On İki Garip Adam

İşlerimiz dolayısıyla uzun süredir yazamadığım ama satır başı attığım konu var yine gündemden. Geçen hafta basketbol camiası içerisinde yaşanan milli sporcumuz Cenk AKYOL’un takımdan kesilmesiyle ilgili. Fazla uzun olamayacağı muhtemel yazımda hafif Cenk’i tanıyalım hafifte konuya girelim.

Açık söyliyim ben Cenk AKYOL’u hiç sevmem. Hani derler ya “ben bunun babasını da sevmezdim” aynen öyle. Çoğu kişiye hayatımda hep objektif yaklaşmaya çalışıyorum, eksi puanları vermemeye çalışıyorum ama olmuyor. Bir kere ayar olmama sebep konulardan birincisi alt yapılarda diğer birçok sporcumuz gibi yeterli potansiyeline rağmen kendini geliştirememesi aklıma geliyor. Elbette bu bizim milli sporcu hastalığımız bir bakıma. Alt yapı milli takımlarımız basketbolda futbolda veya neyse artık tozu dumana katarken üst yapıya çıkınca benzer gelişimi gösterememesi elbetteki sporcularımızın da suçu ama en büyük suçlu bu adamları yetiştirme görevinde olan hocaların suçu. Neyse bu farklı bir tartışma konusu haliyle. İkinci sebep ise potansiyelini gösteremediği halde garip bir şekilde milli takıma sürekli çağırılması!

Arkadaş bu adam formsuz olabilir, ceza yemiş olabilir, takımında bütün sezon beş dakka süre almış olabilir efendim ne bileyim hastalanır basur falan olur yok! İllaki en tepe başında milli takıma diğer formda arkadaşlarının arasında seçilir Cenk AKYOL. Bu konuyla alakalı yani uzun süredir milli takım hocalığımızı yapan Tanjeviçin ilginç tercihleri vardır biliyorsunuz. Bir çok eleştirimize rağmen ama dikkat edin bizim sağda solda yaptığımız üç beş kişinin eleştirilerinin haricinde kimsenin medyada bir şey diyemediği bir adamdır aslında Tanjeviç. Bu sebeple sürekli kadroda olan bu çocuğu seviyor demek ki dedik.

En son yıllarda yaşadığımız şey ise Cenk AKYOL’a olan sinir potansiyelimizi daha da artırdı. Haliyle Fenerbahçe voleybol takımındayken çıkmaya başladığı Naz AYDEMİR’le olan birlikteliği canımızı sıktı 🙂

İşte bu geçtiğimiz yıllar içerisinde sinirlerimizi iyice geren Cenk AKYOL’un milli takımı kadrosuna alınmamasına nihayet sevindim ve şaşırdım elbette. Çünkü adam belkide kariyerinin en iyi basketbolunu oynarken ne olmuştu da milli takıma alınmamıştı?

Geçmiş yıllarda bazı oyuncuları kendi kişisel anlaşamamazlıkları sebebiyle takıma dahil etmediğini de biliyoruz ve buna saygı gösteriyoruz. Çünkü bir hocanın seçimleri bana göre kendi kişisel seçimleridir. Kimisi bir oyuncunun üstünden skoru yapar ve diğerlerini görev adamı gibi kullanırken, kimisi bunu takıma dağıtır. Kimsi 6-7 kişi ile kadroyu çevirirken, kimisi 12 kişiye de eşit süre verir. Bunlar hocanın tercihleridir ve saygı gösterilmelidir. Elbette Tanjeviç’in bizim takımı Uganda milli takımı zannederek 10 yıl sonraki şampiyonaya kadar bekletmesi ve başarıyı buna yönlendirmesi eleştirilir ama arasında ki farkı iyi analiz etmek gerekir diye düşünüyorum.

Lakin basketbol milli takımımızın bu durumu öyle Ferguson’un Tevez’i göndermesi gibi elit hoca statüsünde gelişmemiştir. Yani Tanjeviç gerçekten de bazı oyuncuları kendi sistemi içerisinde iyi oynayacağını düşündüğü için formsuz olsalar da takımına davet etmiştir. Bazı oyuncuları da iyi durumda oldukları halde kendi kararıyla takıma dahil etmemiştir. Tabi her zaman kazın ayağı öyle olmamıştır bildiğimiz üzere. Geçmişte bazı oyuncuları federasyon ile alakalı şekilde veya başka sebepler dolayısıyla kadroya dahil etmemiştir. Örnekleri vardır unuttuk artık çünkü uzun yıllar geçti. Mesela işte Hüseyin BEŞOK çok formda olduğu bir dönemde ve milli takımın sırtı dönük pivota ihtiyacı olduğu bir dönemde kadroya alınmamıştı. Sonra pivotumuz neden yok turnuvada diye ağladığını hatırlıyorum yorumcuların. Yorumcular dedim de bir medya mensubu bile bu olayı dile getirmemiş, bu kişisel sebeplerden takıma alınmayan oyuncular ile ilgili söz söylememişlerdir.

İşte basketbol federasyonunun kendi zevkine göre karar almasını eleştirmeyen medya dahil milli takım camiası da güvenilirliğini yitirmiştir. Bazı yalanlarının bile ortaya çıkmasından gocunmayan insanların başkanlık yaptığı basketbol federasyonumuz yazının başında belirttiğimiz gibi dingonun ahırıdır adeta.

Şimdi gelelim Cenk mes-e lesine (başbakan gibi yaptım bakalım hitapta etkili olacak mı 🙂 arapça ya bizim dilimiz “mes-e lesi” diye okuyor). Olay Cenk AKYOL’un Galatasaray ile kazandığı lig şampiyonluğunda mikrofonlara konuşmasıyla başlıyor. Aslında basit bir iki soruya cevap verecekken gördüğü NTV mikrofonunu demetten ayırıp yere bırakıyor. Bunun sebebi olarak belli ki Taksim parkında ki bizim de daha önce bahsettiğimiz gezi parkı direnişini göstermemeleri sebebiyle protesto etmek için yapıyor. Yani “ben sizi yok sayıyorum size konuşmam, kaale almam bundan sonra” demek için yapıyor.

Peki sonra ne oluyor? Konuyla ilgili Yiğiter ULUĞ çok güzel bir yazı yazmış. Bu kadar güzel bir yazının üstüne çok bir şey yazmayacağım. Burada bize düşen durumu değerlendirmek olmalı. Cenk’in takıma alınmama sebebinin iyi niyetli bir şekilde düşünürsek “takımın takdiri” ne bırakabiliyoruz mantıksal olarak. Fakat mantıksal olarak, Türkiye’de bu hareketi yaptıktan sonra pislik bir şekilde ceza yenmiş olabileceğini de düşünüyoruz. Peki hangisini seçelim? Hocanın takdiri midir bu olay yoksa yaptığı hareketten dolayı mıdır? Bunun cevabı zaten çok açıktır. İlerisini gerisini çok fazla konuşmamıza gerek görmüyorum. Basketbol federasyonu yine geçmiş yıllarda olduğu gibi birilerinin kuklası gibi hareket etmiştir bana kalırsa. Sporu siyasete bulaştırmadan yöneticilik yapmak gerekmez mi? Bir sporcu hayatında yanlış gördüğü şeyleri söyleyebilir, bir şeyleri protesto edebilir hatta cezasını kabul eder ise maça bile çıkmaz bu adamın kendi kişisel sorumluluğundadır. Takımı eğer yaptığının yanlış olduğunu düşünüyor ise uyarır gerekirse ceza verir. Bunlar profesyonel insanların yasal yaptırımları ve hukuksal kuralları dahilinde yapılır.

Ama bir federasyon, hükümet veya hoca grubu kendisi siyasi düşüncesine ters diyerek, kendisini protesto ettiği için bir sporcunun milli olmasını engelleyemez. Engellemeye teşebbüs etmek hatta bunu dile getirmek bile çok büyük ayıptır ve kabul edilemez. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun bu yapılmamalı. Yani mesela taksim olaylarına destek vermeyen sporcuyu da milli takıma mı çağıracaksınız o zaman?

Elbette bu söylediklerimiz laik demokratik hukuk devletleri için geçerli kurallardır. Hep söylediğimiz gibi ülkemiz böyle bir devlet değildir. Dayılar enişteler devletinden de bu beklenir zaten.

Basketbol milli takımımız ve federasyon yetkilileri bir kez daha ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bu işi de örtbas etmeye çalışıyorlar. Zaten yıllardır hiçbir olaya ses çıkartmayan medyanın çiçek böcek tarafına da çok güzel laf sokan Yiğiter ULUĞ abimize buradan teşekkür ediyor, gazeteciliğin gerekliliklerini yerine getirdiği ve işini yaptığı için! saygı duyuyorum. Darısı diğer yorumcuların, gazetecilerin ve yazarların başına inşallah… Unutmadan sporcu geçinip böyle bir sebepten takıma alınmayan arkadaşlarına destek olmayan adamlarda anca kardan adam olur (made in Adabazar) kusura bakmasınlar

Reklamlar