Taksim Olayları

Yakın zaman önce başlayan ve gelişimi kar topu misali büyüyen olaylarıyla ilgili bizde buradan bir iki şey yazalım dedim. Uzun zaman oldu bir şeyler yazmayalı. Gerçi söylemiştim benim bölümde havaya girince yazarım veya ara veririm diye. İş icabı uzun bir eğitim programına katılmak durumunda kaldım. Sabah onunla uğraşıp, akşamda yok takımın maçı yok anasının gözü derken buraları boşladık. Birazda haliyle ilk hevesim gitti sanki. Yazıcam ama ara ara yine. Belki uzun sürecek ama hiç olmazsa 1985’lere kadar yakın tarihi yazmayı planlıyorum. Birazda siyasete çok girmeyip şiir falan paylaşmakta lazım tabi. Sonra kitap önerisinde bulunmayışımız okuyan arkadaşlara ayıp olmuş sanki. Neyse, konuyu dağıtmadan şu Taksim için söylenenleri toparlayıp değerlendirelim.

Beklemek iyi oldu sanki. Birçok olayın, bir çok şehirde yaşandığı bu süreçte sıcağı sıcağına yazmayıp seyretmekte soğuk kanlı analizleri yapmamızı sağlayacaktır bana göre.

Elbette genel olarak olayları anlatmayacağım. Zaten nasıl başladığını ve geliştiğini hemen hemen hepimiz biliyoruz. Parkın bir kısmının yıkılıp tarihi kışlanın ve ortasına dikilecek olan alışveriş merkezini protesto eden gruba polisin gece baskınıyla dalmasının ardından insanlar internet ve telefon aracılığıyla bu müdaheleyi protesto etmek için Taksime yürüdü. Bunlara yine polisin gereksiz müdehalesinin üstüne olaylara sağ duyuyla yaklaşıp ortalığı sakinleştirmesi gereken başbakanın yaptığı bu açıklama;

tuz biber ekerek daha fazla kişinin toplanmasına ve müdehaleninde büyümesine olanak sağladı. Burada olayları başlangıç noktasından itibaren takip edersek; cidden üç beş ağaç ve alışveriş merkezini protesto etmekten polisin aşırı ve gereksiz müdehalesine, buradan da başbakanın inadına inat protestoya, buradan da artık komple aşağılanınca ve terörist damgası yeyince hükümete yönelik sesini çıkartma eylemine dönüştü. İnanılmaz bir gelişme ve dönüşüm içerisindeki bu olayların nasıl buralara geldiğini başbakana sormak lazım. Bizde bir taksim direnişçileri kadar olmasa da küçük bir protestoyla hükümeti tutumu sebebiyle protesto ettik. Sadece bu olayları değil, uzun süreli iktidarlarındaki tahammülsüzlüğü protesto etti aslında insanlar.

Ve en önemli nokta bu olayların bir parti eksenine oturtulamamasıydı. Ben dahil bir çok kişi hükümeti yönetim olarak beğenmeyen insanlar. Muhalefeti de beceriksizlikleri sebebiyle eleştiren arkadaşlarımın hepsinin bu olaya destek vermesi en dikkat çeken noktadır. Başbakan ve ekibinin ısrarla “siyasi ideolojiye” sokmaya çalıştığı bu grupların belki küçük gruplar halinde ama kesinlikle bir siyasi parti veya örgütle organize olarak buralara geldiğini söylemek için sanırım biraz kör olmak gerek. Gerçi “bir gtün kılı” olmaya bu kadar meraklı olan bir toplum kesiminin kör olması zor olmasa gerek.

Yalnız söyleyelim; yazının amacı kahrolsun başbakan, yaşasın demokratik direnişçiler demek değildir. Haklı veya haksız durumları anlatırsak birisi bir resim koyar polisin vurduğu, birisi de bir video koyar molotof atan böyle sürer gider. İşimiz sakince olayları izlemek ve doğru bir şekilde analiz etmek olmalı. Kaldı ki, neyi savunursanız savunun devletin güvenlik güçlerine içinizden her hangi birisi taş atarsa, araba devirir ise siz ne yaparsanız yapın suçlu olursunuz zaten. Elbette genellememek lazım ama toplum algısı bunu getiriyor. Bu karmaşadan nemalanacak olan yine hükümet elbette.

İki kelimede polise söylemek lazım tabi bu arada da. Karşınızda bir grup insan ki çoğunluğun pasif direnişçi olduğu görünen bir gruba bu saldırının sebebi amacı nedir? 100 kişilik bir gösterici grubunda 5 kişi polise taş atıp küfür ediyorsa buna dayanarak bütün gruba su sıkıp gaza boğmak mantıklı bir polis müdehalesi midir? Yoksa mantıklı olan bu kişileri tespit edip kalabalıktan çekip almak mıdır? Polisimiz ne yazık ki bu gösterilerde başarısız olmuştur, diğer bazı başarısızlıklarına da yenisini eklemiştir. Ayrıca polislerin bu denli şiddetli ve saldırgan olmasının arka yüzünü arkadaşlarla konuştuğumuzda ortak olabilecek düşüncemiz; başbakanın bizzat şiddetli bir şekilde saldırı talimatı verdiğiydi.  Çünkü hiç bir güvenli görevlisi belli bir yerlere sırtını dayamadan bu tip bir şiddeti uygulayamazdı. Ne yazık ki haklı çıktık, çünkü onuda başbakan yine kendi açıkladı;

İlk gördüğümüz nokta her zaman ki gibi başbakanın tuhaf bir egemenlik havasında duruma bakış atmasıydı. Bu tip bir oluşumda bana göre ve bir çok sanırım siyasetçiye göre de yapılması gereken halkı sağduyuya davet etmek, baktın olmuyor planlanan alışveriş merkezinden vazgeçmek olmalıdır. Aslında, Kadir Topbaş yapılması planlanan şeyleri güzelce anlattı, Bülent Arınç yine bu sağduyu açıklamasını yapıştı.Yine başbakan kürsüden “efendim ne alakası var kim demiş alışveriş merkezi falan..” diyerek Çoban Süloya yıllar sonra tekrar selam yollarken akşamında işler yine değişti. Dolunayla beraber kurt adama dönüşen başbakan aldı sazı eline başladı dinsel vecibelerden çalmaya ki ne çaldı ne oynadı be arkadaş. Hemen muhafazakar kanadı etrafında toplayan diğer siyasi liderler gibi “camide içki içtiler” dedi, “türbanlı yakınımı çocuklarıyla beraber yerlerde sürüklediler” dedi, “12 yaşındaki çocuğu köprüden aşağıya attılar” dedi… dedi de dedi.

Bir diğer konuşulması gereken nokta da medyamızın zaten bildiğimiz durumu. Fazla bir şey demek istemiyorum çünkü söyleyecek kelime bulamıyorum. Medyanın ve yazarların nasıl baskı altında olduklarını bir kez daha görmekteyiz. Dünyada bile bazı haber kanalları canlı yayınlar ile olayları verirken, bizim kanalların penguen belgesellerini bize göstermesini uzun bir süre unutmayacağız.

Bana göre korktu bu sefer başbakan. Hani bir ay evvel bir yazı yazmıştım Aydın Dediğin II diye. İşte sanki benim yazımı okumuş ve sessizliğinden sıyrılmış bir grup vardı karşıda bu sefer. “Hangi partidensin” dediğinizde “partim yok” diyen bu grup işte. Bunları karşıya aldı başbakan bu sefer. Ve matematiksel olarak bakarsak, ülkemizde oy kullanmayan 10 milyona yakın insanı ne kadar karşıya aldı önemli yani. Bu sebeple o partilere güvenmeyip oy vermeyenlerden çekindiği için ısrarla “ideolojileri nedir” diye saldırıyor durmadan. Medya bu sebeple ellerinde. Baktı olmayacak, kendi camiasına “bunlar anarşist, bunların kökü dışarıda, bunlar vandalizmin temsilcileri” diyerek yine uyku moduna alıyor temsilcilerini.

Benim yakın arkadaşlarımın bizleri göre göre, gözümüzün içine bakarak başbakanın söylediklerini papağan gibi tekrarlamaları üzücü gerçekten. Olmuyor artık iki lafta bunlara söylemek lazım. Benim bir partiye yakın olmadığımı bilerek ısrarla başbakan gibi kendi kafalarında yarattığı siyasi ideolojiye sokmaya çalışıp, eldeki verileri değil de hedef saptırıp geçmişe atıf yapmalarını iyi anlıyorum aslında. Çünkü bu arkadaşlarımızın gerçek fikirleri, protestoları dinlemek sebeplerini araştırmak gibi bir amaçları yok. Tek amaçları var söylemlerine göre düşünce özgürlüğünü destekliyorlar. Elbette kendileri gibi düşünülürse. Dahasına tahammülleri yok çünkü. Bu sebepten liderlerinin cümleleriyle geliyorlar ve tosluyorlar mantık bariyerlerine. Çünkü yapılanların demokrasiyle, insan haklarıyla, eşitlikle, özgürlükle hiç bir ilgisi yok ki ellerinde salladıkları muhafazakar kimlikle ve din ile hiç mi hiç ilgisi yok. Ha bunu görürler mi? Bunun analizini yapacak zekaları elbette var ama bakış açıları yok. O kadar yok ki, bu insanlar hedefleri doğrultusunda sizi bile kalemde silecek olduklarını anlıyorsunuz.

Peki bu beklentimizin temeli nedir? Başbakan Tayyip Erdoğan neden eleştiriliyor bir düşünelim? Demokrat değil diye, din ayrımı mezhep ayrımı yaptığı için, otoriter baskıcı bir tavrı olduğu için, laik hukuk sistemini bozmaya çalıştığı için veya yasama/yürütme/yargı üçgenini kırmaya çalıştığı için mi eleştiriyoruz?

Şöyle bir bakalım adama, ekibine. Bu adam söylediğimiz insan değil zaten. Demokratik laik bir hukuk devletine inanmıyor. Tek adamlı yönetimi istiyor, mezhep ayrımcısı arada ağzından kaçırıyor zaten. Medyayı satın alan, yazarları susturan, sanata karşı, özgür düşünceyi değil II.Abdülhamit tarzı kontrollü ve baskıcı bir camia istiyor işte elimizdeki malzeme bu. Ve bunu takip eden bundan nemalananları kenara atar isek 10 milyondan biraz fazla kişinin siyasi düşüncesi ve hayat felsefeleri de bu zaten.

Kendini kandırmasın AKP’ye oy veren kişiler. Sen zaten demokrasiyi hiçbir zaman istemedin. Sen çoğunluğu ele geçirip baskıyla yönetmek istedin. “Yapmayın bu demokrasi değil” dendiğinde ise buna cevap vermeyip “geçmişte neler yapıldı bize” dedin. Yani yine verdiğin cevap ile bizi doğruladın. Sen mezhep ayrımcılığına muhtemelen inanıyorsun arada “mum söndü yapıyorlar” diyerek muhabbet çevirdin hatırla başbakan da çeviriyor işte arada. Sen hayatında bir yahudiyi tanımadığın, ticaret yapmadığın halde öğretildiği için onlardan nefret ettin. Hayatında bir yıl güneydoğuda yaşamadığın halde geçtim ankaradan öteye gidemediğin halde kürtleri bana anlattın adamların hepsini pkk sempazitanı yaptın. Atatürkten belki nefret ettin, belki etmedin ama işte dinen sakıncalı buldun ve evet benimsemedin içten bir şekilde hiç bir devrimini anlamadın, anlamakta istemedin. Çünkü ne yazık ki düz yetiştin, etrafının düz bakmasını istedin ve öyle baktın, bakıyorsun. Sana düz bakma, insanca bak dediğimizde “e geçmişte neler neler yapmışlar camileri ahıra çevirmişler” ile geldin sanki ben çevirmişim gibi. Kabul edin arkadaşım, iyisi kötüsü belki hepsi, belki bir tanesi sizde var işte bu sebeple bu adamın peşindesiniz, bu sebeple bir bildiği vardır diyorsunuz. Belki yanlışları gördüğünüz halde bu sebeple sessizsiniz.

Kendini kandırmasın artık CHP’ye MHP’ye ve Milli Görüşçü’ye oy veren kişiler. İşte bu sizin eseriniz değil mi yine? Siz sosyal demokrasiyi ırkçılık ile işlediniz, geçişte yapılan baskıları ortaya koymadınız, bunları eleştirmediniz. Siz kafanızın ardında muhafazar insanları ötelediniz. Bu adamları yine din tüccarlarının önüne attınız. Uçları keskinleştirdiniz ve hala kömürcü makarnacı diye dalgaya alıyorsunuz. Ve siz MHP teşkilatı siz değil misiniz Süleyman Demirelin peşi sıra yıllarca giden. Sizin vatan millet duygularıyla yoğrulan saf anadolu çocuklarına sahip çıkıp bu bilinçle yetiştirmeniz gerekirken mafya oldunuz, kabadayı oldunuz, yurtlarda haraç kestiniz ulan biz ülkücüyüz diye. Sosyal devlet nedir, komunizm nedir bilmeden körü körüne saldırdınız ve uzaklaştınız belki sizin kadar ülkesini seven sosyal aydınlardan. Ve siz Milli Görüşçüler. Hiç kusura bakmayın siz de suçlusunuz dayı. Hadi geçtim Erbakan vefat etti, peşinden gittiğiniz adamın din tüccarları olduğunu göremediniz. “Bunlar haçlı uşağııı, bunlar cehennemde yanacaklar..” diyen parti başkanınız gitti AKP’ye yardımcı oldu! “muhafazakarız dinimiz bütün” dediniz mezhep ayrımcılığı sizde yaptınız. Dinde ruhbanlık olmadığı halde hacının hocanın gtünden ayrılmadınız, dinin tasavvufunu ve hoşgörüsünü değil baskısını ve “ya allah bismillahını” aldınız. Hoşgörü dini dedik, sizde CHP kesiminden aşağıya kalmadınız başı açık kadınlara orospu dediniz, namaz kılmayana dinsiz dediniz hurafelere sahte hadislere inandınız ve dini yıprattınız.

Kim var meydanlarda? Hepsi var işte muhalefetten ve hepsi var işte bu söylediklerimi destekleyecek. Bilinçli bir şekilde oradalar mı peki. Hayır değiller ama hükümetin yaptıkları için oradalar. Kendilerince haksızlıkları protesto etmek için oradalar.

Ve artık her protesto eylemini kafamızın örümcelekmiş tarafındaki ötekileştirme kavramıyla bağdaştırmayın. İnsanların ne için protesto ettiğini dinleyin çünkü muhtemelen yanlış yapılan bir durumu protesto ediyorlardır. “heaa yobaz işte” veya “bunların hepsi aynı komunist” demek ile demokrasi beraber yürümüyor arkadaşlar. Mesela hala bu eylemlerin “ağaç için yapıldığını” söyleyen adamların olduğu hatta ötesine nihayet geçip “demek ki ağaç için değil başka bir şey varmış” diyen adamların olduğunu görüyorum. Yazık, birazcık etrafın ne dediğini dinleyin hatta ayıp yaptığınız.

Yazıyı fazlada uzatmadan bu olayları çözümlemek için adımlar atılması gerektiğini ve bu adımların hükümetten gelmesi gerektiğini söyleyelim. Şu haklı bu haklı meselesi değil tekrar ediyorum konuştuğum. Şiddet ise bana göre polisin, “devlete başkaldırıyorlar” diyerek halkın bütün kesimine sıktığı gaz bombalarının adıdır. Devletin güvenlik görevlileri, bilakis militan gibi gaza gelemez bunu yapamamalı yani. Yine avukatların gözaltına alınması, doktorların tutuklanması, gazdan etkilenenlere kapıları açanlardan hesap sorulacağının belirtilmesi düşündürücü etkenlerdir. Geçtim devletin internetten tweet atanların bile soruşturacağını açıklamasına ne denilebilir ki?

Yine bunların dışında olaylar sebebiyle hayatını kaybeden bütün insanlara allahtan rahmet diliyorum. Birisi üniversite öğrencisi, diğeri polis olsa fark eder mi? Hepsi insan sonuçta. Ailelerine sabır diliyorum tekrar.

Gelecek ile ilgili yazımın arasında söylediğim gibi bana göre seçimde bu sefer bir sürpriz olabilir. Oy vermeyen kesim, artık muhalefeti eleştirip sandığa ne sebeple olsun yığılırsa aradaki 3-4 milyonluk oylar kapanır belki biraz daha dengeli bir yönetim sergilenir. En önemlisi de başbakanın “artık ben tek adamım” psikolojisinden çıkmasının sağlanmasıdır.