür yasalar çıkartılmaya başlanıyor mesela kapütülasyonlar kaldırılıyor hemen ekonomik bağımsızlık için. (sen şu anda hükümetini ekonomik bağımsız mı sanıyorsun bre gafil arkadaşım hey gidi)

26) Yerli şirketleşme için esnaflar teşvik ediliyor. Zaten dönem dönem bunun için çalışmalar yapıyor İttihat hükümeti. Hani söyleniyor ya hep “II.Abdülhamid han efendi hazretleri zamanında yapılan yatırımlaaaar!” diye. 1908 yılında yani II.Abdülhamid zamanında yerli şirket yüzdesi kaç biliyor musunuz? %3 (üç)

27) Yani neymiş atmayla olmuyor. Yabancı şirket sayısının fazlalığı ekonomik bağımsızlığı savaş zamanı bitirdiği için hızla yerli şirketleşme kanunları ve teşvikleri çıkartılıyor ve 1918 yılında yerli şirket yüzdesi %38 civarına getiriliyor.

28) Yazışmalar ve kayıtlarda yabancı dil kaldırılıyor ve Türkçe zorunlu hale getiriliyor. Yerli üretimin ilk etapta korunması ve teşviki, sonraki dönemde serbest piyasaya geçilmesi (devletçilik) planlanıyor.

29) Bu girişimleri dişlerini sıkarak izleyen emperyalist ülkeler hesabını soracakları günü bekliyorlardı. İyi niyetli olsalarda beceriden yoksun olan İttihat takımı ne yazık ki patlamak üzereydi. Enver paşa Sarıkamış harekatında 60 bin askeri dondurarak öldürdü. Cemal paşa ise 35 bin kişiyle Süveyş kanalını geçemeyerek geri döndü. Artık devlet içinde savunma yerlerini tekrar düşünmek ve değerlendirmek gerekiyordu.

30) Enver paşa çok iyi bir asker olan Mustafa Kemal’i 19 Temmuz’da tekrar aktif göreve çağırdı (günaydın paşa) Çanakkale savaşında çok kuvvetli birliklere sahip olan itilaf devletleri yenildi. Çanakkale savaşının sonucu olarak Bulgarlar türklere güvenip ittifaka katıldı.

31) İngilizler Bağdat’ı 11 Mart 1917’de ele geçirdi. Ruslar 5 ayda neredeyse bütün doğuyu taarruzla alıp Erzincan sınırına dayandı.

030Arab

32) İngilizler ile anlaşan Mekke emiri Şerif Hüseyin “Cihad mı o da nedir bir kuş türü mü?” diyerek Osmanlıya bu en fazla lazım olduğu zamanda isyan etti. Mustafa Kemal’in yazılarında bu savaştan 10 yıl evvel arap yörelerinin bir çok yerinde kimsenin Osmanlı askerlerini istemediğini, bu cahil ve medeniyetten uzak bedevilerin ilk fırsatta devlete isyan edeceklerini belirtmiştir. Zaten burada gördükleri Mustafa Kemal’in olası Türk-Arap İslam devletinin mümkün olamayacağına inandırmış, Osmanlı devletinin medeniyetten geri kalmasının suçunu arapların görgüsüzlük ve çarpık dini inanışlarına bağlamıştır. Burada gördükleri yaşamında ve kuracağı devlette önemli etkilere sebebiyet vermiştir. Arap nefreti ve islamın bu denli cahil bir şekilde uygulanmasının kabul edilemez olduğunu düşünmüştür. Keza sonradan islam ile cahil halk kitlelerinin sahtekarca yönetildiği fikrine doğru kaymış ve ancak “laik devlet” yapısıyla bu cehaletten kurtulunabileceğine inanmıştır. Birliğin ancak anadolu topraklarında yeniden kurulabileceğini düşünmüştür. Diğer görüşlerini kültür devrimleri bölümünde tekrar anlatacağım. Elbette Enver paşa onun bu  düşüncelerini kabul etmemiş ve sürmüştür neyse. Neyse durum budur devam edeceğiz

Sonraki yazı için buradan

Yakın Siyasi Tarih – II

Bir önceki yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Devam edelim;

İttihatçılar meclisi kurmak için kaçınılmaz olanı yapıp hükümeti 1908 yılında ele geçirmişlerdi. Kendi iç anlaşmazlıklar ve tasfiyeleri anlatalım. Yani dediğim gibi ne parti, ne bu gruplar öyle tek kafa hareket eden şeyler değil. Devam edersek;

1) Mecliste hükümet dağıtmayı zorlaştıran yasalar çıkartıyorlar

2) Gazetelere basın özgürlüğünü geri veriyorlar ve II.Abdülhamid’i tahttan indiriyorlar

3) Fakat Hürriyet ve İtilaf isimli partinin (muhalefetteler) seçimi kazanmasıyla şoke oluyorlar ehehe

4) Tabi ittihat bunu istemiyor. Hükümeti dağıtmayı zorlaştıran kanunu değiştirip hükümeti zırt pırt dağıtıyorlar. Yeni şaibeli bir seçim sonucu İttihatçılar seçimi tekrar kazanıyorlar

5) Trablusgarb’ta İtalya’ya yenilgi geliyor daha doğrusu yönetimden zaaf yaşanıyor

balkan

6) I.Balkan savaşına giriliyor 1911-12. Tekrar toprakların kazanılması amaç ama olmuyor kötü yönetim ve beceriksizlikler neticesinde savaş kaybediliyor. İttihat dediğim gibi bir şeyler yapmaya niyetli ama yapamayan ve birbirini dinlemeyen adamlardan meydana gelmekte bu sıralar.

7) Arada belirtelim o dönemdeki mecliste ve etraftaki düşünce akımlarını daha açıklayıcı olacaktır bu dönem. Genel olarak 3 akım olmakla beraber birde sondaki eklenebilir yani;

a) İslamcılık; Osmanlı ulusunu ve islam birliğini isteyenler. Yani padişahlık olmasın veya kısmi olsun, Osmanlı ulusu farklı kökene rağmen islamcı yani ümmetçi anlayışla devam etsin.

b) Garpçılık; Batıya hayran olanlar ulus çizgisinde gidenler. Bunlarda batıda şekillenen cumhuriyet, demokrasi, sanat, kültür vs. akımlardan etkilenip, medeniyetin artık batıya geçtiğini, onları takip ile tekrar medeni devletler arasına girilebileceğini düşünenler

c) Türkçülük; Türk turan birliğini savunanlar.

d) Sosyalistlik; İşçi sınıfı destekli örgüt (fakat sanayi olmadığından çok azlar)

8) Balkan savaşında sıçıp sıvayınca hükümet içinde yoğun tartışmalara giriliyor. Aslında çokta kötü bir silahsal durum olmadığı halde ciddi beceriksizlik var elbette. Fakat şans kapıyı çalıyor ve savaşı kazanan balkan devletleri toprakları paylaşamıyor iyimi 🙂 Bulgarlar, Yunanlılara ve Sırplara saldırıyor. Bu fırsattan istifade bizimkilerde Edirne’ye saldırıp geri alıyorlar ve müslüman bölgeyle sınır hattını çiziyorlar 1913

Greek_Artillery_Balkans

9) Enver paşa bu sıralarda sivriliyor. Sultan Reşat’ın kızı Naciye Sultan ile evlendiriliyor (kızın 12 yaşında olması evliliğin siyaseten yapıldığını gösteriyor aslında). Saray burada hükümette adamı olsun diye uğraşıyor.

10) Saraya bu yakınlaşmadan sonra Enver paşa muhtemel sivrilen batıcı ve padişahı istemediği bilinen bazı komutanları merkezden uzaklaştırdı. Bunlardan birisi Sofya’ya gönderilen Mustafa KEMAL’di. İttihatçıların siyasi rakiplerini uzaklaştırdığının bir örneklerinden birisidir.

11) Balkan yenilgisi İttihatçılarda tek başına büyük bir imparatorluk olarak kalma düşüncesini zedelemişti. Bu sebeple güçlü bir ülke olan Almanya ile yakınlaşıldı ve 5 yıllık bir dostluk bildirgesi imzalandı. General Liman Von Sanders müfettiş olarak atandı

12) İngilizlerle aramız haliyle bozuldu. Gönüllerini almak için onlara da doğu illerinde adliye, jandarma, tarım vb. alanlarda müfettişlik veriliyor (ülkenin durumuna bakar mısınız!) Aslında amaç doğudaki Rus tehlikesine karşı İngilizleri kullanmaktı. Elbette İngilizler bu oyunu yemediler, gizlice Ruslar ile anlaştılar ve Ruslar böylece doğuyu kontrol etmeye başladılar.

Sonraki yazı burada

Yakın Siyasi Tarih – I

Arkadaşlar bir önceki yazımda da belirttiğim gibi yakın tarihimizi masaya yatıracağım. Çok ayrıntıya girmeden genel yazılar olacak gerçi daha ayrıntısı akademik çalışma olur 🙂 Buyurun cumhuriyet kurucuları diyebileceğimiz ve her fırsatta “aptal” olmalarıyla suçlanan ittihat ve terakkinin devlete el koyması yani padişah II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesiyle başlayalım;

1908 – 31 Mart Olayı ve Öncesi

1) İttihatçılar olarak adlandırılan cemiyetimizi kısaca tanıtalım. İttihatçılar Osmanlı Devleti’ndeki kötü gidişata karşı bir şeyler yapılması gerektiğini düşünen, vatansever, yeni batı yasaları, düşünce akımlarını ara ara destekleyen fakat dik kafalı, aklına koyduğunu yapan, kimseye danışmayan ve gerekirse rakiplerini suikast ile öldürebilecek kadar ileriye gidebilen bir yapı.

2) 1876 yılında istenilen çalışmaları yapmayan Sultan Abdülaziz şüpheli bir şekilde ölüyor (muhtemelen öldürülüyor). Yerine geçirilen V.Murad baskılara dayanamayıp psikolojik sıkıntı çıkartınca bu elemanlar gidiyorlar II.Abdülhamid’e; “Hacı bak böyleyken böyle yol+sigorta+yemek var, bize esnek çalışma saatlerine uygun padişah lazım. Meclis açacak, yasa çıkartacak, ülkeyi yeni bir vizyona sokacak adam lazım ne diyorsun?”. Oda teklifi kabul edip tahta çıkıyor. Verdiği söz üzerine Kanuni Esasiyi çıkartıp 1877’de de ilk meclisi açıyor II.Abdülhamid.

meclis-i-umm-1877

3) Peki padişaha bu baskı falan neden yapılıyor? Yani İttihatçılar Süleyman Demirel’in tabiriyle “kökü dışarıda olan” ajanlar mı? Pek öyle değil gibi. Medeniyetin o dönem merkezi olan Avrupa’ya bakalım;  Neredeyse 100 yıl önce çıkmış olan Fransız Devrimi neticesinde Avrupa ve dünyada geçmişte de bilinen ama bu denli ön plana çıkartılmayan bir milliyetçilik peşinden de özgürlük akımları ortaya çıkmaya başlıyor. İnsanlar kralların tebası olmak, kilisenin yalanlarına inanmak istemiyor. Tabi bunlar aralarında büyük savaşlar veriyorlar falan. Fakat sonunda Avrupa halkları özgürlüklerini kazanıyorlar. Fransa, İngiltere, Alman, İtalya’daki pek çok krallık, İsveç vs. bu krallar ya tahttan çekiliyor yada temsili olarak orada kurulan meclislere yönetimi bırakıyorlar. Bu akım dalga dalga dünyada sarsıntılar yaratırken yeni cumhuriyetler, özgür üniversiteler ve bilim adamları yetiştirmeye başlıyor. Toprakta yaşayan insanlara vatandaşlık ve hukuki haklar tartışılıyor çok uzun sürecek bir hareketin ilk adımları atılmış oluyor. Sonuçta bu halk ayaklanmaları ve yaratılan yeni sistem ile oluşturulan üniversiteler özgürleşiyor. Peşinden bilimsel patlamalara sebep veriyor. Patlamalar da sanayi devriminin fitilini ateşliyor ve sonrasında veriyor odunu veriyor odunu kazana. Üretim maliyetlerini çok düşürüp ürün sayılarını artırıyorlar. Daha sonraki adımda açık pazarlar arıyorlar Dünya’da. Ucuz mallarını sokmak, yerli ürünlerin üretimini engellemek ve oradaki şirketleri satın almak. Her şeylerini; Maden, liman, banka, fabrika vs. hatta insanlarını bile satın alıyorlar artık. Avrupa gelişme döneminde uyguladığı köleliğe yeni bir isim vererek devam ediyor aslında; Kapitalizim

4) Osmanlı devleti bu gelişmeleri Avrupa’nın diğer ucunda dikkatlice izliyor elbette. Bundan 400 yıl evvel yayılmacı politikalarının temeli “dinsel/etnik kökensel hoşgörü” üzerineydi. Bu bize sürekli “müslümanlığın hoşgörüsü” olarak anlatılsa da aslında amaç şehirleri katolik/ortadoks çatışmasını kullanarak yakıp yıkmadan ele geçirmekti. Gerçekten de bir çok şehri ele geçirip orta çağ içinde adil denilebilecek bir şekilde yönettiler. Fakat değişen finans merkezleri ve hızlı büyüyen kapitalizm Osmanlı’yı yıpratmaya başladı. Avrupa’nın etnik ve mezhepsel çatışmalarına karşı kapalı devlet yapısı padişahların işine geldi. Yani “gül gibi geçiniyoruz hacı neyin milliyetçiliği mücadelesi” düşüncesi devleti 100 yıl daha idare etti. Ama yumurta artık dayanmıştı. Çünkü yurt dışı gören, dünya konjonktürünü bilen, cumhuriyetçi, eğitim ve bilimsel gelişmelerin yanında edebi anlamda yani sanatta patlamalar yaşayan Avrupa’yı yakından takip eden bir kesim vardı. Onlar ülkelerinin yavaş yavaş yok olmaya başladığını görüyorlardı. İşte sonradan adları İttihatçı olarak kalan bu gençler ve düşünürlerin ana amacı cumhuriyeti kurmak, padişahın yetkilerini kısıtlamak, eğitimde, sanayide ve bilimde reform yaparak ülkeyi gelişen batıya karşı harekete geçirmekti. İçlerinde değişik gruplar olan İttihatçılar aslında bir bütün değildir. Bütünlükleri vatanseverlikleridir diyebiliriz. Kapitalist devletlerin ülkeyi ele geçirmeye başladığını, devletin limanlarını, şirketlerini, madenlerini, topraklarını vs. sattığını görüyorlardı. Padişahları vatandan çok kendini düşünen krallara benzetme eğilimindeydiler.

ittihat ve terakki kuruculari

5) II.Abdülhamid ve 1800’lerin padişahları peki vatansever midir? Elbette vatanseverdirler. Onlar batıdaki bu yeni oluşumun doğru adımlarını atmak istemekle beraber atalarından gelen padişahlık kurumunu da korumak istiyorlardı. Eğitim ve bilimde reform çalışmalarını bazıları yapmaya çalıştı ama olmadı ileride yapılacak hamleler ile bu düzeltilecekti ama olmadı hacı işte. Ayrıca padişahlar kendilerinden baskıyla istenen meclis ve yasaların tehlikesini düşünüyorlardı. Bu sebeple bazıları reform yapmaya çalışırken, bazıları buna karşı II.Abdülhamid gibi kapalı bir yapıyı tercih etti. 1877’de ilk meclisi açan padişah çok tedirgindi çünkü meclis farklı etnik/din kökenli kişilerden oluşmaktaydı. Meclisin ileride etnik ayrımcılık ile bölgesel bağımsızlık hareketlerine mutlaka gideceğini düşünüyordu ve haklıydı da.

6) II.Abdülhamid tahtını korımak ve kendi doğrularını uygulamak maksadıyla ilk fırsatta yani açtığından yaklaşık 6 ay sonra meclisi süresiz tatil etti. 1878

7) İttihatçılar tabi “ulan biz adamı yasa çıkart diye padişah yaptık adam 6 ayda meclisi kapattırdı iyi mi bu böyle gitmez” diyerek II.Abdülhamid ile mücadeleye giriştiler. Suikastler, baskılar, ayaklanmalar vs. bir çok olay yaşandı bu dönemde.

8) II.Abdülhamid kurduğu hafiye teşkilatı ve sansür kurumlarıyla halkın örgütlenerek dağılmasını engellemeyi amaçlıyordu. Bir yandan da üniversiteler fabrikalar açmaya çalışarak bazı şeyleri dengelemek istediğini söyleyebiliriz. Fakat bundan önce alınan borçlar ve harcamalar yani daha doğrusu kapitalizmin çarkları sebebiyle 1881 yılında Osmanlı Devleti ekonomik olarak iflas etti.

duyun-u_umumiye_binasi-350x202

9) Siz bakmayın birilerinin “toparlıyordu ama” falan dediğine. 100 yıllık sanayi, kültür ve bilim adımlarını gerçekleştirmemiş bir devletin toparlaması mümkün değildir zaten. Devlet topraklarına, fabrika ve şirketlerine borçlar yüzünden el koyan yabancı devletler bu tarihte Düyunu Umumiye’yi yani borçlu Avrupa devletleri tarafından Osmanlı Devleti içerisindeki vergi sistemini ve mali yapılanmayı kontrol edecek sistemi kurdu. Bir nevi ülkedeki vergiyi yabancılar kontrol etmeye başladı. Ulan ülkenin vergisini bile yabancı devletlerin kurduğu yapı topluyor hala daha “toparlanacak” yok efendim “borçları bitirmiş” yani şimdi küfür ettireceksiniz arkadaşım. Fransa borçlara karşılık 1881’de Tunus’u, İngiltere ise Mısır’ı 1882’de işgal etti. Yani Osmanlı Devleti bitmişti de işte kapıları dışarı kapatarak okeye dönüyor havasındaydı. Aslında ne fabrikası, ne eğitim sistemi, ne parası, ne de silahı, ne sağlık yatırımı vardı.

10) Devlet zayıfladığı için toprakların kontrolü de zorlaşmıştı. Pusuda bekleyen İttihatçılara karşı II.Abdülhamid her türlü önlemi alıyor, gazetelere bu tip ele geçirilme veya borç haberlerini koydurmuyordu. Bu yapı sayesinde zaten kitap okumayan sesini çıkartmayan halkı 40 yıl daha neredeyse idare etti padişah.

11) Avrupa devletleri bu duruma çok ayar oluyordu. II.Abdülhamid kapalı ülke düzeninde kendilerine sorun çıkartıyor, zaten yıkılacak devletin son kalesini teşkil ediyordu. Bu sebeple padişahlığın gitmesi ve daha kolay yönetilecek meclisin gelmesi için ittihatçıları destekliyorlardı. İttihatçılar ise padişahın iktidarını devirmek için onlardan yardım almayı bile kabul etmişti.

12) Efendim yeter kim ne düşünüyor ve neden böyle düşünüyor diye anlattık yeterince sanırım. İşte İttihatçıların mücadelesi tarihe 31 Mart Ayaklanması olarak geçen darbe ile II.Abdülhamid sonunda tahttan indirilerek hükümet ele geçirildi.

31-mart-2

Tabi insanlardan bazıları beyin jimnastiği yapıyor. “II.Abdülhamid eğer devam etseydi tekrar Osmanlı devleti yükselişe geçerdi” diye. Bu şimdiki hükümetin satın aldığı yazarlar tarafından yaratılan propagandadır arkadaşlar. II.Abdülhamid’te İttihatçılar’da vatan haini değildir. Sadece yöntemleri farklıdır. Ülke için izledikleri yol anlaşılabilir ve bu şekilde yorumlanabilir. II.Abdülhamid etnik milliyetçiliği 40 yıla yakın çok iyi idare etmiştir görülüyor. Fakat olayın sonu yok bu anlaşılamıyor. Yani deve kuşu gibi kafayı kuma gömmek bir nevi. Mutlaka düşünce özgürlüğü ve isyan patlak verecektir çünkü ekonomik olarak bağımsızlığın yok. Ekonomik olarak bağımsız olmadığın için çok farklı kültür/köken/mezhep/din ekseninde kurulan Osmanlı İmparatorluğu çatırdıyor. Savaşa gidecek askerlere para bulunamadığı zaman “savaşacak asker” bile bulunamıyor dönem dönem. Parasını geç alan asker savaşı bırakıp dönüyor. Çünkü sanıldığı gibi savaşlar cihad ayağıyla değil parayla işliyor çünkü ordunun yarısından fazlası ya gayri müslim yada sonradan devşirme karışık kökenli. Neyse etnik milliyetçilik ise krallığı yok edip cumhuriyet ile eğitim bilim özgürlüğüne devamında sanayi patlamasına geçti. Sen hem padişahlığını korumak, hem milliyetçilik eksini uzak tutmak isteyerek eğitim ve bilimde ilerleme sağlayamazsın. Çünkü bular birbirlerinin devamı olan şeyler. Özgür düşünceye sahip olmayan bireyler sanatçı veya bilim adamı yetiştiremez. 

Peki İttihatçılar mal mı? Göremiyorlar mı etnik ayrımları. Elbette görüyorlardı fakat bunun kaçınılmaz olduğunu da biliyorlardı. Aralarından çok azının hayali ilerisi için özgür ve demokratik bir cumhuriyet kurmaktı. Halkı teba görmeyen, kadın erkek eşitliğine inanan, dini serbestliğe sahip, ekonomik olarak bağımsız, emperyalizmin sömürüsüne karşı dik durabilecek aydın bir toplumun hayalini kuruyorlardı bu kişiler. İçlerinden birisi bu hayallerini kitaplarında ve notlarında yazdı. Genç bir teğmenken oluşturduğu düşünceleri sürgündeyken, aşıkken, savaşırken yerine oturdu. Birileri ısrarla İngiliz Ajanı diye iftiralar atarken o 18-19 yaşlarındaki notlarında, günlüklerinde bunları dile getirdi. Bu kişinin adı Mustafa Kemal Atatürk’tü…

Devamını için buradan..