Uğurlar Olsun

Benim bile günlük saçma sapan yaşantım arasında ancak bir arkadaşımın (teşekkürler Arda’cım) hatırladığım bir gün bugün. Çünkü hayatıma bakış açısını kazandıran yazar ve şahsiyetlerden bir tanesinin ölüm günü bugün.

93 yılının 24 Ocak gününde ilginç bir tesadüftür bende Ankara’dayım. Ergenlik başlangıcım olan yılların girişinde yine bir ameliyat maksadıyla gelmiştim Ankara’ya. Mumcu’nun arabasına konulan bombayla öldürülmesini hayal meyal anımsıyorum. “Skrim ben böyle ülkeyi” diyerek bir yıl sonra öğretmenlikten istifa edip Amerika’ya giden dayımı iyi hatırlıyorum ama. Dayımın ve arkadaşlarının “bu adamı da sonunda öldürdüler kimse kalmadı artık” deyişlerini ve evimizdeki o tartışma ortamında olan üzüntüyü unutmadım.

 Ben o zamanlar pek anlamıyordum olanları, dedim ya çocuğum falan 12 yaşlarındayım. Ankara’da ameliyat olduktan sonra babamın bir arkadaşının “geçmiş olsun” a getirdiği Şeker Portakalı kitabını okuyorum. (hani geçen hafta sakıncalı mı değil mi diye inceleme başlatılan). Dayımın kendi siyasi görüşüne paralel bana bir kitap bile verdiğini bilmem o zamanlar. Varsa yoksa dünya klasikleri, romanlar falan. Kitabının sonunda hüngür hüngür ağladığım güzel portakal ağacının ve Zeze’nin hikayesinin devamı olan kitapları okumayı düşündüğüm yıllardayım ben. Beyaz dişi okuyup Alaska’yı hayal ediyoruz, Notre Dame okuyup kiliseyi hayal ediyoruz Paris canlanıyor gözümüzde. Güzel yıllar benim için, hayatın ne kadar boktan olduğunu bilmediğim, ülkede dönen dolaplardan haberimin olmadığı zamanlar işte.

Neden öldürdü? Öldürenlerin amaçları neydi? Bunlar ile ilgili bazı kitaplar ve belgeseller zaten bulunmakta. Ortada bir çok iddia olsa da, bombanın patladığı yerin inceleme yapılmadan “süpürüldüğünü!!!” söylersek durumun garipliğini daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Peki kim öldürmüş olabilir?

Mumcu, büyük küçük kitaplarını uçlarından okudukça “lan doğru söylemiş” demeye başladığınız bir insan. Dünya ve Türkiye olayları hakkında, o dönemin kısıtlı kaynaklarıyla oldukça bilgi edinen, bunları anlatım ve hitap ile birleştiren gerçekten çok büyük bir yazar. Yazarın kalitesi, yazdıklarının yıllar sonra okunmasından ve öngörülerinin ortaya çıkmasıyla doğru orantılıdır. Genel geçer dünya roman edebiyatını bir kenara itersek, siyasi yazılar yazıp yinede takip edilen bir adam bulmak kolay değildir. İşte Uğur Mumcu bunu başaran bir insandı.

İleri görüşlülüğünün boyutlarını her gün yazdığı yazılardan anlayabiliyorsunuz. “Toplumun alt tabaka dediğimiz kesimine asıl sorunlarını anlatamamamızın suçlusu kim? Onlar mı? Yoksa suçun büyüğü kendini yazar olarak, entellektüel olarak gören kişilerin halktan uzaklaşarak onları yalnız bırakması mıdır?” diyor Uğur Mumcu. Kendi döneminde tekrar tekrar seçimler kazanan Demirel’in ve arkasındaki güçlerin hedeflerini iyi analiz etmiş, başı boş bırakılan tabakayı ele geçirenin ülkeyi ele geçireceğini anlamış ve toplumsal yazılarında sürekli bunlardan bahsetmiştir.

Genel olarak “sol” dediğimiz gruba mensup görünse de, belkide kendi tarafını en çok eleştiren insandır. Geçmişinde ve hala ne yazık ki komünizm ile suçlanmıştır. Lakin iki yazısını okuyan adamın milliyetçi çizgide olan, Atatürk düşünce ve fikirlerine bağlı, sosyal demokrat bir yapıda olduğunu görecektir. Daha çok siyasi yazılarında, solculuğu, Atatürkçülüğü, milliyetçiliği ve dini kullanan insanlara karşı yazılar yazmış ve belgeli gazetecilik yapmaya çalışmıştır.

Düşman aranıyorsa herkes onun düşmanıdır. Sahte dinciler, sahte Atatürkçüler, sahte milliyetçiler, düşüncesi için silaha sarılanlar, kendi ulusunu Amerikanın, Sovyetlerin boyunduruğu altına sokmak isteyenler, teröre destek veren silah tüccarları ve tabii ki ordunun bu kanadı. Ülkemiz, 50’li yıllardan beri Amerikan kapitalist sistemin güdümünde ilerlediğinden en çok bu kişilere karşı mücadele etmiştir. Tabii kendisini ölüme götüren olay son çalışması olan “Kürt Dosyası” araştırmasıdır ve ölümünün sebepleri de bunun etrafında daha çok şekillendirilmektedir.

Bu sebeple “kim öldürdü?” sorusunu araştırmanın ve sonuç beklemenin şu an bir anlamı yoktur. Her şeye bu kadar çomak sokan bir adamın bunca yıl yazı yazmasına müsaade edilmesi bile başlı başına bir lütuftur aslında.

Ne dersek diyelim sonuçta arkasında bıraktığı kitap ve yazıları ile hala yaşayan bir yazar. Ölümünden sonra ailesinin kurduğu vakıf ile kitaplarının derlenmesi ve satışı sağlandı, öğrencilere burslar verildi vs. Onlara da bir teşekkür etmek lazım diye düşünüyorum.

Ayrılırken malum sona bir Uğur MUMCU yazısı eklemek lazım. Okumuşsunuzdur ama ekleyelim yinede. Çoğunun bilmediği “Sesleniş” adlı bir yazısıdır aslında;

Ve Uğurlar olsun büyük yazar, yıllar sonra bile yaşıyorsun yaşayacaksın…

“Dağ gibi, kara yağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık,

Vurulduk ey halkım, unutma bizi!

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren senetler gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi!

Ölümcül hastaydık. bağırsaklarımıza düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duyularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. hukuk sustu. insanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurt dışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi!

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere…

Asıldık ey halkım, unutma bizi!

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına. Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi!

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi!
Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi!
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz, ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…

25 Ağustos 1975″

“Uğurlar Olsun” için 2 yorum

  1. Bu sebeple “kim öldürdü?” sorusunu araştırmanın ve sonuç beklemenin şu an bir anlamı yoktur. Her şeye bu kadar çomak sokan bir adamın bunca yıl yazı yazmasına müsaade edilmesi bile başlı başına bir lütuftur aslında.
    Bu cümleler Onu anlamış biri tarafından sarfedilemez. Yazınızı gözden geçirmenizi rica ediyorum

    1. Sanırım cümleyi “kimin öldürdüğünü araştırmanın ne önemi var?” şeklinde anlamışsınız. Demek istediğim; Mumcu cinayetinin, ülkedeki diğer büyük faili meçhul cinayetler gibi ortaya çıkartılamayacağıdır. Eğer suikast ile ilgili araştırmaları okursanız, muhtemelen devletin veya devletin yasal olmayan bir kurumunun bu cinayeti işlediği sonucunu çıkartırsınız zaten. Elbetteki, saldırı sonucu ölmüş bütün insanların faillerinin bulunması için mücadele edeceğiz, sesimizi çıkartacağız. Bunların karşısında olmak gibi bir niyetimiz yok. Lakin failini ortaya çıkartmak istediğimiz kurumun, cinayeti işlediğini anladığımız için bunun ortaya çıkartılmayacağını düşünüyorum.

      Cümlede anlatılmak istenen şey budur. Bu sebeple yazıda herhangi bir değişiklik yapmayacağım. İlginize teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.