Üs mü tesis mi?

Amerikan üsleri ile ilgili zamanla ekleyerek yazacağımız yazılarımızın ilk dokunuşlarını yapalım artık isterseniz. Bildiğiniz gibi ülkemizde Amerika ve Nato’ya ait birçok yer bulunmakta. Bunların en ünlüsü Adana/İncirlik olmakla beraber, İzmir’de ki yerleşkeyi de duymuşsunuzdur. Bunların dışında ülkenin dört bir köşesinde stratejik noktalarda depolar, silahlar, yakıt ikmal noktaları vs. bilinen şekliyle bulunmaktadır.

Yine devletimiz resmi olarak kabul etmese de görgü tanıklarının verdiği bilgiler doğrultusunda Tekirdağ, Kars, Urfa, Ankara, İzmir, Balıkesir dolaylarında da üslerin bulunduğu söylenmekte. Veya vardır kesin olarak bilemiyorum. Bildiğimiz kesin bir şey var ise oda ülkemizin NATO tesisi adı altında ikili antlaşmalarla başka ülkelere bölgesel silahlı/silahsız yerler tahsis ettiğidir.

İlginçtir devlet içerisindeki “bir takım cuntacıları, şantajcıları, gladiocuları yakalayacağız” diyerek tespit edilen kişiler tutuklanıp yakalanırken. Bunların haricinde, bu bahsettiğimiz üsler ve tesisler konusuyla alakalı yapılan antlaşmalarda ise hükümetimiz hiç sesini çıkarmamaktadır. Gerçi şimdiki hükümet değil, geçmiş hükümetler de benzer tepkisizliği sergilemediler mi?

“Özgür ülke” naraları atarak sağımızı solumuzu gaza getirmekten ziyade kendi silahlı kuvvetleri olan bir devletin, başka bir devlet askerinin koruduğu ve içini kontrol edemediği yere izin verebilir mi? Vermeli mi? Bu sağlıklı bir bakış açısı mıdır? Halkımızın bunu nasıl yadırgamadığını görebiliyor muyuz peki?

Mesela bir Hindistan üssü olsa Hatay’da garip olmaz mıydı? Bizim Çin’de üssümüzün olması keza…

Çok önemsiz gibi gösterilen bu üsler aslında tampon bölge açısından o kadar önemlidir ki bu ülkeler adına hükümet devirir darbe bile yaptırır diyebiliriz. Geçmiş siyasi hayatımızda bu üslere kafa tutan Ecevit-Erbakan ikilisinden sonra Süleyman Demirel’in bile!!! evet yanlış duymadınız Demirel’lin bile ipi kısa sürede çekilmiştir. Bunları yavaş yavaş belirteceğiz ilerde.

1954 yılında Menderes zamanında konuşlandırılmaya başlanan bu üslerin bizim için en tehlikeli yanının üzülerek söylemeliyiz ki içinde neler döndüğünü bilemememiz olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği gibi ülkemizin meclis dışından anayasaya aykırı biçimde yaptığı anlaşmaların bir bölümü bunlar ile ilgili. Üslerde hangi silahlar var? Tahrip güçleri nedir? Herhangi bir silahlı çatışma durumunda hangi durumlarda bulunabiliriz? Bunlar ile ilgili bilgimiz kısıtlı veya hiç yok denecek kadar az ne yazık ki.

Düştüğümüz bu durum ile ilgili geçmişte birçok benzer tartışma yapılıyor. Zaten günümüz siyasi tartışmaların yarısı geçmişte dillendirilmiş şeyler. Lafı fazla uzatmadan Mumcu’nun bir başka yazısına kalemi bırakalım isterseniz. Daha devamını da zamanı gelince yazacağız.

Amerikan Üsleri

1963 yılında 3.Ordu Komutanı olan Org. Refik TULGA, Trabzon’daki Amerikan üssüne gider. Üs komutanı Amerikalı albay orgeneralimizi üsse sokmaz. Olayı 1969 yılında şu sözlerle açıklamıştır;

Üs komutanı albay, bizi büyük bir merasimle karşıladı. Albay, kantin, kulüp, yemekhane, mutfak gibi tesisleri gezdirdi. Biraz ötede etrafı demir kafesle çevrili gerçek üsse doğru ilerledim. Amerikalı albay yolumu kesti:

– Giremezsiniz, buraya ancak ameikan uyruklu yetkililer girebilir…

– Ben ordu komutanıyım. Bulunduğumuz bölgede giremeyeceğimiz yer olamaz..

– Emir böyle

– Bu hükümranlık haklarımıza tecavüz değil mi?

– Ama ikili antlaşmalar var..Bir viski almaz mısınız paşam?

– Hayır…

– Kıtayı denetleyecek misiniz?

– Hayır…”

Sayın Tulga’nın bu anıları bizlere şunları düşündürdü; Türkiye’de Amerikan üslerinin ulusal bağımsızlığımızı kısıtlayıp kısıtlamadığı yukarıda yazdığımız olayla anlaşılmaktadır. Türkiye’de Amerikan üslerinin yaratacağı sakıncalar üzerinde bu günlerde bir kaç satır yazmayı da gerekli görmekteyiz. Sanırız Kıbrıs bunalımı hareketi, bazı gerçeklerin de iyiden iyiye anlaşılmasını sağlayacaktır.

İkinci dünya savaşından bu yana “klasik savaş” öğretilerinde büyük değişiklikler ortaya çıkmıştır. 1960’lardan sonra Pentagon generalleri, roket stratejisine göre savaş planlarını saptamaktadır. İki büyük dünya devi arasında çıkacak bir savaş artık nükleer silahlarla yapılacaktır.

Sovyet bloğu bu nükleer savaş için gerekli askeri hazırlıkları yapmaktadır. Amerika ve Rusya arasında şimdi bir nükleer denge kurulmuştur. Her ülkede de herhangi bir savaş anında birbirlerinin üslerini dakikalara sığacak bir süre içerisinde yok etme olanağına sahiptir.

Nükleer savaşın bu özellikleri ortadayken, Amerika’nın denizaşırı ülkelerde bulunan üslerinin varlığı sadece askeri amaçlara bağlanmaz. Bu üsler, Amerika’nın denizaşırı ülkelerdeki askeri ve siyasal etkinliğini sürdürmek amacı ile korunmaktadır. Amerikan üsleri, sadece bir sıcak savaşın stratejik bölgeleri değil, daha çok soğuk savaşın psikolojik ve siyasal kuruluşları olarak kullanılmaktadır.

Üslerin Türkiye’ye ne zararı olabilir? Askeri tehlike olarak şunlar söylenebilir;

Sovyetler ile Amerika arasında bir savaş çıktığında, Sovyet roketlerinin ilk hücum edeceği bölgeler Türkiye’deki amerikan üsleridir. Amerikan savaş planına göre, savaşın ilk anında Türkiye bir hedef tahtası olacak ve Amerika, saldırı darbelerinden bir süre korunmuş olacaktır.

Öyleyse?…

Türkiye ulusal savunmasını ancak kendi ulusuna güvenerek yapabilir. Askeri güvenliğimiz, tek yanlı bir saldırı olasılığına ve NATO stratejilerine göre sağlanamaz. Bunu en yakın örneği kıbrıs çıkartması dolayısıyla görmüş bulunuyoruz. Kıbrıs sorunu, yeniden ulusal kaynaklarımıza dönüşü gerektirmiştir. Türkiye’deki amerikan üsleri sorunu zaman geçirmeden ele alınmalıdır. Türk generalini Türkiye’deki amerikan üssüne sokmayan gerçek, başımızı gömdüğümüz kumlardan çıkarmanızı gerektirecek kadar acıdır ve ciddidir herhalde…

Yeni Ortam 9 Ağustos 1974″

Son olarak yıllar sonra soğuk savaş yıllarında ülkemizdeki ABD üslerinde nükleer bombaların bulunduğu ortaya çıkıştır. Yani 30-40 yıl evvel gerçekten sıcak bir savaş olsayış ülkemizin atış tahtası kıvamında işlem görmesi kaçınılmazmış bunu anlıyoruz. Peki bundan hükümetlerimizin haberleri var mıydı? Var ise ülkeye hesap vermek zorundadır bana göre. Yok ise durum daha da vahimdir sanırım.

Şuna da değinmekte fayda var. Hükümetlerin her şeyi halka açıklamasından taraf değilim. Çünkü ülkeler arası ilişkiler ve çıkarlarımız bunu gerektiriyor olabilir. Sorun şu; bizim çıkarlarımız mı bunu gerektiriyor, yoksa başka ülkelerin çıkarları bizim çıkarlarımız gibi mi gösteriliyor? Bunları iyi analiz etmeli ve değerlendirmeliyiz. Hep dediğimiz gibi bu üslerin ülkenin değil, birilerinin çıkarlarına daha çok katkı sağladığı gerçeği kabak gibi meydanda duruyor sanki. Peki neden konuşulmuyor? Neden bu kadar normalleştirilmiştir bu olay onuda okuyanın takdirine bırakıyoruz.

İlerki dönemlerde tekrar değineceğimiz bu üs meselesine Demirel’in sözleri damga vuracak. Ve bu üslerin bizi nasıl dolaylı yoldan 12 eylül darbesine götürdüğünü öğreneceğiz.

Fatihin Son Fetihleri Ve Ölümü

Önceki yazıya buradan

Eflakın Vilayet Olması

1) Eflak hatırlarsanız Osmanlı hakimiyetini tanısa da haçlılara katılıp arkadan vurmuştur. 1456’da meşhur kazıklı Voyvoda oranın prensi olmuştur. Kazıklı, Osmanlı sarayında yetişmişti. Malum, kralların kardeşleri daha doğrusu varisleri ihtimale karşı alınırdı.

2) Fatih, karadeniz seferinden dönmüştü. Vlad ise Macarlarla beraber Bulgar taraflarına saldırıp milleti kazığa vurdurmuş, türlü işkenceler yaptırmıştır. Tarihe oldukça cani olarak geçen bu manyak prense Osmanlılar Kazıklı Voyvoda, hristiyanlar Vlad Çepeş (cellad Vlad), günümüzde de kont drakula denilirdi. Yaptığı işkenceler dönemin engizisyon mahkemelerine bile ilham verecek cinsten olan Vladın kazıklattığı adamların içinde yemek yeme, yemeğe çağırdığı fakirleri masayla beraber yaktırma, kadınların göğüslerini kesip çocukların kafalarını çaktırma, boğazlarını kesip ters çevrilen insanların kanıyla efendim ne anlatıyorum lan ben. Merak edenler araştırsın. Yine Osmanlılarda da çeşitli işkenceler vardır, lakin Kazıklı ve engizisyonun özgünlüğüne yaklaşamaz tabi ki. Onun ile ilgili bir kitap vardı eskiden okumuştum adı aklımda değil ona bakıverin. Fatih bu manyağın faaliyetlerine dayanamayıp kardeşi Radulu prens yaptı. Radul da Osmanlıda yetişmiş, Fatih tarafından sevilen bir kişiydi.

3) Fatih kazıklıyı İstanbul’a çağırttı. Silistre beyi Yunus bey ile Niğbolu beyi Hamza beye alıp getirmelerini istedi. Fakat kazıklı, bunu haber alıp bütün herkesi baskınla öldürttü. Askerlerin kol ve bacaklarını kestirip kazığa oturttu. Hamza beyide daha yüksek bir kazığa vurdurduktan sonra kellesini kesip Macar beyine yolladı yardım istedi. Niğbolu,Vidin dolaylarını yakıp kesti. 25 bin esirle eflaka döndü. Fatih padişah olduğu için bir şey söyleyemese de galiba onun ne dediğini hepimiz tahmin ediyoruz.

4) Fatih seferini Eflak’ı çekemeyen Bogdan prensi de teşvik etti. Fatih 150 bin kişiyle Eflak’a girdi. Geceleyin on bin kişiyle padişah çadırına saldıran Vlad sonuç alamayıp kaçtı. Kumandanları dağılan Vlad’ın askerleri de bin iki bin demeden öldürüldü. Macarlara kaçan Vlad “yardım et amcoğlu” dese de, Macar kralı “ama 150 bin kişi dayı” deyip üstüme gelirler diyerek Vlad’ı hapsettirdi. Radul bey yapılarak Eflak sorunu halloldu. 1462

5) Bogdan beyi muahedeyi bozup Eflak’a saldırınca sefere çıkıldı oralar alındı 1475

6) Macarlar fırsatı değerlendirip buraları alsa da Fatih kışın beklemedi devam edip geri aldı, yapılan kaleleri yıktı 1476

7) Bosna kralı vergisini ödemeyince sefer yapılıp orası da alındı 1463. Bosna kralı validesi ve üç oğluyla teslim olsa da Fatih bunlara kızmış, fetva isteyip aldıktan sonra onları öldürtmüştür.

8) Macarlar buralara yine saldırsa da tekrar gelip buraları aldı. Fatih, hayatı boyunca sefer yaptığından garipte bir adamdı. Hristiyanlığın Bogomil mezhebine ait olan Bosnalılar sonradan topluca müslüman oldular. Bu mezhep Hz. İsa’yı Allah’ın kulu olarak görüyordu. Bosnalılara sonradan Devşirmelerde öncelik tanınmıştır.

Osmanlı Akkoyunlu Mücadelesi

1) Karamanlıların durumu Fatihten evvel zaten belidir. Osmanlı devletini habire arkadan vuran bu devlet, haçlılardan papaya kadar her devlet ve dinden çıkarlar çerçevesinde ilişki kurmuş, ayaklandırmalara vesile olmuş veya kışkırtma yağma yapmıştır. Uzun uzadıya Karaman tarihini yazmaya gerek yoktur. Karaman beyinin ölümüyle her zamanki gibi taht kavgası çıkmıştır. Birisi Osmanlılardan, diğeri de o zaman artık çok kuvvetli bir doğu devleti olan Akkoyunlulara sığınmıştır. Karşılıklı saldırılar vs. den sonra Fatih artık “bir doğu seferine çıkalum” diyerek yola koyulmuştur.

2) Fatih Trabzon’u aldığında Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kızdığını fakat bir şey yapmadığını anlatmıştık. Fakat artık 12 yıl geçmiş, Akkoyunlular almış yürümüştür. Artık Karamanlar ortadan kalkmış sayılır, en büyük rakipleri Karakoyunlar yenilip yok edilmiş (1467), Van, Azerbaycan, İran ve etrafı alınmış, Tirmuridlerde yenilmiş {yani Fatih batıda inanılmaz bir ilerleme kaydederken, doğuda da Akkoyunlular kimi gelse yenip ki Uzun Hasan zaten büyük bir imparatorluk kuruyor. Tabi geçmişte nasıl Timur, batıda Osmanlının büyüdüğünü ve ilerde kendisine tehlike oluşturduğunu görüp Yavuz’a savaş ilan etmişse, benzer bir şekilde Fatih’te, doğuda artık çok büyüyen ve ilerde kendisine çok büyük tehlike yaratacak olan Akkoyunlulara savaş ilan etmiştir. Sorun nedir? Habire etrafta bazen duyduğum “Efendim Timur’un hiçbir amacı yoktu, halbuki müslümandı Osmanlıya saldırdı buralarda da kalmayarak yağma yaparak çekip gitti”. Kardeşim, arkadaşım Timur batıda büyümeden bir tehlikeyi bertaraf etti bir kere. İkincisi, bu toprakları vergiye bağladı ve Anadolu beyliklerini yeniden kurdurdu ki tek birisi yine sivrilip tehlike yaratmasın. Ha ne oldu Fetret devriyle toparlandı Osmanlı vs. ama Timur’un ölümü olmasaydı görürdüm ben o toparlanmayı neyse, “amaçsız sefer” ne demektir? Amaçsız sefere gidilir mi kardeşim?}

3) Osmanlıdan kaçan Karaman ve Candar oğulları Uzun Hasan’ı tahrik etmiş ve bu savaşa vesile olmuşlardır. Tokat’a girip şehri yağmalamışlardır. Yine Venediklilerle anlaşıp denizden top, silah istemişlerdir. Fatih’te zaten sefere niyetli harekete geçmiştir.

4) Rumeli beylerbeyi emrindeki seçkin 10 bin asker savaş öncesi bir tuzağa düşmüş ve öldürülmüştür. İki ordu savaşa girişmiştir. (11 Ağustos 1473 Otlukbeli savaşı)

5) Savaşı kazanan Osmanlı kuvvetleri dağıtılmıştır. Kaçan Uzun Hasan’ın bir çok uleması yakalanıp İstanbul’a gönderildi. Doğu seferindeyken haçlılarda İzmir’i, Antalya’yı yağmalamıştır. Uzun Hasan’ın takip edilmemesini söyleyen baş vezir Mahmud Paşa {adam haklı nereye gideceksin mnkym çöle mi gireceksin} hakkında söylentiler çıktı. {işte rüşvet aldı, korktu, beceriksiz, hain vs} Dönüşte görevden alındı.

6) Bir yıl sonra yerine geçen vezir ölünce ve hemen ardından Fatih’in oğlu şehzade Mustafa’da ölünce şüpheleri üzerine çekti. Neden çekti peki kardeşim? Çünkü bir sefer sırasında şehzade Mustafa, Mahmud paşanın karısına tecavüz etti. Karısını bu yüzden vezir Mahmud boşadı, fakat Fatih baskı yapınca yeniden evlenmek zorunda kaldı. Neyse sonuçta şehzadenin şüpheli ölümüyle beraber Mahmud paşada tutuklandı ve öldürüldü (1474)

7) Savaş sonrası Uzun Hasan oğlu Uğurlu Mehmet babasıyla taht kavgasına girişti {aman ne sürpriz oldu hepimize}. Memlüklülere sığınmıştır. Memlüklüler bir birlikle ona gazı verseler de yenildi oda Fatih’e sığındı. Bunu kullanayım diyen Fatih onu kızıyla evlendirdi ve Sivas’a vali yaptı. Lakin, akkoyunlularca kandırılan Uğurlu öldürüldü (1477).

8) Uzun Hasan ölünce yerine hükümdar olan Halil ile barış yapıldı.

Fatihin Ölümü

1) Kefe limanı alındı (1475)

2) İtalya’nın güneyine saldırılar düzenlendi paşalarla. Rodos üç kez kuşatılmış fakat alınamamıştır. Aslında üçüncü kuşatmada kale içine girilmiş ve sancak dikilmiştir. Fakat paşa o sırada yağmaya izin vermeyeceğini açıklayınca askerle kaleyi almamıştır (1480)

3) Dulkadirlerle üçkez su sebebiyle savaşılmış sefer düzenlenmiştir. Fatih hasta olmuş, Gebzede veya dolaylarında ölmüştür (4 mayıs 1481)

4) Fatih İstanbulu almıştır. Balkanları dize getirmiş, Anadoludan hristiyanları atmış, karadenize sefer yapmıştır. Güçlü donanmalar kurdurmuş, adalara hakim olmuştur. Ki İtalya’ya ölümü sırasında seferde düzenlemiştir.

5) Fatihin bu ilerlemesi Avrupayı çok korkutmuştur. “Romayıda alır bu mnkym” diyen Papa, sürekli haçlılara gazı vermeye çalışsa da, kendi iç çatışmalar ve ekonomik sebepler yüzünden bunu gerçekleştirememiştir. Ölümüyle beraber Roma’da sanırım davullar zurnalar çalınmış, dinsiz ilan edilenler beklide bir iki gün ateşte yakılmamıştır kim bilir.

6) Sabırsız merhametsiz bir hükümdar olup, büyük bir diplomat ve askerdi. Bilime, sanata ve ilim adamına önem verir, dünyadaki sanatçıları, bilim adamlarını İstanbul’a getirtmiştir. Kanunname yazdırmış, devletin sistemini toptan değiştirmiştir. Bu sayede Osmanlı 400 yıl daha ayakta kalmıştır. Fakat bunların yanında padişah devlet işlerinden uzaklaşmış, vezirler yönetimde daha fazla söz sahibi olmuştur. Devlet zayıfladıkça bu büyük bir sorun teşkil etmiştir ilerde.

7) Ölümüyle beraber iki oğlu taht kavgasına girmiştir. Mustafa ölmüştü zaten iki şehzade Beyazıd ve Cem Sultan mücadeleye girmiştir.

8) Fatih, kitapları değişik dillere çevirmiş ve araştırmalar yaptırmıştır. Birçok dil bilir, özelikle İtalyan tarihine ve o bölgeye ilgi göstermiştir. İstanbul ortadokslarını desteklemiş, patriği kullanmıştır

9) İncili arapçaya çevirtip okumuş ve ilgi göstermiştir. Bu ilgisini Katolik kilisesi ve tabii Papa “tanrım Fatih hristiyan oldu yüce yarabbim” propagandasıyla karşılamışlardır. {günümüzde de hala bu şekilde seviyesiz siyasi atışmaları görmek ne kadar üzücü, ve sinir bozucu be kardeşim}. Bunu nereye bağlamışlardır. İstanbul aslında ele geçirilmemiştir. Çünkü “oda bizden, içimizden biri, halkın adamı” diye ne yapsınlar avunmaya çalışmışlardır. Hatta Fatihe bununla ilgili olarak mektup yazılmış, nasıl vaftiz edileceğini anlatmıştır.

10) Fatih camii yapılmış, Ayasofya alındıktan sonra camiye çevrilmiştir, kapalı çarşıyı bedesten yaptırmış. Çevreden birçok müslümanı İstanbul’a getirtmiş ve yine balkanlara göç ettirmiştir. Balkanlardaki güçlü hristiyan aileleri de İstanbul’a getirtmiştir. {isyan ve karışım için}

yoruldum devam edeceğiz….

sonraki yazıya buradan

Fetih Sonrası ve Genel Bir Değerlendirme

Önceki yazıya buradan

En son İstanbul’un alınmasını yazmıştık. Buradan uzun bir aradan sonra devam edelim yine. Fetih sonrası dünya çalkalanıyor ve yeni bir döneme gerçekten giriliyor bir nevi. Bu sadece Osmanlı devletinde yasalar ve kanunlar ile değil, Avrupa’nın dönüşümü ve gerçek tehdit olarak Türklerin görülmesi vs. olaylarla açıklanabilir.

1) Fetihle beraber Papa ve Napoli karallığı dehşete düşmüştür. Buna karşılık Papa 1453’te bir haçlı münasebeti düzenlemek istese de başarılı olamaz. Ortadoks ülkeler, Rumlar, cenevizliler fethi tebrik edip vergiye devam etmişlerdir.

2) Papa, etrafa gazı verip Cenevizlileri, Napolileri ve Venediklileri kullanarak Jan Hunyad komutasında haçlı düzenlemeye çalışsa da Napoli/Venedik düşmanlığı bunu engellemiştir. {Burada bir yorum yapmak istiyorum. Avrupa’nın durumu nasıldı? Avrupa’nın durumu anlattığımız gibiydi. Yani bir iç savaş halinde, sefalet, din yobazlığı, kralların kilisenin baskısı, haksızlıklar, kıtlık ve hastalıklar. Doğuda Türklerden nefret ediliyor, zaferler ilerledikçe papayıda telaş alıyordu. Durum o kadar kötüydü ki, sırf mezhep ayrımcılığından İstanbul’a yardım gönderilmemişti. Ülkeler arasındaki anlaşmazlık ve düşmanlık sebebiyle Haçlı seferi bile düzenlenemiyordu. Tabi bu 1700’lerden sonra yavaş yavaş değişiyor.}

3) Vezir Halil paşa fetihten hemen sonra tutuklanıp hapse atılmıştı. Fakat nüfuzu o kadar büyüktü ki öldürülmesi bir iç karışıklığa sebep olabilirdi. Bu sebeple hapsedilip, halk arasında rüşvet aldığı iddiaları ortaya atıldı. Yine fetihi engellediği, vatan haini olduğu vs. iftiralar atılıp söylentiler yayarak 40 gün sonra öldürüldü. Çandarlı ailesinden başka oğlu İbrahim paşa, II.Beyazidin vezir olmuştur. {daha öncede yazdım, olaya tek taraflı bakan genelde muhafazakar tarihçiler Halilin vatan hainliğinden bahsederler.}

4) Halil paşanın ölümüyle  sarayda ve nüfuzda iyice güçlenen devşirmeler her yere sızıp kadrolaşmıştır. Daha sonra gelen vezirlerin hepsi (34 tane) devşirmelerden oluşur.

Sırbistan seferi ve Mora Fethi

1) Fetihten sonra Sırplar tebrik ve vergi gönderse de, Papa teşvikiyle Macarlarla da haçlı için konuştuğu ajanlar tarafından anlaşılmıştı. Bu sebeple sefer düzenlendi. Bazı kaleler alındı ve gözdağı verildi. 1454

2) İki yıl sonra orta avrupanın kapısı Belgrad’ı almak için tekrar sırp seferi yapıldı. Belgrad’ın alınması için toplar döküldü ve çok hazırlık yapıldı. Fakat bunu engellemek isteyen Papa, Jan Hunyad aracılığıyla yardıma yetişti. Jan, oldukça başarılı oldu ve Osmanlı askerlerini püskürttü. Fatih kaçmayıp savaşarak olası bir bozgun önlendi. Fatih savaşta kalçasından yaralanırken, Jan ağır yaralanmış 11 gün sonrada ölmüştür. 1456

3) Peşinden Sırp kalı ölünce seferle alınmıştır 1458

4) Mora alınıyor 1460

5) Mora despotu, kızını Fatih’e nikahlayıp emekliliğini açıklıyor.

6) Papa 1463’te Macarları gaza getirip Bosna taraflarına, Venediklileri de Mora tarafına saldırtmıştır. Venedikliler def edilmiş, Mora ve Atina dolayları kontrol altına alınmış 1463

Osmanlıların Denizciliği Ve Doğu Akdeniz Faliyetleri

1) Osmanlılar ilk büyüme dönemlerinde denizciliğe hiç önem vermezlerdi. Bunun yerine belirttik Venedik/Ceneviz çekişmesini kullanırlardı. Lakin dönem dönem özellikle Venedikliler ihanet etmiş ve devlet zor durumda kalmıştır.

2) Yıldırım, Geliboluda liman ve deniz üstü yaptırdı

3) Fatih devrinde İstanbul’un alınmasıyla donanmaya daha çok önem verildi. Çünkü Venedik ve Papa gemileri arada bir Çanakkale’yi geçip Gelibolu limanını harap ediyorlardı. Yine ege ve marmarada küçük liman ve gemiler korsanlar tarafından tahrip ediliyorlardı. Ele geçirilen yerlere limanlar yapıldı, Turgud, Kemal Reis, barbaros vs. türk gemicilerlede donanmaya ağırlık verildi.

4) Ege ve adaları için Napoli, Venedik ve Papa ile mücadele edilmiş sonunda adaları Osmanlılar almıştır.

Karadeniz Kıyılarının Fethi

1) Bir yanda adalarda mücadele devam ederken diğer yanda Fatih karadeniz kıyılarına gözünü dikmiştir. Ceneviz elindeki Amasra’ya gitti, şehir valisi şehri teslim etti (1460)

2) Candarlardan İsmail bey tırstı birazcık. Kardeşi Ahmet bey osmanlıya kaçtı. Fatih Trabzon’u alacağım ayağına Sinop’a demir attı. Şehri isteyip vergide talep etti. Kabul edilmeyince kardeşi salarak Kastamonu’ya girdi. Oradaki halk Kızıl Ahmet beyi kabul edip bey ilan etti. Sinop’taki İsmail beyle konuşuldu, ikna edildi. Kendisi şehri verip, Bursa’da sancağa yerleşti. Kastamonu sancağı olan Kızıl Ahmet, daha sonra Akkoyunlara kaçtı (1461)

3) 1203 senesindeki IV.haçlı seferinde İstanbul’dan kaçan rumlardan bir aile İznik’e, diğeride Trabzon’a gitti biliyorsunuz 1206. Orada mücadele veren Trabzon rumları, venedik/ceneviz hakimiyetine girmişlerdi. Sol taraftaki candarların dağılmasıyla işi sıkıya bağlayan rum beyi, kızını güçlenen Akkoyunlu hükümdarına nişanladı. Akkoyunlular rumların vergilerini alıp, Fatihe’de akıllı ol diye elçi gönderdiler. Papadan da yardım isteyen Trabzon rumlarına iyice ayar olan Fatih sefere çıkmıştır.

4) Fatih kıyıları denizden çevirip karadan da yöneldi. Geçitleri, dar yolları açtıra açtıra ilerleyen Fatih’i gören rumlar şaşırdı. Kale çok iyi korunsa da, karadan ve denizden kuşatılması, dönemin en iyi toplarının olması ve “Fatih” faktörü teslim olmaya zorladı. Kendisi Serez’e yerleştirildi. (1461)

5) Trabzon’un alınmasına sinirlenen Akkoyun hükümdarı çekinmiş bir şey yapamamıştır. Sonradan Trabzon imparatoru yeğenini Akkoyunlardan getirtmek için mektup yazında Fatih işkillenmiş, hükümdarı, biri müslüman olan dört oğlunu ve yeğenini hapsettirmiştir. 7 ay sonra da öldürtmüştür 1463

Arnavutluk Eflak Boğdan Bosna Seferi

1) Arnavutluk dolaylarına ilk sefer II.Murat devrinde yapılmıştır 1443. Birçok boydan oluşan bu topraklarda en önemli kişi İskender bey idi. Kazanılan yerlere sürekli saldırmış ve başarılar elde etmiştir. Osmanlı buralarla fazla ilgilenememiştir. Çünkü o dönemlerde Haçlı ve :Jan Hunyad belası vardı. İskender bey buradaki beylerle toplantı düzenleyip . Arnavut beyi oldu 1 Mart 1444

2) İskender bey 1447’de Venediklilere de akınlar düzenliyordu. Yine Milan dukası da Venediklilere saldırdığından, Venedikliler dertliydi. Yine Venediklilere düşman olan Napoli krallığı alttan alta Arnavutluğu destekliyordu {Yani karmakarışıktı oralar hala, herkes düşmandı birbiriyle dalaşıyordu ve doğudan gelecek Osmanlıya karşı güçsüz düşüyorlardı}

3) Haçlılara katılmak için İskender bey söz verdi. Venediklilerle sulh yapıldı lakin Kosova savaşına yetişemediler. Zafer ile II.Murat İskenderin üzerine 1449’da yürüdü. Ertesi sene de gelerek Sigetrov ve Kroya’yı almış

4) Napoli, İskender’i kullanıp kışkırtırken Venedikliler artık gıcık olmuşlardı heh heh. Osmanlıyı buraya sefer için kışkırttılar. İstanbul’un alınması, Venediklileri korkuttuğundan bu siyasetten sonra vazgeçtiler, çünkü arnavut ötesi Venedik’ti.

5) İskender bey, Napoli kralının ölümüyle yalnız kaldı ve Osmanlı himayesini tanıdı 1460

6) Papanın gazıyla tekrar Osmanlıya saldıran İskender, sonuç alamasa da çatışmalara devam etti. Fatih o sıralar karadenizle ilgilenmekteydi. İskender daha fazla çatışmaya gerek görmeyip barış yaptı 1463

7) Osmanlıların Bosnayı almasıyla iyice tırsan Venedikliler, Napoli ve Arnavutluğu desteklemeye başladı. Barıştan bir yıl sonra yine azan İskender bey başarılar elde etti ve üstüne gönderilen iki Osmanlı vezirini yendi. Buna sinirlenen Fatih sefere geliyorum deyince Yusuflayan İskender bey artık kim varsa Napoli, Venedik, Macar, Papa yardım istedi haçlı talep etti.1464

8) 1465’in ilkbaharında sefere çıkıldı. İskender bey karşısına çıkmamıştı. Bu yerler alındı geçitler tutuldu, ilerlenmedi. İskender bey Papaya gitti fakat para sıkıntısı olan Papa bol dua verebildi. Napoli’den biraz daha para alıp döndü. 1467’de Osmanlı birliklerine saldırıp başarılı oldu.

9) Fatih, aynı sene yeniden sefere çıktı. Birçok yeri alıp kaleler inşa etti. Asker yığdı. İskender bey taarruz için beyleri toplasa da hummaya yakalandı. 17 Ocak 1468 de öldü.

10) İskender bey, geçitler ve dağlara sahip Arnavutlukta kahramanca savunma yapmıştır. Birçok ajan ve adamların hiyanetine rağmen 25 yıl mücadele vermiştir. Ölümüne Fatih sevinmiş “hristiyanlar kılıç ve kalkanını kaybetti” demiştir.

11) İskenderin oğlu Venedik ve Napoli altında ülkeyi yönetti. Fatih, uzun süre buralara gelmedi Boğdan’a gitti. 1478’de buralara tekrar gelip alamadığı yerleri aldı. Venedik daha fazla savaş tehlikesini görüp barış imzaladı.

Sonraki yazıya buradan

1974 – Ecevit’in Suyu Isınıyor (III)

Üçüncü ve son kısım olarak kısa bir özet geçersek bu yılı yeniden;

* Ecevit başbakanlığında Erbakan hükümetinin kurulması ve peşinden haş haş ekiminin başlatılacağının açıklanması

* Amerikanın Türkiye’yi uyarması ve ambargoyla tehditi

* Yunanistan ile kıta sahanlığı sorunu

* Kıbrıs ile çatışma ortamı

* Petrol şirketlerinin petrol ithalatını durdurması

* Kıbrıs çıkartmasının başlatılması

* Türkiye’ye yönelik ambargonun uygulanmaya başlaması

Bunların neticesinde NATO ile ilişkiler gözden geçirme aşamasına gelindiği görülüyor. Tabii hükümet iç dış baskılara daha fazla dayanamayarak güvensizlik alıp düşeceği dönem öncesi yorumlarda bulunuş MUMCU. Ülkenin bir kısmı harekata destek verirken, bir kısmı ise Amerikanın karşıya alınmasının iyi olmadığı görüşünde. Sonuçta biraz sıkıya gelen ülkede kurtuluş savaşından sonra belkide ilk elle tutulur diklenmemize halkımızın desteği sadece 9 ay sürüyor. Demirel başbakanlığında milliyetçi cephe hükümeti ilerde kurulacak ve ülke karanlık bir çatışma ortamına sürüklenecek göreceğiz.

“Kissinger’in Düşündürdükleri

Amerikan dış işleri bakanı Dr.Kissenger, düzenlediği basın toplantısında;

“Hiçbir NATO müttefiki birbirleriyle Amerikan silahı kullanarak savaşamaz..” demiştir. Bu sözün arkasında önemli sorunlar yatmaktadır.

1963 Kıbrıs bunalımında da ABD başkanı;

“Size verilen silahları Amerika’nın izni olmadan kullanamazsınız” diyerek başbakan İnönü’yü kaba bir şekilde tehdit etmişti.

Gerçekten de, Türkiye, Yunanistan ile birlikte NATO’nun güneydoğu kanadını oluşturmaktadır. Her iki devlet, aynı antlaşmaların yükümlülüğü altında, aynı savunma taktik ve stratejilerine göre yıllarca NATO karargahına bağlı olarak çalışmışlardır. Şimdi Kıbrıs sorunu dolayısıyla iki NATO üyesi devletin orduları karşı karşıya gelmişlerdir. Doğaldır ki bu sonuç pentagon generallerini düşündürmektedir.

Kissinger diplomasisi, soruna barışçı çözüm yolu bulma gerekçesiyle yeni çarelere başvurmuştur. Bir yandan Yunanistan’da kaba görünüşlü faşist cunta tebdil-i kıyafet ederek yerini Karamanis başkanlığında sivil bir yönetime bırakırken, öte yandan terörist Sampson yerine Kleride Kıbrıs Cumhurbaşkanlığına getiriliyordu.

Pentagon generalleri için en kolay çözüm her iki ülkede, kendi dümen sularında yönetimlerin varlığıydı. Amerikanın yanıldığı nokta Türkiye’de köprülerin altından çok suların aktığını anlamamalarıydı. Amerika haşhaş sorunu dolayısıyla, iyiden iyiye gündeme aldığı asi Ecevit’i yola getirmek için çareler düşünmekteydi. Askeri yardımları keserek Ecevit’i güç durumda bırakacak, ülke içinde hoşnutsuzluklar baş gösterecekti. Amerika, Türkiye’nin tıpkı 1963 ve 1967 yıllarında olduğu gibi çıkartmaya cesaret edemeyeceğini sanmakta, CIA’den bu yolla istihbarat almaktaydı.

Türkiye’de bazı çevreler, Ecevit’in Amerikalıları başımıza bela ettiğini söylemekte ce bu hükümetin bir an önce değiştirilerek yerine Türk-Amerikan ilişkilerine önem veren bir hükümetin geçmesini istemeye başlamışlardır. Petrol şirketleri ise, önce eyleme geçerek üretimi durdurmuşlar, sonra da bir adım geri çekilmeyi yeğleyerek, gelecek günlerin bunalımlı sürecini beklemeye başlamışlardır. Bu arada, Kıbrıs bunalımı çıkar çıkmaz ATAŞ rafinerisinin bir teknik arızadan söz edilerek yeniden üretimi durdurması da gözden kaçmamıştır. İçte ve dışta bu gelişmeler, Ecevit’e karşı bir kuşatma harekatını oluşturmaktaydı.

Önümüzdeki günlerde, muhalefet yeni direnme odakları yaratarak, Ecevit’in dış politikasını demogojinin yaylım ateşine tutmaya çalışacaktır. Çünkü Kıbrıs sorununun Türkiye yararına kökten çözümlere bağlanması, Türkiye’nin NATO konusunda serinkanlı kararlar almasına bağlıdır. Ecevit’in bağımsız bir dış politikada direnebilmesi, uluslararası antlaşmaların yeniden gözden geçirilmesine bağlıdır.

Türkiye’nin izleyeceği tutarlı dış politika, bir ölçüde NATO dışında tutulacak bir askeri gücün varlığına bağlıdır.

Yeni Ortam 26 Temmuz 1974

Birde yazının sonuna bize laf sokan Henry Kissingerin bir röportajını koyayım dedim. Eeee adamlar işinin ehli gibi görünüyor gerçektende. Amaçlarına ulaşacaklar mı bunu da ilerde göreceğiz. Hele Suriye’yi ve İranı’da ele geçirsinlerde devamı gelir elbet.