Propaganda II

Önceki yazı için buradan

Devam yazımızda aslında bize esin kaynağı olan II.Dünya Savaşı liderlerinin en ünlüsü Hitler’in başlangıç sürecini ve propaganda bakanı ünlü bir kişilik olan Joseph Goebbels’i anlatacağız. Hitler’in nasıl iktidara geldiği ile ilgili bilmeyenler için fazla ayrıntıya girmeden bazı bilgiler vermek ile beraber, yazımızda odak noktamızın yapılan propaganda faaliyetlerine doğru yöneleceğini söyleyelim.

Nasyonal Sosyalizm temeli üzerinde oluşturulan bu yapı totaliter ve otoriter bir rejimdir. Temelini oluşturan yapıcı unsurlar “Volkgemeinshaft” ve “Führer” dir. Volkgemeinshaft ırk birliğine dayanan Alman halkının oluşturduğu bütünü ifade etmekte, Führer ise oluşturulan bu bütünün yöneticisi ve yönlendiricisi olarak nitelendirilmektedir.

Irk birliği sistemin ağırlık merkezini oluşturmaktadır. Bir halkı oluşturacak etnik grubun tek ve aynı ırka mensup insanlardan kurulu olması gerekir. Irkçı görüş, ırklar arasındaki eşitsizlik ilkesine dayanır. İnsanlarda yalnızca etnik farklılıklar yaratmakla kalmaz, entellektüel ve manevi değerler de farklılık yarattığından ırklar “üstün ırklar” ve “üstün olmayan ırklar” olarak ayrılır.

Nasyonal Sosyalistler üstün ırkın Kuzey Aryen Irkı olduğunu, aşağı ırkın da yahudi ırkı olduğunu ileri sürmektedirler. Kuzey Aryen ırkının da en saf ve temiz kalmış unsurları Alman halkı içinde bulunduğunu düşünürler. Bu sebeple devletin görevi bu üstün ve saf ırkı korumaktır.

Alman İşçi Partisi’ndeki bir grup fanatik, 1919 yılından sonra daha geniş bir kitleye hitap edecek bir isim aradılar. Hitler ve arkadaşları popüler kullanımda Nazi olarak adlandırılan (National Socialist German Workers Party) Milliyetçi Sosyalist Alman İşçi Partisi adını seçtiler.

Nazizmin zafer kazanması Alman halkının onurunun kırılmışlığından, umutsuzluğundan ve neredeyse her ne değişiklik olursa olsun iyiye doğru değişiklik olacağı yolundaki duygulardan beslenmiştir. İşsizlik, geçim sıkıntısı ve enflasyon insanları şaşkınlık ve umutsuzluk içende bırakmıştı. Durum o kadar kötüydü ki bir grup insan kendilerini kurtaracak bir “mesih” arayışı içindeydi. I.Dünya Savaşındaki yenilgi yine milliyetçilik duygularını da körüklemektedeydi.

Alman halkı karakter olarak otorite taraftarıydı. Theodore Abel kitabında Almanların “yönetime katılmak, bir parti seçmek ve siyasal konularda hüküm vermek” zorunda kaldıkları zaman şaşırdıklarını ve şoke olduklarını söylemiştir. Vasat bir almanın temel kişisel özellikleri sabit fikirli olarak tanımlanabilecek eğilime girmektir. Bu sabit fikirli karakter itaat, temiz olma, dakiklik, yeterlilik ve sıkı çalışma gibi varsayılmış faziletlerle yakından ilgilidir.

Osmanlı devleti nasıl savaşı kaybedip Sevr’i imzaladıysa, Almanlarda 28 Haziran 1919’da Versailles anlaşmasını imzalamıştır. Oldukça ağır olan bu anlaşma sonucunda topraklarının 1/8’ini, deniz aşırı sömürgelerinin tamamını kaybetmiş, ordusu büyük ölçüde dağıtılmış ve kısıtlamalar getirilmiş ve çok ağır savaş tazminatına mahkum edilmiştir. Onurları kırılan ve bizim gibi bir kurtuluş savaşıyla bu hayal kırığı anlaşmadan kurtulamayan Almanlar zamanla alınan dış borçlar ile ekonomisini tekrar canlandırdı. Lakin, 1927 yılından itibaren ağır borç yükü ile dengeler bozulmaya başlayınca işsizlik ve iflaslar artmaya başladı. Müttefik devletlerin Osmanlı ve Almanya’ya imzalattığı bu anlaşmalar aslında gelecekte dağıtılacak ülke anlaşmaları olduğunu herkes biliyordu. Türkler silkelenip erkenden bunun için savaşmış ve mücadele etmiştir. Almanya ise belkide bu fırsatı bulamadıklarından borç alıp büyümeye yönelmiştir. Neyse, borçla bir yere kadar arkadaşım.. 1929’da büyük buhran ile beraber durum iyice bka sarınca borçları bile ödeyememe noktasına gelindi. İşte bu noktada Nasyonal Sosyalist partisi sivrilmeye başladı.

Versailles Anlaşmasında Ülke Temsilcileri

Hitler Alman halkının karakteristik bütün özelliklerinden faydalanmaya başladı. Anti kapitalist ve anti sosyalist politikaları ile bu sınıflara seslendi. Bu alt sınıftaki düşük maaşlı, fazla eğitimi olmayan, sabit fikirli diyebileceğimiz kızgın kalabalığa karşı amerikanlaşmayı, kültürde yozlaşmayı, faiz köleliğini, yahudi ve bolşevizmi suçlu olarak öne sürdü. Halk yeniden “Büyük Cermen Ülkesi”ni geri istiyordu.

Hitler sürekli yahudi ve komünistler tarafından arkadan bıçaklandıklarını ve bu yüzden kaybettiklerini söylüyor, herkesin Alman halkına haksızlık ettiklerini dile getirerek güvenlerini yeniden sağlamalarına yardımcı oluyordu. Versailles anlaşmasını imzalayanları eleştiriyor, bunun onursuzluğundan bahsediyor, tarihte sadece alman halkı tarafından başarılabilecek şeylerin olduğunu sürekli dile getirerek, küçük esnafın ve tüccarın dostu olduğunu dile getiriyordu.

1923 yılında başarısız Birahane Darbesi sonrasında Hitler kendisine destek olmayan ordunun en büyük engelleri olacağını çok iyi anlamıştı. Bu sebeple ilk fırsatta kendisine muhalif olan generalleri tasfiye etmeyi düşünüyordu.

Uzatmayalım yapıyı falan anladınız işte. Hitler 1933 yılındaki Reichstag Yangını’nı kullanarak işte bu ezilen, hor görülen, az para kazanan ve aynı zamanda az eğitimli, sabit fikirli, çok çalışan kızgın almanların desteğiyle sonunda iktidara geldi. Yangının sonraki günü kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir kararname çıkartmakla beraber meclisteki bütün komünist parti üyelerinide tutuklattırdı. Yangının komünistler tarafından çıkartıldığına halk o kadar inandırıldı ki seslerini çıkartamadılar. İstediklerini tam olarak yapamayan (çünkü kendisi gibi düşünmeyen ve halkın sevdiği isimler de vardı) Hitler, cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’un 2 Ağustos 1934 yılındaki ölümünden sonra ortalıkta at koşturmaya başladı. Zaten sadece bir ay sonra ölen cumhurbaşkanının bütün yetki ve görevlerini üzerine aldı.

Ortadaki İri Yarı Kişi Paul von Hindenburg

Özetlersek; Hitler I.Dünya Savaşını kaybettikten sonra ağır bir anlaşmaya imza atan Almanya’nın bu durumunu çok iyi analiz etmiş ve kullanmış görünüyor. Ekonomik bunalımlar, işsizlik ve yoksulluğa karşı insanların içlerinde biriken nefreti bilerek yahudi ve komünist düşmanlığına yönlendirerek konuşmalarıyla yavaş yavaş insanları lehine çekmeye başlıyor. Askere yanında olmadıktan sonra güvenemeyeceğini anlıyor (ilerde bir çok generali kendisine ihanet ve darbe yapmaya girişimden tutuklatıp görevden alarak kendi generallerini göreve geçirecek). Ve son olarak meclise yapılan (muhtemelen kendisini organize ettiği) komünist saldırıyı kullanarak yasaları çıkartıp bütün yetkileri kısa sürede ele geçiriveriyor.

Gelelim proganda kısmına artık. Hitler meclis bombalandıktan sonra hükümeti kurmayı başardıktan sadece 13 gün sonra 13 Mart 1933 yılında basın, sinema, radyo ve tiyatroları kontrol etmek için Ministry for Popular Enlightenment and Propaganda (Propaganda ve Halkı Aydınlatma Bakanlığı) yı kurup başına da Dr.Josep Goebbels’i getiriyor. Daha önce hiçbir ülkede böyle bir bakanlık kurulmadığını söyleyelim. Peki kuruluyor da ne oluyor? Bundan öncede ülkeler propaganda yapmıyor muydu?

Elbette yapıyordu. Ama burada işin içine Goebbels adında bir dahi katılıyor. 1945 yılında Berlin’de Amerikan askerleri resmi makamları tarafından ele geçirilen Nazi belgeleri arasında 6800 sayfalık bir belge buluyorlar. Bu belgeler elle yazılmış olup, propaganda bakanı Goebbels tarafından dikte ettirilmiş belgelerdir. 21 Ocak 1942 ile 9 Aralık 1943’e kadar ki belgelerde propagandanın planları, gelişimi, etki alanları, strateji ve taktiklerini içeriyordu. Belgelerde yine Hitler’e ve Nazizm’e bağlılık, sadakat ve bağlılık gibi konulara değinilmiştir. Neyse efendim, belgeler bulunup tercümesinden sonra Amerikalı uzmanlar şoke olmuş, propagandanın yapılış tarzı, uygulaması, planlama metotları vs. gördükleri zaman Goebbels’in çağın çok ilerisinde bir dahi olduğunu anlamışlardır. Uyguladığı ve planladığı bu metotlar hala temel olarak kullanılmaktadır. Zaten bu metotlardan bahsederek nasıl devam edildiğini anlatmaya çalışacağım.

Bakanlık Binası

Propaganda İlkeleri

Bu belgelere göre propaganda yapılacağı zaman belli ilkelere mutlaka sadık kalınmalıdır. Yine özetle fazla kafa karıştırmadan bahsedersek

1) Propagandacı olaylar ve kamuoyu hakkında iyi bir istihbarat ağına sahip olmalıdır. Yani olayın gerçeği nedir, nasıldır vs. iyi bilinmelidir. Bu sbeeple iletişim ağı, casus ve ajanlar kullanılır ve haberleşme hızla yapılır.

2) Propaganda tek merkezden planlanmalıdır. Yani birisi bir şeyi, diğer birisi başka bir şeyi propaganda babında kullanmamalıdır. Tek merkezden ve tek elden bu propaganda yapılmalıdır. Alt kademelere propagandanın ne olduğu mümkün mertebe anlatılmamalıdır. Önemli kademelerdeki asker/memurlara olayların anlamsızlığı ile ilgili moral bozukluğu yaşayacakları için (yani bilerek yalan söylemek, olayın aslının öyle olmadığını bilmek ama ses çıkartamamak) onların moralini düzeltmek için yardımlar yapmak, geceler düzenlemek, yemekler vermek, hediyeler almak vs. önemlidir.

3) Yapılan propagandanın olumlu olumuz sonuçları tahmin edilmelidir. Yani “ortaya attığınız bir yalan ters teper ise ne yapacağız?” düşüncesini yakalamak.

4) Propaganda düşmanın eylemini ve politikasını etkilemelidir. Yani düşmana yönelik yapılmalıdır veya muhalefete. Düşmanın, düşmanları ile ilişkilerini kamçılama, muhalefetin eline geçer ise kendilerine zarar verecek malzemeleri ortada bırakmama vs.

5) Düşman ile dost görünmek için küçük girişimlerde bulunmalıdır. Mesela Finlandiyalı çocuklar Almanya’da gezdirilmiş, ölen aslında düşman olan ülkelerin liderleri bayramları gazetelerde bastırılmış.

6) Kitle İletişim Araçlarının ele geçirilmesi çok önemlidir. Tarafsız gazeteler ya satın alınmalı yada baskı uygulanarak yayın yapmaması sağlanmalıdır. Yani işte söyledik gazeteler, yazarlar, sanatçılar, sinemalar, tiyatrolar ve radyolar en büyük tehlike kaynağı. Eleştirel bir kelime kesinlikle istenmiyor. Bu sebeple buna uygun kendi amaçlarına yani belgeseller, sinema filmleri vs. kuruluyor. Radyolarda sürekli benzer yayın yapılıyor. Ha Goebbels analizlerinde insanlara sürekli propaganda yapmanın bir süre sonra ters etki yaptığını fark etmiş ve bu sebeple radyoda aralara eğlence programları, yarışmalar, müzikler vs. koydurmuştur. Böylece beyinler propagandaya daha açık oluyorlarmış (çok yaşa emi Acun)

Yine en önemli şey haberleri verirken direkt yalan haber değil, doğru gibi gözüken aslında yorum yapılmış çarptırılmış haberin verilmesi sağlanmalıydı.

Joseph Goebbels

7) Kendisinin hep doğru, düşman/muhalefetin hep yalan söylediği dile getirilmelidir. Burada Goebbels yapılanları ahlaksızlık olarak değil, belli bir hedef doğrultusunda atılması gereken adımlar olarak görüyor. Yine yalanlar ortaya çıkana kadar kullanılmalıydı. Hitap edilen kesim eğer yalan söylendiğini fark etmeye başlar ise hızla yalan bırakılıp başka bir şey söyleniyordu.

8) Düşman propagandasına verilecek tepkiye dikkat edilmelidir. Goebbels düşmanın yaptığı propagandaya genel olarak hiç cevap vermemenin daha iyi olacağını düşünmüştür. Çünkü cevap vermek, yapılacak propagandanın zamanından çalmak ile beraber eğer doğru ise zarar verici olabilmektedir. Bu sebeple bariz bir yalan ortada yok ise görmezden gelinmelidir. Mesela karşı taraftan “Almanların vatikanı bombaladığı” propagandasına karşı vatikanın yerinde durduğu resimler ile karşı çıkılmış ve dalga geçilmiştir. Dini yapıların bombalandığı/bombalanacağı sık sık kullanılmaktaydı.

Eğer çok sıkışılır ise Hitler adına çok büyük bir miting düzenlenir, Hitler halka çok sert bir şekilde hitap ederek bunlara cevap verirdi. Bu cevap, bir çok propaganda aracından çok daha etkili bir etki yaratırdı. Mitingler bu amaç için çok önemli olup sık sık kullanılırdı. Bu mitingler mümkün oldukça kalabalık ve geniş mekanlarda yapılır, mümkün olduğunca kalabalık gözükülmeye çalışılırdı.

Yine çok sıkışılır ise konuyu değiştirmek için ortaya sahte gündem maddeleri atılmalıdır.

9) Sonucu kesinleşemeyecek olaylar/konular sansürlenir. Bazı konuların tartışmaları tam olarak netlik kazanamadığından bu olaylar tartışılmaz. Çekinilen konular;

Din, düşmanın samimi övgüleri, hükümet görevlilerine yapılan suikastler (eğer çıkar yok ise), Savunmada yapılan zaaflar başarısızlıklar vs.

10) Rakip liderler her zaman beceriksiz bir insan gibi gösterilmelidir. Muhalif/düşman liderlerin geçmişte düzgün yapamadığı yada yaptığı şeyleri çarptırarak beceriksizlik atfetmek, sürekli geçmişte yaşanılan ızdırapları acıları örnek göstererek “eğer onlar kazanırsa işte yine böyle olur” diyerek toplumda sürekli korku oluşturmak. (sanırım bu çok benziyor bizim ülkeye)(ha bu arada benzer şeyleri yazayım mı diye düşündüm sonra vazgeçtim. benzeyen liderler zaten belli ülkemiz için. yazdıklarımın isimlerini değiştirirseniz anlarsınız dediğimi. Kim medyayı ele geçirmek ve yazarların eleştirilerine tahammül edemiyor ise, kim orduyu kendine kumpas kurmayla itham edip hapsettirdiyse vs. o benzer olan liderdir zaten. Örnekler ile açıklamaya gerek yok bence)

Hitler Konuşmaya Giderken

11) Kara propaganda (yalan) çok ender kullanılmalıdır. Gerekirse halkın içine söylentiler yayarak yapılmalıdır (liderimizin soyu dini bir peygambere dayanıyor diyerek mesela)

12) Prestij sahibi bir lider seçilmeli. Sürekli muhalefet liderinin karizmatik ve liderlik özellikleri zayıf bir karakterde olduğu dile getirilmeli. (elbette beceriksizliği ile beraber)

13) Zamanlaması iyi ayarlanmalıdır. Düşmandan evvel yapılmalı (eğer aleyhinde bir olay ise “bize böyle böyle diyecekler bakın göreceksiniz” diyerek mesela), sürekli mutlaka tekrarlanmalıdır. 

14) İfade ve slogan seçilmelidir. Slogan kolay algılanır ve sade olmalıdır. Çünkü hedef kitle ülkenin entellektüel kesimi değildir. Defalarca gazetelerde, radyolarda tekrarlanmalıdır (amaç Pavlov’un köpeği deneyidir)

15) Endişe düzeyi kontrol edilmelidir. Gerekir ise baskı ve korku ile güç gösterilmelidir. Halka sürekli olumsuzluklara karşı direnmeleri gerektiği, çalışmaları, çocuk yapmaları, düşmanı dinlememeleri, geçmişte olanları sürekli söylemek ve insanlarda “eğer onlar başınızda olursa ne olacağını iyi biliyorsun!” düşüncesini yerleştirerek kıskaca almalıdır.

16) Kaçınılmaz hayal kırıklıkları hissettirilmelidir. Eğer bilgi ortaya çıkmış ve zarara uğranacağı kesin ise bunu hafiften dile getirilmesi gerekir (şoke olmamak için)

17) Halka sıkıntı, üzüntü, dertlerine karşı hedefler gösterilerek onlara sinirlenmeleri ve hırslanmalarını sağlamalıdır. Bu sayede içinde bulundukları durumu anlamayacaklardır.

18) Propagandanın zayıf noktaları belirlenmeli ve bunlara karşı çok dikkatli olunmalıdır. Bunlar;

Seks, Açlık ve Dini Duygulardır. Eğer böyle bir durum var ise gerçekler saptırılmalı, yalan söylenmeli ve sorunların üstünü örtmelidir. Mümkün değil ise baskı, şiddet ve eylem ile saldırganlık uygulanmalıdır.

Temel Kurallar

Bu ilkeler doğrultusunda propagandaya başlanır ise başarı peşi sıra gelecektir. Peki bunlar dışında propaganda da uyulması gereken kurallar nedir? Bunlarda kısaca aşağıda umarım karmaşık değildir ama hepsi önemli kısaca;

1) Sempatik olmalı. Yani halkın ne istediği, nasıl bir tabana sahip olduğu iyi bilinmeli. Ne yüzünden acı çekiliyor, neye kızgınlar vs. Sömürü kaynağı iyi bilinmelidir

2) Kabul ettirilmek istenen şey bir iki cümlede anlatılabilmelidir. Sonuçta hedef kitleniz profesörler değildir.

3) Sürekli yinelenmelidir.

4) Tek kurum tarafından yapılmalı

5) Zamanlaması doğru olmalı

6) Gerçekler çarptırılmalı veya abartılmalı

7) Basit ve hedefe yönelik olmalı

8) Hedef kitlenin genel eğilimine ters düşen şeylere karşı “hoşgörüsüzlük” yaratarak kitle imajı verilmeli (müslümanlarda oluşturulan yahudi düşmanlığı, alevilerin kötülenmesi, dinsizlerin ölmeyi hak etmesi vs.)

9) Mümkünse geçmiş bir efsaneye (bizde Türklük, Osmanlıcılık veya Peygamber Ümmeti Arapçılıktır) dayandırılarak mitler yaratmak, lidere dini/efsanevi veya geçmişe haiz ithamlar yapıştırmak (mesih, peygamber, padişah, kral vb.) yararlıdır.

Hitler Din Adamlarıyla

İşte bu yazdığımız ilkelerin ışığında yaratılan kurallar ile propaganda istenilen seviyeye ulaştırılarak halkı kandırmak mümkün olacaktır. Hitler yaptıklarını Kavgam kitabında “büyük yalan” ve “kitlelerin aldanırlığı” olarak lanse etmiştir. Hitler “eğer yalan söylerseniz ve hiç kimse kasıtlı olduğundan kuşkulanmaz ise küçük bir yalan söylemeyin. Çünkü yalan olduğu anlaşılır. En büyük ve düşünebildiğiniz en olanaksız şeyi söyleyin. İnsanlar gerçek olabileceğini düşünüp ona inanırlar. Yalanın büyüğü bir silahtan daha etkilidir.” demiştir. Ne diyelim doğru söylüyor. Açıkça amacının halkta zihni karışıklık, tutarsızlık, kararsızlık ve panik tohumları ekmek olduğunu da ekliyor. Çünkü bu yaptıkları sonucunda halka “işte durum bu benim anlattığım gibi, gazeteler, radyolar, sinemalar, yazarlar benim söylediklerimiz tasdik ediyor. Siz şimdi seçiminizi yapacaksınız. Ya beni seçeceksiniz (karizmatik, duygusal lideri) veyahutta eskiden yaşadığınız sıkıntılara geri döneceksiniz!” diyor.

Bu süreçte simgesel semboller (selam, gamalı haç) oluşturuluyor. Bütün basın yayın organları ele geçirilip yazarlar baskı altına alınıyor veya tutuklanıyor. Bütün ajanslara sansür uygulanıp, istenmeyen haberler yayınlanmıyor ve kaldırılıyor. Kendi yaptıkları hataları düşmana yükleyip bundan çıkar sağlamaya çalışılıyor. Hedef kitle olarak yahudiler, komünist düzen, Versailles anlaşması, ticari birlikler ve demokrasi seçiliyor. Saldırı yapılacak ülke ile ilk olarak dost görülüyor (yemekler, anlaşmalar basitçe). Bu sayede yakın temasta ajanlar vasıtasıyla rüşvete yatkın olanlar, skandallar vs. sonradan kullanılmak üzere ele geçiriliyor.

İşte böyle böyle Alman halkının beyni iyice yıkanmış ve ne verilirse alınacak düzeye getirilmişti. 1939 yıllarında bir çok insan Hitler’in mesih olduğunu düşünmeye başlamıştı. Gazetelerde ve radyolarda dini olarak seçilmiş bir kişi olduğu söyleniyordu.

Artık hedef kitle haline getirilen yerlere çok daha sert saldırılar düzenleniyordu. Mesela;

1) Katolikliğin aslında bir yahudi kuruluşu olduğu,

2) Medeni ne kadar şey var ise beyazlar tarafından yapıldığı,

3) Özürlü, zayıf kişilerin aslında alman olmadığı, (150 bine yakın Alman özürlü, sakat, deli vs. kişi hastanelerde öldürülmüştür)

4) Bildiğimiz komünist saldırıları söylenmeye başlanmıştı.

Lider Dediğin Böyle Olmalı Kanka

Elbette artık bu dönemde yaratılan lider vasıfları da propagandaya uygun olmalıydı. Lider (daha doğrusu diktatör);

1) Halktan olan fakat (onların çektiği acılarını yaşamış) çok kaliteli bir insan (kültürlü yani şair, ressam veya yazar olmalı),

2) İnsanlar ile kaynaşmaya hazır (halkın sorunlarını dinler görünen ve gözü yaşlı olmalı),

3) Mantıklı,

4) Ulaşılamaz,

5) Yalnız bir lider olduğu izlenimi verilmelidir.

Evet bu yazıyı da burada noktalayalım arkadaşlar uzun oldu yine ama. Birde yazıyı uzun olduğu için zahmete girdiğini ve okuyamadığını söyleyen arkadaşları da kınıyorum. Hadi bari kitap okumuyorsunuz ulan özetlerini ve yorumlamalarını yazıyorum buraya ona bile üşeniyorsunuz… Birde yazdıklarımın başbakana (şimdiki cumhurbaşkanına) karşı yazılmış saldırılar olarak gören arkadaşlarım oldu. Kaynaklarımın en yakını henüz AKP hükümetinin kurulmadığı veya yeni iktidara geçtiği zamanlardan alınmıştır. Onları da sonda yazıcam zaten gidip okuyun diye ayrıntılarını. Burada anlatmak istediğim işte tam da bu. Geçmişte yapılan hareketlerin benzerlerinin yapıldığını söylediğinizde ilk önce “olamaz aynısı sanki” deniliyor ama propagandaya maruz kalan arkadaşımız savunma olarak “yazılanların yalan” olduğuna kendi kendini inandırmaya çalışıyor. Ne diyelim belki bu yazdıklarımı tekrar okurlar ve yazı dizisini takip ederlerse sadece Hitler’in değil, Mussolini, Lenin, Churchill vs. diğer liderlerinde benzer taktikleri kullandığını göreceklerdir. Tekrar ediyorum burada amaç toplumu tanımak, bunun üzerinden propagandayı uygulayarak kendini iktidarda tutarak istediklerini yapmaktır. Bu sebeple meselenin özünde ülkemizde 800 liraya asgari ücretle tek göz evde yaşayan çöpçüye “ülkemizin büyümesi çok iyi dünyada ilk üçteyiz” denildiğinde sevinmekte, adamı alıp “abi bak haftalık çalışma saati aslında 35 saattir iş hukukuna göre ama seni 65 saat çalıştırıyorlar bir dinle” dediğinizde kafası karışınca mitingte “ah o eskiden neler yapmışlar camileri ahır yapmışlaaarr” cümlelerine inanarak (belki doğrudur belki yanlıştır mesele bu değildir dikkat) ona sinirlenmesi ve kendisinin 65 sat çalıştığını unutmasıdır. Bu yazılar ile propagandayı öğreneceğiz arkadaşlar. “bu yazıyı işte koyun sürüleri okusun” demek bizi bir şeye ulaştırmaz. Ne yazık ki bazı arkadaşlarınızın bu yazıyı okuduktan sonra bunlara hakkında değerlendirme yapmak yerine, size kendilerine öğretilen başka şeylerden bahsettiklerini göreceksiniz. (örneğin II.Abdülhamit’e kızıl sultan dediler buda mı yalan şeklinde). Sadece çöpçünün kazandığı para değil zaten mesele, zihinlerde yönlendirilen şeyler bunlara. Burayı yorumlamalarını çok isterim. İnsanların nasıl bu propagandaya kapıldığını ve kendinize yapılan propagandayı da bu sayede nasıl analiz etmeniz gerektiğini anlamınızı sağlamak istiyorum. Çünkü ilerde AKP hükümeti gider ise benzerini CHP veya MHP yapacaktır bundan eminim. Amaç bilinçli vatandaş yaratmak olmalı.

Üçüncü bölümde artık Almanya’nın nasıl propaganda araçlarını kullandığını anlatacağız. Sadece onların değil diğer savaşa dahil olan büyük uluslarında kısaca nasıl propagandaya sarıldıklarını göreceğiz. Bir Goebbels değiller ama olsun onlarda bu ilke ve prensipleri kendilerince yarım yamalak yapmışlar sonuçta yani. Hızla devam edeceğiz..

Yazının devamı için buradan

Reklamlar

Propaganda Nedir Cu?

Tarihin bize öğrettiği en acı derslerden biri şudur: Eğer yeterince uzun bir süre kandırılarak bir şeye inandırılmışsak, bu kandırılmışlığın kanıtlarını reddetmeye yatkınlaşırız. Artık doğru olanı bulmakla ilgilenmez oluruz. Yapılan kandırma bizi eline geçirmiştir. Bunu kendimize bile itiraf etmek artık fazlasıyla acı verici olacaktır. Bir şarlatana böylesi bir gücü sizin üzerinizde kullanmak üzere bir kere verdiğinizde bir daha onu neredeyse hiç geri alamazsınız.”                                                                                                                                                     Carl Sagan

Hep denir ya “tarihini bilmeyen toplumlar, geleceklerine yön veremezler” diye. Aslında “tarihten ders almayan toplumlar, geleceklerine yön veremezler” şeklinde düzeltelim…

İşte hazırda cumhurbaşkanlığı seçimleri yeni bitmiş ki beklemediğim bir şekilde ikinci turda değil birinci turda kazandı Recep Tayyip ERDOĞAN. Geleceğe doğru gidiyoruz bakalım. Karanlık mıdır aydınlık mıdır nedir ne değildir göreceğiz. Ha bana göre kötü dönemlere gidiyoruz da sizi bilemem. Konuyu “bu insanlar salak olmalı bu adama oy verdikleri için” ekseninden daha ileriye taşımak istiyorum. Uzun konuşmalar yazılar falan sonrasında, karşımızdaki kişiye hakaret etmeden aşağılamadan bu peşinden gitme muhabbetini incelemek lazım diye düşünüyordum. Hani oy verme mesele değil, mesele takım tutar gibi bir şeye sarılmakta, yapılan haksızlıklara, din, mezhep ayrımcılığı yapan düşüncelerin bile eleştirilmemesinde, hırsıza “çalsın abi yeter ki çalışsın” düşüncesinde vs.

Ha çok kısa sayılabilecek (8-10 yıl falan) çalışma hayatımda gördüğüm başka şeylerde var. Çıkarı olan insanların desteklediği şeyler yani. Bunlar sivil toplum örgütleridir, derneklerdir, takımlardır ve elbette siyasal parti teşkilatlarıdır. Bunları “peşinden neden koştukları?” argümanına dahil etmeyelim mümkünse. Çünkü bu adamlar bal gibi neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayabilecek adamlardır. Bundan nemalanan ve hırsıza çaldığını bile bile “hırsız” diyemeyen, dolandırıcıya insanları kandırdığını bile bile “dolandırıcı” diyemeyen vs. kişilerdir. Bunlar en aşağılık, en pislik yapıda insanlar olup bu gün MHP bayraklarıyla vatan sever, yarın sol elleri yukarıda devrimci liderler, öbürsü gün jöleli kafalarıyla liberal olabilirler. Çizgisini bozmaz bu adamlar nerede ne durumda olurlarsa olsun bukalemun gibi dönüşüm geçiriverirler. Bunlar işte o soyguncuların, yalancıların, düzenbazların yanındaki kaymağı yiyen tabaka insanlarıdır. Bu adamlarda bazen bahsedeceğimiz propagandadan etkilenseler de nispeten uyanık olup dönen dolapları bilirler ve yakınları hariç yapılan pislikleri kimseye anlatmazlar.

Neyse bizim hedef kitlemiz yani yapılanları göremeyen daha doğrusu görmesi engellenen kesimin durumu olmalı. Muhalefetin beceriksizliği gibi bu işi de karşı tarafı cahil, eğitimsiz ve aptal görerek yapılan tespitlerin yararının olmadığını da iyi anlamalıyız. Çünkü cahil, eğitimsiz ve aptal kesim dediğiniz insanlar genel geçer çevremizi oluşturmakta zaten. Bu sadece AKP tabanında sabitlenen bir şey değildir. Aynı taban CHP ve MHP’de de vardır zaten. Bunun iyi anlaşılmasını istiyorum.

Mesele Aptallık Değil Ustam

Meseleeee başka arkadaşlar. Dediğim gibi düşündüm, kafa yordum ve buldum sanırım. Aslında kelime ve bilgi karmaşasında duran bir şey gibi. Hani okudukça “lan zaten biliyoruz bunları” diyorsunuz ama bir yandan da “e abi adamlar yine seçiyorlar batsın ulan o zaman bu ülke ne yapalım” demekten de kendinizi alamıyorsunuz ya hani… İşte buldum yani bana göre böyledir olay.

AKP’nin salak ve cehaletten oluşan bir ekibi olduğu savı yalan bir kere. Evet içlerinde sanırım sağını solunu bilmeyen adamlar da bulunabilmekte. Bazıları bakan bile oldu ama önemli değil onlar bu sistemde. Yani yaratılan kontrollü yönetim adımlarında baya baya iyiler.

Bir kere olay toplum yönetimi ve desteği haliyle. Bunları sağlamanız lazım. Yeni bir şey yapmadığınız için geçmişte toplumu bu şekilde destek ile yöneten insanların araştırmasını yapayım dedim. Hani geçmişe bakalım da geleceği şeyapalım diyerek… E bir dayanak ta daha doğrusu ateşleyici bir olayda bulmak lazımdı yine. Buda en etkili olarak savaş ile gerçekleşen şeyler. Hani savaş çıkar ve uluslar bir liderin etrafında toplanır genelde. İşte bunun en yakın tarihi dünya savaşları oluyor genel itibariyle. II.Dünya Savaşı ve yarattığı liderlerin nasıl yükseldiği, nelere dikkat ettikleri ve nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını araştırdım bu uzun süre zarfında. Notlar aldım cart curt onları paylaşıcam işte. Ve yola devam ettikçe farklı toplumlardan olsa da aynı sonuca ulaştım; Suçlu Propaganda

Çeşitli şekilleri var bu işin. Günümüzün metodlarını değilde, geçmişte bu işin ilk adam gibi yapıldığı dönemden başlamak daha doğru olacaktır. Böylece çocukluktan artık ergene dönen propagandanın nasıl işleyen bir canavar olduğunu daha iyi kavrayacağız. Ve yine günümüze orantılamasını ve uygulama şekillerini siz kendiniz değerlendireceksiniz.

Genel Olarak Propaganda

Birçok tanımı olmakla beraber anlaşılabilir bir biçimde bunları özetlemek gerekirse; Kaynağı ve hedefi insan olan, bireyin veya grubun çıkarları için başka bir birey veya gruba karşı bilinçli bir şekilde yapılan eylemler bütünüdür.

Propaganda genel olarak grupları temsilen bir lider tarafından yapılmakla beraber bazı gerekçeleriyle ve olguların peşi sıra gelmesiyle yapılmaktadır. Birçok teokratik ülkede liderler tarih boyunca benzer olguları kullanmakla beraber zamanla bunu mükemmelleştirmişlerdir.

Propaganda efsanelerden, ırksal, dinsel, mezhepsel farklılıklardan vs. yararlanır. Kamuoyunu etkilemek için dikkat edici bir şekilde çoğunlukla gerçeklerden, bir miktarda çarptırılmış gerçekten ve yalandan faydalanılmaktadır. Propagandist söylediği şeyin yalan veya gerçek olduğunu önemsemez. Önemli olan “doğru söylediği” izlenimini vermektir. Bazen doğruyu söylemektense yalan söylemek daha etkili olmaktadır. Bunun için konuşma sırasında seçilen gerçekler dikkatlice ayarlanmalıdır.

Propagandanın sağlıklı olabilmesi için mutlaka kitle iletişim araçları baskı altına alınır, bağımsız sanatçı,yazar ve bilim adamlarına çalışma ortamı bırakılmaz. Bunların yerine kendi yandaş sanatçıların, yazarların ve bilim adamlarının oluşturulmasına yönelinir. Bunlarda kullanılan yöntemleri örneklemeler ile ülkesel bazda ayrıntılı olarak açıklayacağım.

Propaganda teriminin Avrupa’da yaygın kullanımı ilk kez Katolik kilisesinin misyonerlik çalışmaları sonucunda oldu. 1622 yılında Papa XV.Gregory Roma’da “İmanın Propagandası” topluluğunu kurdu. Görevleri başka kiliselerden gelen raporları ve propaganda yapan kuruluşların yapılarını araştırmaktı. Çünkü protestan hareketiyle katolik kilisesi güç durumda kalmıştı. Tarih bölümümüzde de hafiften anlattığımız bu protestan oluşumunun karşısında silahla ve güç ile bir birlik sağlanamayacağı anlaşılmış ve bizzat Papa tarafından topluluk kurulmuştu.

22 Haziran 1622 yılında, Sacra Congregatio Cristiano Nomini Propaganda (İnancı Yayma Cemaati) kuruldu. İlk defa bu örgüt ile toplumu kontrol etmek ve denetlemek için somut propaganda adımları atılmıştır. Neyse fazlada derinlemesine girmeyelim tarihe.

1789 Fransız ihtilali ile katolikliği sistemli bir şekilde yaymak için oluşturulan ve dinsel bir kurumun eylem alanı olan propaganda, Fransız devrimi ile dinsel alandan siyasal alana geçmiştir. Bu çok önemli sonuçlara yol açacak farklı bir dönüşümdür. Amerika ve Fransa’daki devrimler bireyin bilinçli olarak siyasal geleceğini değiştirebileceğini kanıtlayarak geleneksel anlayışı derinden sarsmıştır. Bu gelişme ile siyasal ilişkiden tanrı değil bireyin sorumlu olduğu bilincine geçilince, yöneticilerin gtü tutuşmaya ve sorgusuz sualsiz egemenliklerini kabul ettirmekte zorlanmaya başlamışlardır. Yöneten ile yönetilenler arasındaki farklar ortadan kalkmaya, yönetenler, yönetilenlerin rızasını almaya ve iktidarlarını meşru kılmaya mecbur kaldılar. Yönetenler bu yeni süreçte yeni ilkeler, programlar ve vaatler geliştirerek kendilerini halka kabul ettirme ihtiyacı içinde siyasal propagandanın desteğine gereksinim duydular. Bunlar içinde ilk önce ortaya çıkan kitle iletişim araçlarını kontrol etmeye yöneldiler.

Tarihte toplumu daha iyi yönetmek için efsanelere ve beraberinde simgelere yönelmişlerdir. İlerleyen dönemlerde sanat, tiyatro, radyo, gazete, internet vs. kullanılsa da insanların geçmiş simge ve efsanelerden hala uzaklaşamadığı bilinmektedir. Stereotip denilen, her toplumda olan insanların hakkındaki yerleşmiş basmakalıp fikirler ve inançları oluşturan düşüncelerin ortaya çıkartılması ve canlı tutulması sağlanmıştır.

Stereotiplerin geçmiş yüzyıllarda yaygınlaşması kabul edilebilir bir şeydir. Bilimle, gerçekle bağdaşmayan çoğu zaman da gerçekle ilgisi olmayan bu basma kalıp yargılar toplumların birbirlerini çok az tanıyabildiği, kitle iletişim araçlarının gelişmediği dönemlerde kolaylıkla etkili olabilir. Ancak günümüzde desteklenen aşırı milliyetçi, ırkçı, kökten dinci ve mezhepçi ön yargılardan kaynaklanan stereotipler bunların bilerek ve isteyerek siyasal arenada kullanıldığı savını güçlendirmektedir. Siyasal iktidarlar ya da liderler ekonomik ve sosyal dengelerin bozulduğu zamanlarda halkın dikkatini başka yönlere çekmek ya da böl ve yönet taktiklerine destek olsun diye stereotipleri sürekli gündeme getirmişlerdir.

Ne yazık ki günümüzde bile sırf bir kısım siyasi çıkar çevreleri yüzünden ülkemizde de bu tip düşünceler ile karşı karşıya kalmaktayız. İşte temel eksende sürekli belirttiğimiz faşizme, din ve mezhep ayrımcılığına, kadın erkek eşitliğine karşı mücadelede zorlanmamızın sebebi budur. Geçmişte bunun pislikleriyle halkın üstünden beslenen ve hala da beslenen bu siyasetçiler sebebiyle kıramıyoruz bu şeyleri. Hadi geçmişi boş verin okumadıysanız yakın siyasi liderlerin konuşmalarını. Günümüz siyasi hayatında kim ırkçılık yapıyor ise, hangi lider dediğiniz adam karşısındakinin dini ve mezhebi hakkında konuşuyorsa işte o adam toplum içerisindeki bu stereotiplere seslenerek hedef saptırmakta ve kendi pisliklerini örtmektedir. İşte bunlara genel olarak propaganda denmektedir.

Ordular İlk Hedefiniz Kitle İletişim Araçları

Modern zamanlar ile beraber kitlelerin kontrolü için her noktadan insanlara ulaşan iletişim araçlarına yoğunlaşıldı. İlk önce gazete, sonra radyo, afişler, sinema ve tiyatro ile televizyonlar… sırayla bu araçların en önemlileri oldular.

Kitlelere bu araçlar ile neleri yapmaları veya yapmamaları, neleri satın alıp almamaları hatta nelere inanıp inanmamaları söylendi. Halkı bilinçlendirmek ve ona doğruyu bulmak adına seçenekler sunmak yerine tam tersi istenen yönde koşullandıran mesajlar gönderilmeye başlandı.

Elbette iletişim araçlarından evvel toplum bilimcileri kitlelerin nasıl yönlendirildiğini araştırmış ve o ülkenin toplum yapısına göre uygun propaganda silahlarının kuşanılmasını sağlamıştır. Bunlar ile ilgili birçok tez falanda vardır. Karmaşık şeyler olduğundan pek yazmayacağım. Örneğin Pavlov’un köpeği deneyi bunlardan bir tanesidir. Köpek ile kitle ne alaka diyorsanız adamlar marsa üst kurduğuna göre alakayı orada arayabilirsiniz. Neyse burada amaç basitçe; belli bir simgesel hareketle canlının aslında yapmadığı bir hareketi zamanla yaptırmak.

Pavlov, köpeğe et gösterip ağzını sulandırıyor. Yine et gösterdiği zaman bir zile de basıyor. Bu durum defalarca tekrarlanıyor. Belli bir süre sonra et gösterilmeden zile basıldığı zaman köpeğin ağzının sulandığını görmüş. Fakat bu etki sürekli olmuyormuş. Zamanla köpek zil sesine tepki vermemeye başlayınca yine et gösteriliyor ve tekrar hatırlaması sağlanarak deney tekrarlanıyormuş.

Kitle yönetiminde de iş köpeğe gösterilen et ve basılan zil misali yaratılan simge, afiş, sloganlar vs. ile empoze edilen fikirler bilinçaltından çıkartılıyor ve “koyun sürüsü gibi” dediğimiz olguların yaşanmasına fırsat tanıyor. İstemden bağımsız olan bu tepkiler toplumun iyi analizleriyle ortaya çıkartılan genelde geçmişte yaşanan haksızlıklara, iftiralara ve baskılara dayanan temellerle yaratılıyor. İleride dünya liderlerinin örneklemelerinde göreceğiniz gibi hemen hemen hepsi “geçmişte yaşanılan haksızlıkları” sürekli tekrarlayarak kitlelere sesleniyor.

Ele geçirilen işte bu kitlenin dışına ise sürekli “ya toplumun koşullarını kabul edersiniz, ya da yok olursunuz” şeklinde bir önerme gönderilmektedir.

Yine değişik düşüncelere sahip olsalar da bu liderler kendi toplumlarının sorunlarının sebeplerini, rakip gördükleri ideoloji veya muhalif liderlerin üstlerine sürekli atmışlardır. Örneğin Lenin işsizliğin, yoksulluğun, adaletsizliğin sebebini kapitalist yapıya ve batının kötü ahlakına bağlamıştır. Aynı şekilde Hitler işsizliğin, yoksulluğun, adaletsizliğin sebebini komünizm ve yahudi para babalarına bağlamıştır. Aslında bu iki liderin de amacı tabandan ezilen toplumun desteğini alarak ülkelerini yönetmek ve gücü ele geçirmektir.

Bu siyasal propagandayı kullanan ülkelerin neler yaptıklarını ise diğer yazımızda ayrıntılarıyla anlatacağız. Okurken anlamanız gereken; yapılan şeylerin günümüzle neredeyse paralel yapıda olduğunu farketmek olmalı. Liderlerin nasıl toplumları ölümüne peşlerinden sürüklediğine şahit olacaksınız. Yazılarımı peşi sıra hızla yazmayı düşünüyorum hazır yazmak isterken. Görüşmek üzere arkadaşlar..

Yazının devamı için buradan