Benzetmek Gibi Olmasın

Bizim basket forumunda bir çok defa belirttiğim, yine çeşitli söylemler ile dile getirdiğim “belgeler ile” tarihin insanlara anlatılması, aradaki benzerliğin ortaya konulması oldukça önem arz ediyor aslında. Uğur MUMCU’nun geçmiş yıllarda yazdıkları, geçmiş yıllarda yazılan gazete manşetleri, olayların artık 30-40 yıl sonra değerlendirilmesi yolumuza ışık tutacak. Işık tutsun ki şu anda yaşadığımız ve ilerlediğimiz karanlık yol biraz aydınlansın, neredeyiz nereye gidiyoruz görebilelim halk olarak.

Aslında Uğur MUMCU yazılarını okurken dikkat etmemiz gereken şey, çoğu olayın tekrar yaşandığı ve tartışıldığıdır. Siyasi tarihte benzer şeylerin tekrar bahane olarak ortaya atıldığını gördüğünüzde, işlerden sıyrılmak için üretilen argümanların ve karalamaların tekrar tekrar farklı isimlerde konuşulduğunu anlıyorsunuz. Bazen ben direkt benzerliği dile getireceğim, bazende siz benzerlikleri görünce şaşıracaksınız bundan eminim.

Dönemin usta kalemleri bu durumun farkına vardıkları için, tekrar tekrar da olsa halkı bilinçlendirmek adına bunları dile getiriyor, yazıyor, konuşuyorlar. Bu sebeple öldürülüyorlar belki de…

Ülkemizin şu anında yaratılan bir tehdit, kendilerini eleştiren ve yolsuzlukların hesabını soranlara karşı kullandıkları üslup hep benzer yapıda. İhale yolsuzluğunu soranlara “geçmişte sizin yaptıklarınızı da biliyoruz” cevabını vermek, birilerini halen devam eden ve sonuçlanmayan “balyoz” vb. davaların içerilerine sırf kendilerinden hesap sormaya kalktıkları için sokmak, eleştiriye tahammülsüzlük, toplu gösterileri ve sendikal grevleri yasa dışı göstermeye çalışmak bunlardan bazılarını içine almakta. 1971 yazısında bunlardan bahsetmiş MUMCU;

“Bu günkü siyasal partiler, uluslararası kapitalizmin ve feodal mülkiyetin bekçileridir. Bu partiler, Türkiye’yi yöneten mali oligarşinin birer şubesidirler. Demirel yönetimi bu mali oligarşinin en kaba ve çirkin görünümüydü.

Soygun düzeninin bütün temsilcileri devlet arşivlerinde belgelenen ihanetlerini tıpkı eskisi gibi “komünistlik” suçlamalarıyla örtbas etmeye çalışacaklardır. İç ve dış çıkar çevreleri bekçiliklerini yaptıkları partilere ve basındaki savunucularına gereken emirlerini vereceklerdir. Dış ticaretin devletleştirilmesi, petrollerin ve tüm madenlerin millileştirilmesi, ikili antlaşmaların kaldırılması gibi milliyetçi tepkiler kamu oyunda güç kazanınca, uluslararası gizli örgütler, “yabancı sermaye imparatorluğu” ile birlikte, Asya’da ve Afrika’da oynadıkları bütün oyunları Türkiye’de de oynamaya çalışacaklardır. Çünkü emperyalizmin en büyük korkusu, baruttan sonra en tehlikeli buluş saydıkları milliyetçi uyanışlardır. Milli petrolümüze, madenlerimize, yurdumuzdaki amerikan üstlerine ve ulusal onurumuza sahip çıktıkça, emperyalizm doları ile, askeri ile, ajanıyla safını alacaktır. Çünkü ulusal kurtuluş devrimi dediğimiz Kemalist devrim, emperyalizmin bütün ilişkilerini kökünden kaldıracak ulusal bir tepkidir. Emperyalizmin korkusu, sadece ve sadece budur.

Uluslararası sermaye bütün geri bırakılmış ülkelerde aynı ustalıkta ağlarını kurmaktadır. Cici demokrasi, bu sömürünün temel dayanağıdır. Bu temel dayanak, kapitalizmin vitrinidir. Demokratik denilen düzen, yabancı sermaye ve yerli çıkar çevrelerine demokratik, işçiye, köylüye, memura ve devrimci aydına antidemokratiktir. Çıkar çevrelerin demokrasi düzeni diye savundukları mali oligarşi, bir soygunun en güçlü biçimde örgütlenmiş yapısıdır. Devrimcilerin sadece kişisel görüşlerle, bir Demirel, bir İnönü, bir Feyzioğlu ile başlayıp bitecek sorunları yoktur. Demirel, bu düzenin sebebi değil, ancak olgusudur. Kapitalizmin gücü kırılmadıkça, bu Demirel gider başka Demirel gelir. Mıgırdıç Şellefyan gider yenisi gelir. Yaşar Tunagür bugün işinden atılır, yarın yerini bir başkası doldurur. Önemli olan, mali ve dinsel oligarşinin temellerini yıkmaktır. 

Devrim 20 Nisan 1971″

Hedef göstermek ve yazıdaki anlamı açıklamak gerekir mi bilmiyorum ama yine şahane bir öngörü gördüğünüz üzere. Geçmişte; yani 70’li yıllarda milliyetçiliğin yapısını gördüğünüz zaman, aslında Amerikan emperyalizmine, kapitalizmine ve soygununa ilk tepki koyacak olan MHP ve gençlik teşkilatının nasıl yabancı sermaye patronlarının yanlarına çekildiğini ve kandırıldığını görüyoruz. Bu sebeple iktidarın yaptığı yabancı sermaye pazarına karşısında durdukları için “sizde CHP gibi oldunuz” diye saldırıyorlar. Ülkemizin milliyetçi kesiminin düşüncesi aslında değişmedi. 1970 yılında da Amerikanın bu sistemi desteklediğini görselerdi ona karşı dururlardı, yabancı sermayeye karşı dururlardı, milli petrolü isterlerdi. Ülkede böyle bir uyanışın ışıkları saçılmaya başlayınca bildiğiniz üzere birbirine kırdırılan çoğu vatanseverin üstüne darbeyle gidildi. 70’lerde kavga eden MHP ve CHP’den iki kişi şu an benzer şeyler için savaş verdiğini söylediklerinde  kandırıldıklarını düşünüyorlardır sanırım.

Ama o dönemin bir şeyler için mücadele eden, ülkenin geleceğini düşünen gençlerinde şimdilerde eser yok ne yazık ki. Bu sebeple, kapitalizmin patronlarının işlerine yaradığı şekilde sistem devam etti, bu yüzden “bir Demirel gitti, başka bir Demirel geldi”. Buda gider, başkası gelir kafayı değiştirmez isek. Yakın gelecekte değiştirmeyeceğimiz düşünüldüğünde kapitalizme yenik düşmüşüz gibi görünüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.