Sinirli Miyim Hayır Normal Hacı!

Uzun zamandır siyasi olarak yazı yazmak istemedim. Çünkü yazdığınızın nereye ve kime hitap ettiği önemli ve en önemlisi karşılık bulamıyorsunuz. Soruyorsunuz cevap veren arkadaşınız yok. İnsanların bazı yönlerden hani eskilerin deyimiyle ar damarı çatlamış artık. Utanma ve doğru olmayan bir şeyin gözünüzün içine sokulduğu halde bunu görmemekte ısrar etme ve bağnazlık, düşüncesizlik her şeyden öte yüzsüzlük yok artık dedirtiyor.

Eski siyasi liderlerimizin benzer olaylara maruz kaldığı, benzer rüşvet davalarından dolayı cezai işlemlere maruz kaldığı olmuştur. Bakın Adnan Menderes’e mesela koyun yanına Bülent Ecevit’i ve yanı başında Necmettin Erbakan’ı. Hani bazı komik açıklamaları olsa bile Süleyman Demirel’i falan bir nizam vardır. Sözlerin ve beyefendi tabiri ile siyasi ağızın adabına sahiptirler. Süleyman Demirel gazetecilerin yeğeninin yolsuzlukları ile ilgili sordukları sorulardan bunaldığında “vermişsek biz vermişizdir, vermemişsek biz vermemişizdir” deyip oturumu kapattığı an bile sıkıştığında utanmayı ve kalkmayı seçmiştir.

Bizim siyasetçiler yüzsüzlükte tavanda onu biliyoruz yani gidip “suyu zamanında şehre veremedim” diyerek intihar eden Japon bakan olmalarını da istemiyoruz. Ama arkadaşım biraz utanma olur, biraz haya olur insanda ayıp nedir birazcık sadece ben başka bir şey demiyorum.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı

Şimdi koskoca bir cumhurbaşkanlığı sarayı yapıldı biliyorsunuz. Mahkeme durdurmuştu falan sallamadan devam ettiler bitirdiler. Ya hadi tamam “devleti itibar” falan diyelim yeni yapı yapılabilir. Bunlar devletin konuk ağırlama göstergesidir kabul etmek lazım. Ama bu nedir beyler? Burası Kuveyt mi? Bizim ülkemiz zenginlikler içerisinde bir yer midir ki bu denli ağır masrafları olan bir saray inşa ediliyor? Kaça inşa edilmiş yapı? Cumhurbaşkanı ve bazı kişiler 500 milyon dolara yapıldığını belirtiyorlar…

Peki öyle mi gerçekten? Ankara mimarlar odası “biz hesabını yaptık bundan fazla tutar hocam belki 2 milyar dolar yani dört katıdır” dedi. Diyelim ki iftira attı mimarlar odası veya yanlış hesapladı veya şerefsizlerin ülkede gündem değiştirmeye çalışanların bayrağı tutanları bu odanın içinde. Ama adamlar resmi yazı ile “ya şu yapıyı kaça yaptınız hafız? Faturalarını ihalelerini falan söyleyiverin hele” diye Toki’ye başvuruyorlar. Toki’nin bu iftiralara karşı cevabı net ve açık olamalıdır ki insanların gönülleri rahat etsin, şüphe duymasınlar. Ve Toki ister inanın ister inanmayın şu cevabı veriyor;

“Ülkenin ekonomik çıkarlarına ilişkin bilgi veya belgeler başlıklı madde 17 ‘Açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar verecek veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi veya belgeler, bu kanun kapsamı dışındadır.’ Hükmü gereğince, idaremiz tarafından bilgi verilmesi uygun görülmemiştir”

Ya arkadaşım fiyatının 500 milyon dolar olduğu zaten açıklanmadı mı? Resmi olarak yine açıklayın işte fiyatı bu ise. Neden açıklamıyorsunuz? Bana göre demek ki maliyeti bu değil kesin olarak.

Lan hadi sarayı boş verin yapılan yolsuzluklar ve rüşvetler ile ilgili ne diyelim? Ben yargıda neticelenmeden birisi hakkında ifitiraya varacak şekilde konuşmanın doğru olmadığını düşünüyorum ama ya arkadaş adamların kendisi yalan söylüyor on kere yüz kere.

Zafer Çağlayan (Saat Mağduru)

 Zafer Çağlayan’a sözde bu yolsuzluk davaları sırasında bir saat hediye ediliyor. Saati bir çok bakan ve milletvekiline rüşvet vermekle itham edilen Rıza Zarrab’ın aldığı iddia edildi. Bunlar doğrumu bir sürü delil var biliyorsunuz konuşma kayıtları, hediyeler ohooo bir sürü. Hükümet 10 yıl evvel askerler yazarlar içeri alınırken “efendim yargıya karışılmaz, karışılır ise hukuk devleti olmayız” deyip soruşturma kendisine dönünce “yargı içerisinde yapılanma var” demiş ve zaten güvenilirliğini kaybetmişti. Hadi savcıları hakimleri falan değiştirdiler neler oldu falan genel seçimde yine kazandılar.

Bunlar olabilir ama yalan söylüyorlar arkadaşlarım bu neden görülmüyor. Yahu bu birşeylerden birşeyler çıkartmak değil. Aha yukarıdaki olay işte. Zafer Çağlayan 2014 yılı Mart ayının 13.de Mersin’de bakın ne demiş;

“Eğer bir saat hediye almışsam ve saat aldığımı, saat verildiğini kim söylüyorsa namerttir, edepsizdir, ahlaksızdır. Kalkmışlar partimize etiket yapıştırmaya çalışıyorlar. Yolsuzluktan bahsediyorlar. Bu kardeşiniz 11 sene öncesinde 27 yıl sanayicilik yapmış bir kardeşiniz… Yolsuzluğun olduğu dönemleri en iyi bilen, gözlemleyen bir kardeşiniz. Biz yolsuzluk yapsak, bu hükümetle Akdeniz Oyunları, hastaneler yapılabilir miydi? Şimdi buradan diyorum ki Kılıçdaroğlu, sen kalkıyorsun, sana verilen illegal dinlemelerle, sana verilen yalan yanlış bilgilerle, sen kalkıp diyorsun ki ‘Rüşvet aldılar’. Buradan sizin huzurunuzda, basının önünde söylüyorum; ‘Eğer Zafer Çağlayan, bir tek delikli kuruşu… Rüşvet veren de, alan da, aldı diyen de namerttir, edepsizdir, vicdansızdır. Buradan Kılıçdaroğlu gerekli cevabı aldı mı dersiniz? Ben size bir şey söyleyeyim mi zannetmiyorum.”

Mersin Mitingi

İşte “biz lafa değil icraata bakarız” pankartları eşliğinde Zafer Çağlayan aldığı hediye saatle ilgili olarak “ne saati arkadaşım saat maat yok ben bilmiyorum böyle bir şeyi” diyerek eklemiş “Eğer bir saat hediye almışsam ve saat aldığımı, saat verildiğini kim söylüyorsa namerttir, edepsizdir, ahlaksızdır. Kalkmışlar partimize etiket yapıştırmaya çalışıyorlar. Yolsuzluktan bahsediyorlar…” 

Peşinden mecliste fatura sallayarak “ben aldım arkadaşım saati” dedi. Falan baya komedi bu süreç. Bugün Zafer Çağlayan yani 5 Aralık 2014 tarihinde ise “benim zamanım yoktu, ben beğenince Rıza Zarrab ofisim var deyip bana getirtti.” diyor. Arkadaşım sen 6 ay evvel “bana saat hediye edildiğini söyleyen şerefsizdir, ahlaksızdır, edepsizdir, namerttir” diyorsun  bu gün ise “benim zamanım yoktu Rıza aldı” diyorsun! Ne diyelim ne denilebilir?

Rüşvettir, hediyedir falan bu açık ama sorun o değil sorun neden kimse utanmıyor bu duruma ve neden sesini çıkartmıyor güzel ülkem? Peki neden sesini çıkartmıyor? Çünkü tarih tekerrürden ibarettir…

Hani bir gazeteci çıksa ne bileyim yazar çıksa şöyle bir yazı yazsa okusalar utansalar veya okunsa bir konuşma yapılsa yüzleri kızarsa yöneticilerin vekillerin. “Biz ne yapıyoruz?” deseler veya oy veren insanlar “bu ne saçmalıktır bu nasıl açıklamadır?” diye sorsalar.

Tarihte ünlü bir olay vardır Fransa’da. Emile Zola’nın çok ünlüdür Suçluyorum adlı eseri vardır. Fransa devrimlerinden sonra çok sancılı dönemlerden geçmiştir ve bunun sancıları ve geçiş süreci 1800-1900 arası yazarların romanlarından ve yazılarından okuyabilirsiniz. Yazarların hemen önceki tavsiye kitabım olan Sefiller bölümünde belirttiğim gibi edebi ağırlıklarının yanında toplumsal konularda fikirleri de vardı. Bu büyük entellektüel aydınların yönlendirmesiyle gelişmiş medeniyet seviyesine yaklaştı modern toplumlar.

Yani kenara çekilip “olm adamlar sistemi kurmuşlar mesela orada vergi kaçıramazsın rüşvet veremezsin çok ağır cezası var daaaa” demeyle olmuyor. 1800’lerde başlayan cumhuriyet rejimleri kendi içerisinde çalkantılara uğramış. Yolsuzluk ve rüşvet devam etmiş. Irkçılık, mezhep ayrımcılığı, kadınlara şiddet devam etmiş.. Sanıyoruz ki adamın birisi gelmiş düzeltmiş gitmiş. Yok olm böyle bir şey artık kafanızı çalıştırın birazcık.

Emile Zola

İşte Emile Zola bu büyük sanatçılardan bir tanesi. Zola aslında pek siyasete girmiyor fazla. Ama bir dava oluyor Fransa’da. Yahudi kökenli bir Albay’ın casusluk ile suçlanması falan konu. Deliller yetersiz olduğu halde suçlanıp küreğe yolluyorlar bu başarılı adamı. Neyse karışmıyor Zola bu olaya. Fakat 3-4 yıl sonra sanırım davada delilleri öne süren yüzbaşının yerine genç bir subay atanıyor. Şans eseri dosyayı inceliyor ve delillerin mahkumiyete yetmeyeceğini anlıyor. Yani davanın yanlış yönlendirildiğini düşünüyor ve üstlerine gidiyor. Üst subaylar bakıyorlar ki gerçekten de davada sıkıntılı bir durum var. Ama “askeri mahkeme yanlış karar vermiş” denmesin diye olayı kapatmasını söylüyorlar subaya. Subay rahat edemiyor ve üstüne gidiyor davanın. Sonra bunu Tunus’a sürüyorlar ama giderken bir arkadaşına anlatıyor falan karışık işte olay medyaya aksediyor. Halk “gerçekten suçsuz olan bir insan cezalandırılıyor mu?” diye tepkisini gösterince askeri mahkeme mecburen davayı tekrar görüşmek üzere toplanıyor. Eski delilci yüzbaşıyıda çağırıyorlar elbette. Dava 3 dakika sürüyor ve tekrar suçlu ilan ediliyor Albay. Duruşma 3 dakikada tamamlanınca bu göstermelik mahkemeye tepki gösteren Zola ünlü bir yazı yazıyor işte gazateye ; Suçluyorum. Kitabı okuyun daha doğrusu yazısını okuyun. Olayı ayrıntılarıyla anlatıp toplum vicdanına sesleniyor ve sahte delilleri ortaya atarak yapılan bu mahkumiyetin toplum nezdinde kabul edilemez olduğunu anlatıyor. Sonradan kendisine “devlete ve görevlilerine hakaret” dolayısıyla dava açılıyor. Zola işte bu mahkemede “sanatçıların bu tip olaylarda görüş belirtmesi, sesini çıkartması ve topluma yön göstermesi gerektiğini” tam anlamıyla ifade ediyor. Dava yıllar sonra üstü örtülemeyince elbette sahte deliller ile sırf yahudi düşmanı bir iki adamın yüzünden bu duruma geldiği tespit ediliyor. Sürgündeki albaya rütbeleri ve onuru geri veriliyor falan.

Zola bu sahte deliller üreten, olaylar ortaya çıktığında ise bunun üstünü örten, kurcalayanları süren, tehdit eden ve medya önüne ırkçılık yaparak atan bütün bağlantıları suçluyor… Diyor ki “Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toplanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün her şeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur” Ve sadece sahte delil üreten bir ırkçıyı değil dikkat edin bunun doğru olmadığını görüp sesini çıkartamayanları ve sesini çıkartanları engelleyenleri de suçluyor.

İşte bu büyük yazarın mücadelesi sayesinde Fransa’nın belki de ilk toplumsal rövanşı kazanılıyor ve hiç kimse ırksal bir bahane ile yargıyı kendi emellerine araç olarak kullanamıyor veya medya maymunluğu yapamıyor…

Ne diyelim arkadaşlar bir gün gelir ve toplum bu yalanlar için hesap sorar ise işte o zaman Ay’ın derinliklerine sonda göndermek için gereken bütçe olan 200 milyon doları biz toplarız ileride İngilizler değil. Zola’nın ünlü bir iki cümlesi vardır kitapta bu kadar haksızlığı ve yalanı söyleyenlere seslenir. Bizde ilk önce bu hırsızlığı yapanlara, rüşvetçilere, insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyenlere ve bu yapılanları gördüğü halde sesini çıkartmayanlara, “hak” deyip Allah’ın görmediğini sananlara ve vicdansızlara, bir gün olsun kendinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen insanlara gelsin..;

“Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!” 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.