Devamının Devamının Devamı..

Çok partili siyasi döneme geçtiğimizden beri dikkatimizi çeken bir durum var. Genelde sağ kesimce daha çok desteklenen ve elbette sol çevrelerce de dile getirilen bir “biz falancanın devamıyız” cümleleriyle alkışlanan siyasi dünyamızdan bahsediyorum.

Aslında sol grupları bir kenara bırakacağız, çünkü sol dediğimiz siyasi tarihimizde CHP Ve DSP dışında elle tutulur parti olmadığını söyleyebiliriz. Onlarda işte Atatürk başta olmak üzere elbette pek bir şeylerin devamını getiremedikleri görünüyor.

Sağ literatür olarak isimlendirdiğimiz büyük partiler ise bunu daha fazla dile getirip somut bir veri olarak önümüze ısrarla koyuyorlar. Adnan MENDERES’in kurduğu Demokrat Parti temeli olmak üzere peşi sıra gelen ünlü siyasi parti liderlerinin hemen hemen hepsi bu mirastan pay almaya çalışmışlar.

İşlerine geldiği gibi geçmişte kah Menderes’i, Kah Atatürk’ü efendim kah Özal’ı vs. bu şekilde arkalarına alarak destek bulma amacında olmaları elbette ki doğaldır. Normal olmayan ise geçmişte yapılan bu şov ve gösterilerin hala devam etmesi ve halkımızın sürekli bunlar ile uyutulmasıdır.

İlk olarak Süleyman DEMİREL ile başladı bu süreç aslında. Kurulan Adalet Partisinin genel başkanı olan Süleyman DEMİREL, sürekli meydanlarda DP ve Menderesin devamı olduklarını dile getirmişti. Peşinden gelen Turgut ÖZAL’da yine çok üstelemese de Menderes’in devamı olduğunu ve son olarakta AKP ve Tayyip ERDOĞAN’da açıkça bir çok yerde  “Menderes’in ve Özal’ın devamıyız” cümlelerini söylediği duyduk.

Dört adamında politik yaşamlarında siyasi gündem yaratmaları, tepkileri, üslubları, yönleri vs. gerçekten de benzer yapıda. Sadece arada Süleyman DEMİREL’in sevilmemesi haricinde (ki onuda sevmeyen AKP hükümetinin bir sonraki benzer bir yapıdaki hükümet tarafından sevileyeceğini hiç sanmıyorum) aynı yapıda partiler. Özellikle Süleyman DEMİREL’in Adalet Partisi ve Tayyip ERDOĞAN’ın AKP partisi birbirlerine kadro ve yapı olarak benziyorlar. Hele ki, bu yakın 70-80 siyasi gündemde sürekli başbakan olan Demirel’in açıklamalarının ve yaptırımlarının benzerliğini görünce şaşıracaksınız.

Fakat konunun bu boyutu bir yana günümüz siyasi yapısında bir fark bulunmakta. 1970-80’lerde komünizm propagandasıyla kandırılan ve bir yazı ile eleştirdiğim MHP teşkilatının ve milliyetçi gençlerinin şimdi aynı hatayı tekrar etmemesi sevindirici bir gelişme. Elbette, geçmişte yapılan yanlışlardan dolayı suçlamak maksadıyla yazmıyorum bunları. Ama bu yanlışı geçmişi analiz ederek görmeleri bana göre çok önemli. Çünkü geleceğimizi bir bütün olarak tekrar şekillendirmek ise amacımız, silah olarak kullanılan ve kandırılan bu vatansever gençlere ihtiyacımız var. Çünkü toplumu bilinçlendirmesi gereken, ülkemizi güzel yarınlara taşınması için bilgi birikimleriyle halkımızı aydınlatması gereken entellektüel insanlar başarısız olmuşlardır. Toplumun alt tabakalarını anlayıp onların sorunlarına çare bulmaktansa onları aşağılamayı, küçük görmeyi tercih etmişler ve işte bu siyasi liderlerin ellerine atıvermişlerdir bu insanları.

Bu olayların gelişimlerini ve olacakları daha 1970’li yıllarda dile getiren aydın yazarlar ise bir şekilde öldürülmüş, susturulmuş, idam edilmiştir ne acı. Ve bir uyarı yazısı koyuyorum buraya, yine MUMCU’dan milliyetçi arkadaşlarıma armağan olsun;

Düşman Çiçek Göndermez

Adalet Partisi kongresinin ilk gününde Demirel

— AP, Demokrat Parti’nin devamıdır... diye basbas bağırıyordu. Salon da alkıştan yıkılıyordu Demirel konuşurken.

Bu sırada salona, üç hilalli bir çelenk girdi. Türkeş’in komandoları hodri meydan bakışlar ve sert adımlarla çelengi Demirel’in konuştuğu kürsüye doğru götürüyorlardı.

Salonu önce bir sessizlik kapladı. Demirel de konuşmasını kesti. Sonra büyük bir alkış tufanı koptu. Türkeş ve komandoları çılgıncasına alkışlanıyordu… Kimler alkışlıyordu?.

Demirel’in

— AP, Demokrat Parti’nin devamıdır… sözünü alkışlayan AP’liler elbet. Kim olacak?

Yani, Demokrat Parti’ye karşı ihtilâl düzenleyen örgütün üyesi ve ihtilâl spikeri Albay Alparslan Türkeş, kendisinin de yıktığı iktidarın devamı olduğunu söyleyen bir partiye çelenk gönderiyor!

Nedir bunun anlamı?

Demirel:

— Çelenk getiren arkadaşların ellerini sıkmak istiyorum, diyerek kürsüden indi ve komandoları yanaklarından öptü,, bir de üstelik. Sadece siyasal nezaket deyip geçebilir miyiz buna?. Hayır… Bu nezaketin temelinde, son siyasal gerçeklerin parmak izlerini de bulmak mümkündür. Gerçek gün ışığı gibi ortadadır artık. Kurulu düzenin ayrıcalıklarını korumak isteyenler türlü gerekçelerle birleşmişler, biri diğerinin destekçisi ya da vurucu kuvveti olmuş.

— İti ite boğduruyorum… diyen bay Demirel komandoları yanaklarından şapur şupur öpmektedir şimdi.

— Kahrolsun masonlar… diyerek AP Genel Merkezi önünde gösteri yapanlar da yine bu komando adı verilen gençler de Demirel’e, sarılmaktadır. Kim kimin neden destekçisi, kim kime neden karşı? Bunları düşünmek gerekmez mi?.

Komando dediklerimiz işçi, köylü kökenli halk çocuklarıdır aslında. Milliyetçilik kavramlarının tutkusuyla koşullandırılmış kendi ailelerini de tutsak eden bu düzenin gönüllü bekçileri yapılmıştır. Yurtseverlik duyguları saptırılmış, ters bilinçle koşullandırılmış çocuklardır bunlar.

— İşte bunlar komünisttir, bunlara karşı savaşacaksın… diye arkadaşlarına düşman edilen, taşla, sopa ile eyleme geçirilen, eğitim kamplarında askere özgü talimden geçirilen halk çocuklarıdır bunlar.

— Sen milliyetçisin, onlar Rus uşağı… gibi değer yargılarının çemberinde başları döndürülmüştür bu çocukların. İzledim kongrede onları… Askerlere yakışır bir düzen içinde girdiler salona. Bakışları keskin, adımları sert. Bir onlara, bir de kürsüdeki Bay Demirel’e baktım. Belki işçi, belki köylü çocuklarıdır çelengi getirenler. Çelengi alan ise bir eski Amerikan firması müteahhidi! Yabancı sermayenin bir numaralı savunucusu! 12 Mart öncesinde, sağcı ve solcu gençlerin kanları sokaklardan akarken; Millî Güvenlik Kurulunda :

— İti ite boğduruyorum… diye övünen ve öldürülen solcu ve sağcı gençlerin mezar taşlarına basa basa, İstanbul’un iş ve sermaye çevrelerine krediler ve türlü çeşitli ayrıcalıklar sağlayan bir eski başbakan! Çelenk kimin çelengi?. Kimin sevincine, kimin mutluluğuna gönderiliyor?. Ve neyin çiçekleri bunlar?

Eğer, komando gençler, bu çelengi kendiliklerinden getirmişlerse, bu çelengi Demirel’in kongresine değil, Demirel döneminde ölen arkadaşlarının mezarlarına götürmeliydiler. Eğer arkadaşlık duyguları varsa… Yok eğer, bu çelenk Albay Türkeş’in buyruğu ile gönderilmişse, o zaman bu çelengi ya 27 Mayıs Devrim Şehitlerinin ya da Türkeş tarafından ihbar edilen Albay Talât Aydemir’in mezarına götürmek gerekirdi. Eğer Türkeş’in vicdanı sızlamazsa…

27 Mayıs ihtilâlinin spikeri “Demokrat Parti’nin devamıyız” diyen Bay Demirel’in partisine çiçek gönderiyor, şimdi… Bu çelenk aslında bir eski ihtilâlcinin vefa duygularının musalla taşına bırakılmıştır.

Yeni Ortam 22 Ekim 1974″

Reklamlar

Beyazıd ve Cem Sultan

Önceki yazıya buradan

Beyazıd Ve Cem Sultan Mücadelesi

1) Fatih ölünce iki oğlu kaldı; Beyazıd (34) ve Cem (23). Fatih, daha sevimli ve sanatçı ruhlu olan Cem’i daha çok seviyordu. Beyazıd daha sefahete düşkün olduğundan uyarıda almıştı. Veziri azam ve devlet erkanı Cem’i, yeniçeriler ise Beyazıd’ı istiyordu.

2) Vezir Mehmet paşa Beyazıd’a haber verdiğinde gizlice Cem’e de elçi gönderdi. Lakin elçi yakalandı. Yeniçeriler ayaklanıp veziri öldürdükleri gibi şehirde de terör yarattılar. Şehre gelen Beyazıd’a, “eğer yapılanların hesabı sorulmazsa seni tanırız” denildi. Beyazıd gelip hükümdarlığını ilan etti (1481) Cem de Bursay’a gidip kendi imparatorluğunu ilan etti. {yine taht kavgasını görüyoruz, ayrıntıları merak ederseniz okuyabilirsiniz. Fakat Beyazıd çok öncelerden yeniçerilere rüşvetler verdiği biliniyor. Daha uyanık olan Beyazıd tahtı kapıyor tabi İstanbul’da. Yeniçerilerde ne ibneymiş kardeşim, isyan çıkarıp kendi şehrini yağmalar mı insan, halkına saldırır mı?}

3) II.Beyazıd, Bursay’a yürüyüp Cem’i mağlup etti. Kritik nokta Cem’in lalası, akıl hocası Yakup beyin önceden satın alınmasıydı. Cem Suriye’ye kaçtı {ve o eski türk filmlerinde olur ya kız kaçar, bir kamyoncu tecavüz eder, bir otelci, bir bakkal o hesaba gidiyor Cem de heh heh}. {tabii yine görüyoruz ki yeniçeriler kuvvetli ve onları rüşvetle bağlayan avantajlı, ayak oyunları ve entrikalar artık tam anlamıyla başlıyor}

4) Cem, Karaman soyundan gelen Kasım beyden yardım istiyor. Eğer padişah olursa Karaman’ı vermeyi taahhüt ediyor. Yine Beyazıd’a devleti ikiye bölelim teklifi reddedildi.

5) Kasım beyle bazı yerler alınmaya çalışılsa da başarılı olunamayınca başka yollar arandı. Kasım bey “rumelide çalışma yapalım amcoğlu” teklifini yaptı. Aslında amacı onu oraya gönderip ortalığı karıştırmak, II.Beyazıd ile anlaşıp toprak almaktı. {Cem’in türk filmi tadındaki hikayesi devam ediyor}

6) Gemiye binip Rodos’a giden Cem, buradan Fransa yoluyla rumeliye gönderileceğini düşünerek gemiye biniyor {evet Cem evet amcoğlu gideceksin:)} Amaç tabi Beyazıd’dan fidye almaktı. Kutsanmış Rodos şovalyeleri, yine fidye istediler {geçmişte de hatırlayın istemişlerdi} 1482

7) Rodos şövalyeleri padişah olması kaydıyla Cem ile anlaştı {tabi II.Beyazıd’la da anlaşıp para alıyorlardı, temiz altın iki yolda da kardasın}

8) Şehzade Cem Fransa’ya giderken, Frenk Süleyman onu “şovalyelere güvenme amcoğlu” diye uyardı. Cem dinlemeyip, Rodos şovalyelerinin dini ve onurlarına güvendi 1482. {peheeey ne yemini, aslında Cem kalede şiir yazarken, II.Beyazıd Rodos şovalyeleriyle anlaşmış ilk taksidi de bonus karda 12 taksit yaparak 45 bin altınla ödemişti}

9) Şovalyeliklerine tanrının yemini ve onuruyla bağlı olan Rodos şovalyeleri, tanrılarından aldıkları güçle olsa gerek Cem’i o kaleden bu kaleye kaçırıp durdular. Onun kaçırılıp gelen altınların kesilmesinden korkuyorlardı tabiî ki. Bu sırada avrupada veba yaygınlaşmıştı ve herkes kırılıyordu. Papa, “yıkanmak tanrıya ihanettir, kir bizdendir amcoğlu” açıklamasından beri zaten bokun içindeki Avrupa birde vebayla tanışmıştı. Tabii Papa sonradan bir bomba daha patlatıp “halk içindeki cadılar yüzünden” diyerek kızıl saçlı kadın, çocuk kıyımının da önünü açacaktı ilerde. “Ne oluyor ulan” diyenler “dinsiz” ilan edilerek işkenceyle öldürüldü. 2010 yılında bile, bundan 600 yıl sonra bile bazılarının birilerini dinsiz ilan etmesine şaşırmamak gerekiyor yani. Geçmişten gelen bir şey bu. {Böyle ph kağıdı falan var galiba dokunduruyorsun koyulaşma dinsizliğe gidiyor}. Papa yaşadığı katedralinde “ne yapalım ulan bu Türklere, hmmm ehe haçlı yapalım” deyip bunu da kullanmak için Cem’e yöneldi. Tabi kutsal Rodos şovalyeleri burada hem Beyzıd’dan, hem Cem’in karısından, hem papadan iyi para kopardı.{buradan ne anlıyoruz hem dindar, hem onurlu, hem şovalye ise adam korkacaksın dayı}1489

10) Papa VIII.Inosan, Cem’e rumelide Macar kralıyla takılmasını, birde küçük dilekle hristiyanlığa geçmesini istemiştir. “Yüzünü yıkarız, iki çan çalarız alışırsın” dese de Cem nuh demiş, kutsal ruh dememiştir. {papada nasıl küfretmiştir var ya eheheh}

11) 1492’de, Papa ölünce yerine IV.Aleksandır Borjiya geçmiştir {heriflerde ne isim var arkadaş}. Cem’e daha rahat yaşam sağlayan Papa, II.Beyazıd’a elçi gönderip “her yıl para verilmeye devam edilmesini” veyahutta “300 bin altına dört ay ötelemeli taksit ödemeyle zehirletilmesini” teklif etti {tabi o sırada kilisenin eli çok sıkıştı galiba para lazım}

12) Bu sırada Fransa kralı VIII.Şarl, Napoli krallığına saldırmak için yola koyuldu. Amacı Cem’i alıp Kudüs’e getirmekti. Bu sırada elçi geri gelmiş, eğer Cem zehirletilirse paranın verileceğini Papaya bildirmişti. Fransa kralı da {ki kendisi adabazar kökenlidir delikanlı adamdır} bunu öğrendi ve Cem’i istedi. Papa istemese de karşı gelemeyip Cem’i verdi. Fransa kralı aslında dediğim gibi Cem’i Kudüs’e götürmek ve kullanmak istiyordu. Fakat hayatını öğrenince ona acıdı ve özgür olduğunu, karısına dönebileceğini söyledi. Onurlu bir şovalye gibi davranıp, isterse kendisiyle gelebileceğini söyledi. Lakin, iki gün sonra ağzı boynu şişti {çünkü papa zehirletip teslim etmişti}. Yolda 36 yaşındayken öldü. Cesedini Napoli’ye götürdüler 4 yıl orada kaldı. Daha sonra Bursa’ya götürüldü ve gömüldü 1495

13) Cem’in üç oğlu vardı. Bunlardan Ali’ye ne olduğu bilinmiyor, Murat Rodos’a gidip {paranın tadını aldı galiba} Katolik olmuştur. Oğuz ise ne olur ne olmaz diyerek II.Beyazıd tarafından öldürülmüştür 1483 {yazmıyacaktım da yazayım hadi. Daha önceki vezir Mahmud paşa, hani Fatih’in oğlu Mustafa karısına tecavüz etmişti ya hatırlayın. Sonradan Mustafa ölünce, diğer iki vezir Gedik Ahmet paşa ve İshak paşa yükselmek için “yoksa Mahmud paşamı öldürtü” diyerek onu Fatih’e öldürttürmüşlerdi gaza getirerek. Sonradan veziri azam olan Gedik Ahmet, Fatih’in ölümünden sonra Cem tarafını tutmuştu ve oğlu Oğuz’u severdi. Fakat II.Beyazıd kontrolü alınca, Gedik Ahmet paşayı rumeliye sefere gönderiyorum ayağı yaparak, Oğuz ile beraber öldürttü. Bunu da beraber Mahmud paşayı devirdikleri adam yaptı; yani İshak paşa. Yeniçeriler bu oyunu öğrenip ayaklansa da altınları görünce yatışıvermişlerdir. İshak paşada vezir oldu. Bu kadar pislik karşısında da benim midem bulandı dayı, saray entrikaları tam anlamıyla başlıyor artık.}

Son olarak hazır Cem Sultan demişken bir şiirini de paylaşmamak olmayacak sanırım. Büyük bir şair olan Cam Sultan, uzun gurbet yıllarında oldukça fazla vatan hasreti çekiş bir insan. Şiirlerini bulursanız okumanızı tavsiye ederim;

Bu gurbet câna gâyet kâr kıldı
Ki âlemden beni bî-zâr kıldı

Ne kılam gerdiğ-i eyyâm beni
Belâ vü derd ile bîmâr kıldı

Ne nahs olur aceb bu tâli’im kim
Beni âlem içinde zâr kıldı

Gülistân yerine ni’me’l-bedeldir
Felek yerimi ğimdi hâr kıldı

Görün gerdûn-ı dûnun himmetini
Bu gurbetde Cem’i bîmâr kıldı

 

Sonraki yazıya buradan