I.Mehmed ve Oğlu II.Murad

Önceki yazıya buradan

I.Mehmet Devri – Osmanlı Toplanıyor

1) Çelebi Mehmet imparator olunca Bizans ve Sırplara söz verdiği yerleri veriyor. Balkanlardaki ülkelerle, Venedik ve Cenevizlilerle de sulh yapıyor. Fakat Karamanlılar yine kaşınıp saldırınca hatta Bursayı kuşatıp şehri yağma edince oraya sefere çıkılıyor.

2) İzmir alınıyor 1414. Karamana sefer yapılıp üstüne gidiliyor. Tabi korkan karaman hükümdarı hemen anlaşıyor asker ve vergiyle yırtıyor 1415.

3) Venediklilerle bir yıl deniz savaşı yapıldı, sonunda anlaşıldı

4) Macarlarla kısa savaşlar oluyor 1414-1419

5) Anadoluda Şeyh Bedreddin ayaklanması çıkıyor. Bu arada Timur ölünce oğlu esir aldıkları Mustafayı serbest bırakıyor. Mustafa Bizansla anlaşıyor, oradaki beyliklere de vaatler verip destek topluyor. Şeyhin isyanı bastırılıyor, Mustafa kafa kola alınıp yeniliyor. Kaçıp Selanik’e saklanıyor.

6) I.Mehmed, yardım eden eflaka saldırıyor bazı yerleri de alıp geri dönüyor. Kocaeli etrafına saldırıldı. İstanbul’un kuşatılmasından korkan Manuel elçi gönderiyor.

7) I.Mehmed avlanırken kalp krizinden ölüyor. Öleceğini anlayınca oğlu Murad’ı getirtip imparator ilan ediyor. Diğer iki oğlunun Bizansa gönderilmesini vasiyet ediyor. Murat gelmeden padişah ölüyor, halktan bu saklanıyor. 1421

II. Murad Devri – 1421

1) II.Murad’ın üç kardeşi vardı. Mustafa Karamanlılara kaçıyor. Diğer iki kardeşini, babasının vasiyetine uymayarak Tokat’a hapsettiriyor.

2) Bunun üzerine Bizans hapsettikleri Mustafa çelebiyi çıkarıp rumeliye gönderiyor Selanik’ten. Orada birlikleri organize ediyor. Kendinin çelebi Mehmetin kardeşi olduğunu söylüyor. Kuvvetler ona inanarak tarafına geçiyor. Edirne alınıp imparatorluğunu ilan ediyor. 1421

3) II.Murad, veziri Beyazıd paşayı üstüne gönderiyor. Fakat savaş öncesi sağ ve sol kanatlar Mustafa çelebiye geçince oda teslim olmak zorunda kalıyor. Mustafa çelebi, Beyazıd’ı yanına alsa da ertesi gün hemen öldürtüyor. Mustafa’nın karnındaki yarığı gösterip beyleri ikna ettiği söyleniyor. Savaşı kazanınca tekrar Edirne’ye gidip imparatorluğunu ilan ediyor.

4) Bizans kralı Manuel, Mustafa çelebiden anlaştığı Geliboluyu istiyor. Mustafa burayı vermeyince, II.Murad’a gidiyor. Fakat ağır şartlar isteyince (şehzedeleri istiyor, ki neden istediğini anlamışınızdır) anlaşamıyorlar.

5) II.Murad, birlikleri toplayıp savaş hazırlığı yaptı. Bunu öğrenen Mustafa çelebi birlikleri hazırlayıp anadoluya geçti. II.Murad casusları ve beyler aracılığıyla Mustafa’nın aslında düzmece olduğu iddiasını yaydı. Mustafa çelebi’de casusları aracılığıyla askerlerinin kendisini savaşta terk edeceğini öğrenince kaçtı. Edirne’ye gitti 1422

6) Peşinden gidilip Mustafa yakalandı. Normal bir insan gibi asılarak idam edildi. Cesedide çürüyene kadar asılı bırakıldı.

7) II.Murad, Tokatta yaşça küçük olan iki kardeşinin gözlerine mil çektirtip Bursa’da oturttu.

8) Manuel, korkarak elçi gönderdiyse de elçiyi kabul etmedi, İstanbul kuşatıldı 1422

9) Bizans panikleyip, II.Murad’ın biraderi Mustafayı karamandan getirtip “yaparsın sen, aslansın, kaplansın, pumasın” diyerek anadoluya gönderdi. II.Murad hemen kuşatmayı kaldırtıp anadoluya hareket etti.

10) Vezirler arasındaki mücadele dikkati çekiyor. Şimdi ve sonrada devam ediyor bu. İki vezirin gazıyla hatırlayın, Beyazıd paşa savaşa gönderilmiş orda da askerleri karşıya geçince teslim olmak zorunda kalmış ve öldürtülmüştü. II.Murad çok zor durumda kalıyor bu sebeple

11) Candaroğulları alınmış, Bizansla da vergi ve asker karşılığı anlaşılmıştır.1424

12) Karamanda taht kavgası çıkıyor. Fırsatı değerlendiren II.Murad, bir tanesini destekleyip bazı yerler karşılığı anlaşarak onu bey yapıyor. {biz yapınca tabi mükemmel dış siyaset, Bizans yapınca Bizans oyunu oluyor}1424

13) Amasya, Çorum, Tokat ve Osmancıktaki Türkmenler buralarda kargaşa çıkarmışlar, soygunlar yapmışlardır. Bunların dört baş beyi öldürülmüş Türkmen erkeklerinin hepsi katledilmiştir 1427 {ya siyasi olacak belki ama dersim denilen yerlerde benzer oyunlar daha öncede yaşanmış yani. Dersimde kürtlerin olduğu bile tartışılır. Dayımın tezi vardır bazı yerlerden de duymuştum kürtleştirilen aleviler diye. Genelde bu yöre insanları zamanla kürtleştirilmiş. Nasıl olmuş nereden kaynak kitap verebilirim ama tabi okumak isteyene. Bende aslen şu an Tunceli dediğimiz yerde pek kürtlerin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü kürtlerin o bölgelere göçünün yakın zamanda elle tutulur sebebi yok. Kürt göçünün ana sebebi kesinlikle ekonomiktir. Bizim oralarda ise ekonomi yoktur, tarım vardır. Tarım için o kadar kürt oralara göçeceğine, daha verimli batı topraklara göçmelidir bana kalırsa. Zaten kürtleştirme tezi de, yakın tarihte yapılmış, çokta başarılı olmuştur. Dersim isyanı ve bastırılmasının tarihte kürtlerle ilgisi yoktur, alevilerle ve türkmenlerle ilgisi vardır. Tartışmak isteyen bana özel mesajdan ulaşabilir. Neyse resmi tarih diyoruz ya işte burada da bu tarihten fazla sağa sola sapmak pek doğru olmayacak. Çünkü o dönemdeki olaylar biraz karışık ve Osmanlı tarihini ilgilendirse de işin karanlık tarafları ve konuşulması gereken yer burası değil.}

14) Germiyan beyinin çocuğu olmamış ölümünden evvel ülkeyi Osmanlılara bırakıyor 1428

15) Selanik alınıyor 1430. Venedikliler karşılık olarak Çanakkale kıyılarına saldırdırlar. Sonradan II.Murad sulh yaptı 1431

16) Eflak despotu Vlad Drakul ile Sırp despotu Brankoviç el altından çalışmalar yapıyorlardı. II.Murad, Vladı askerlerle beraber Macarların üstüne göndererek aradaki gerilimi artırmayı düşünüyordu. {ne kadar ilginç lan bizde koreye, ırağa, afganistana falan gitmişiz ya birisinin istekleriyle benzer değil mi} 1432. Sırplarında üstüne giderek onları vergiye bağlamış. Ayrıca kızı Maria’yı almış fakat yaşı çok küçük olduğu için daha sonra alınmış 1435

17) Macarlarla Tuna nehri dolaylarında savaş yapılıyor. Macar ordusu dağılıyor 1432. Buradan istifade Karamanlılar yine arkadan saldırıyor. II.Murad çok sinirleniyor ve üstüne yürüyor. Çok korkan Karaman beyi elçilerle anlaşıyor tekrar 1434. {aslında alacaklar akıllarını da batıdan gelecek tehlikeye karşı asker azlığı olabilir, bu sebeple hep anlaşıyorlar çünkü Karamanlılar da kuvvetli bir birlik}

18) II.Murad orduyu toplayıp Macarlar üstüne yürüdü. Sırp ve Eflak askerlerinin rehberliğinde ilerlendi. Fakat Macarlar şehirleri bırakıp kaçmışlardır. II.Murad bırakılan yerleri almadan geri döndü 1437

19) Belgrad kuşatılsa da alınamamıştır 1439

20) Macarlı büyük komutan Jan Hunyad bir muharebede başarılı oluyor ve aldığı esirleri de öldürüyor. Bunun üzerine üstüne büyük bir Osmanlı ordusu gönderiliyor. Fakat buda kötü komutadan dolayı savaşı kaybediyor {işteeee borunun zart dediği nokta arkadaşlar, büyük bir asker olan Beyazıd paşa, diğer iki vezirin entrikalarıyla gereksiz yere ölüme gönderilmişti hatırlayın, hatırlayın ulan. İşte bu “ben üst mevkiye çıkayımda gerisinin koy götüne” düşüncesinin sonuçları uzun vadede bakın nerelere gidiyor. Aferim ikinci vezire ve diğerine adlarını hatırlayamadım aferim olm. Bence ölen bütün askerlerin hakları geçmiştir}1442. Jan Hunyad bu savaşı da kazanınca ünü artıyor ve bu gazla etrafında haçlı ordusunu toplanmaya başlıyor. Eflak, Sırp, Alman beylikleri, Fransa, Belçika ve Karamanoğlu beyliğide! {tarihte bazı haçı seferlerine, çıkarları uğruna katılan müslüman birlikler vardır ve sanılanın aksine baya fazladır aslında özellikle araplardan} buna katılmıştır.

21) 1443’te Haçlılar Osmanlı topraklarına girip Osmanlı ordusunu mağlup ediyorlar. Bu sırada II.Murad Karamanın üstüne yürüyüp onları yeniyor ve anlaşma yapıyor. {tarihte yazmasa da yine alternatifinde rumeliden büyük haçlı ordusu gelirken ne diye karamanla uğraştığının tam anlaşılamadığını görüyoruz. Düşünce, Karamanlılara sığınan şehzadelerden birisi olabilir. II.Murad, bir şehzadenin etrafında toplayacağı ordunun çok tehlikeli olacağını görmüş bu sebeple oraya saldırmış olmalıdır. Tabi kesin değildir.}. Hızla rumeliye doğru gitmiştir.

22) İzladi’de düşmanla karşılaşan II.Murad yenilmiştir. Fakat vaktin kış olması ilerlemeyi engellemiş, haçlılar hazırlık için geri dönmüştür. II.Murad, kızgın bir şekilde Edirne’ye döndü. {şimdi burada bir önemli not ekleyelim. Yıl 1443. Yani 10 yıl sonra İstanbul’un fethinden önceki duruma bakarmısınız. Yani aslında tarihte bizim öğrendiğimiz yükselme dönemi öyle pek yükselerek geçmiyor. Tam tersine bu yıllar, hatta Kanuni dönemi oldukça buhranlı dönemler. Yükselmeyi biz toprak almaya indirgediğimiz için milletçe öyle görünüyor tabii ki. Kabul etmek lazım ki Osmanlı her yıl ya doğuda, yada batıda savaşmış. Buda halkı çok yormuş ekonomiyi sefer olsa da zedelemiş. Yine Fetret devrinin atlatıldıktan sonraki kısa dönem en kritik yerler Osmanlı adına. Haçlı ordusunun bizi mağlup etmesi kırılma noktasıdır. Çünkü eğer devam edebilseydi, Osmanlı büyük ihtimal yok olacaktı. Tabi hemen akla neden devam etmediler geliyor. Şimdi onuda anlatalım. O zamanlar savaşlar bahar sonu başlıyor. Yani havalar ısınınca hazırlıklar başlıyor. Ordu yaz başı sefere veya savaşa çıkıyor sonbaharda havalar soğuyunca seferler bitiyor geri dönülüyor. Bunu bilen Macar komutan Jan, kurnazlık yapıp haçlı ordusunu yaz başında değil sonbaharda hazırlıyor. Yıllarca yaz sonu savaşı bitiren ve evine dinlenmeye giden Osmanlı askeri bir bakıyor ki dinç, yeni bir ordu. Fakat dezavantajı haçlıların savaşın kazanılmasına rağmen ilerleyememesi. Çünkü savaşı kışın yaptıkları için, galip gelseler de pek bir şey ifade etmiyor toprak kazanma adına. Şimdi II.Murad, her yıl doğuda ve batıda savaştığını söyledik. Yani diken üstünde bir yerde artık. Batıda haçlılara da yenilince bunalıma giriyor adeta. Osmanlı tekrar dağılabilir. Tabi temelli olarak. Şimdi bu bunalımlı döneme devam edelim canlandırdık o yılları}

22) Karamanlılar yeniden saldırıya geçince II.Murad adeta çıldırdı. Haçlıların yanında saldıran Karamanlılara karşı dört ulemadan “sefer yapılması caizdir” fetvası alınarak üstlerine gidildi. Tabi fetva neşe içerisinde verilmedi, ayrıca karaman soyundan onlara bağlı insanları da içeriyordu. Fetvayı alan Osmanlı askeri Anadoluya girdi. Korkan Karaman beyi karısı II.Murad’ın kardeşini gönderip sulh istedi. Haçlılar saldırdığı için kabul edilip anlaşıldı rumeliye hareket edildi 1443. Haçlılar rumelide başarılı faaliyetler yapınca Karamanlılar yine saldırdı {nasıl ayar oldum yine Karamanlılara lan ama sonları kötü olacak} 1444.

23) Haçlılar dinlenip kıştan sonra gelmek için geri dönünce, tırsan II.Murad Jan Hunyada elçi gönderdi ve sulh istedi. Yapılan girişimlerle Macar ve Sırplara toprakları geri verildi. On yıl barış kabul edildi. Fakat Papa ve bazı devletler muahedeyi kabul etmemesi için onlara baskı yaptılar. Lakin, Macar ve Sırplar isteklerini aldıkları için anlaşmayı yeminle kabul ettiler 1444.

24) Karaman üstüne ulemalardan aldıkları fetvalarla yürüyen II.Murad, anadoluya gerçek anlamda girmiştir. Ele geçirdikleri yerleri yakıp, yıkmış, değerli ne varsa talan etmişler, kadınlarada tecavüz etmişlerdir. Karaman, elçilerle anlaşma istedi, haçlı ordusu sebebiyle II.Murad anlaşmayı kabul etti. Geçilen yerler Karamanlılara tekrar bırakıldı. Bu yerlerde bir yıl sonra yüzlerce kız/erkek çocuk (babasız) doğmuştur.

25) II.Murad, geri dönmeyip Bursa’ya giderek padişahlığı tek oğlu Mehmed’e bırakmıştır (1444). {Padişahlığı bırakan tek padişahtır. Tabi neden bırakmıştır anlattık. Ülke o kadar buhranlı durumdaki her yerde sürekli savaşlar çıkmıştır. Zaten çok fazla devlet işleriyle ilgilenmemiş vezirlerle takıldığı için pek tutulan bir padişah olmamıştır. Aldığı bu kararla tam anlamıyla sçmıştır bana kalırsa. Allahtan sıvamamış geri dönmüştür}

26) Henüz 13 yaşında ülke başına geçen Mehmed’in bu durumu etrafta yankı buldu ve heyecan yarattı. Papa, bu büyük fırsatı kaçırmamak için Macar kralını ikna etti. Jan Hunyad’a da bulgar krallığı vaat edilince dayanamayıp antlaşmayı bozdu. Bizans haçlıları desteklese de korktuğu için pek katılamadı. Sadece çelebi Mehmetin oğlu Orhanı karışıklık için salsa da başarısız oldu. Karamanlılar yine koyun/oyun işine girerken haçlılarda toplanmaya başladı. Venedikliler savaşta gemilerini haçlılara kiraladılar. Sadece sırplar topraklarını geri aldıkları için antlaşmayı bozmayacaklarını açıkladı. {sırp falanda adamlara helal olsun amcoğlu, ankara savaşında da savaşmışlar burada da iki ediyor bakın}

27) Durumun boka sardığını gören baş vezir Halil Paşa {ki namı değer vezir Beyazıd’ı savaş gönderen bunun babasıydı sanırım neyse} II.Murad’a giderek tekrar devletin başına geçmesini istedi. Oda teklifi kabul edip orduyla hızla rumeliye geçti. Geçiş zor oldu, cenevizliler ile geçilirken Bizans taş attı olaya. Mehmet, bu tahttan inme olayını hiç sevmediği gibi Halil Paşayad’a çok kızdı.

28) Varna’da karşılaşan iki orduda haçlılar sayıca üstündü. Savaşta sağ ve sol kanatları bozulan Osmanlıya karşı heyecanlanan Macar kralı ortaya taarruz etti. Büyük komutan Jan Hunyad kanattan engellemeye çalışsa da yetişemedi. Macar kralının etrafı sarıldı ve öldürülerek kafası bir mızrağa geçirildi birde bağırıldı muhtemelen “ağğğğğh diye” mnkym. Krallarının kafasını mızrakta gören askerler dağılmaya başladılar. Jan, askerlere “biz kral için değil dinimiz için buradayız” dese de ordu dağıldı 1444

29) Savaştan sonra herhangi bir tehlikeye karşı yine tahtta kalan II.Murad, bir tehlike olmadığını görünce, tahtı yine Mehmed’e bıraktı 1445.

30) Mehmed, akıl hocası Zaganos paşa ki kendisi osmanlıda üst mevkilerdeki ilk devşirmelerdendir, neyse onun etkisiyle bir İstanbul seferi düşünüyor. Halil paşa ise buna karşı çıkmıştır. Edirne’de bir yangın sonrası yeniçeriler ayaklanınca, ekonomide kötüye gidince {bunların Halil paşa tarafından yapılma ihtimalinden söz edilir öldürülmemek için} Halil paşa devlet erkanı kararıyla II.Murad’a gidip onu tekrar padişah görmek istemiştir. Bu gizli olayı av sırasında öğrenen Mehmed buna sebep olan adam Halil paşaya iyice kin gütmüş, İstanbul’un fethinden sonrada öldürtmüştür.

31) Jan Hunyad, haçlı yenilgisini unutturmak için kuvvetleri tekrar topladı. Almanyadan, Polonyadan, Arnavutuktan, Eflaktan birlikleri oluşturup saldırdı. Aralarına katılmayan Sırplarada saldırıp kosovaya geldi. II.Murad ile II.Kosova savaşı yapıldı 1448. Osmanlıda, Karamanoğlundan yardımcı birliklerde vardı. İki orduda 80-100 bin civarındaydı. Savaş üç gün sürerken düşman hilal taktiğiyle devrilmiştir. En kritik anında Halil paşa tarfından satın alınan Eflaklar Osmanlıya geçmiştir. Jan kaçmış, orduları dağılmıştır.

32) Dülkadirin kızı Sitti Mehmed’e alındı ikinci karısı oldu (ilki gülbahar) 1449

33) Kalp krizinden II.Murad öldü 1451. 48 yaşında ölen padişah, iyi niyetli yapıcı bir padişahtı. Ölmeden taht bırakan tek padişahtı. Ölmesiyle taht oğlu Mehmed’e kaldı.

Sonunda geldik İstanbul’un fethine. Şimdi yazacaklarımızın kaynakları yine bu kitap ve İlber hocanın bir kitabı ve Halil Hocanın “Fatih devri üzerine tetkikler ve vesikalıklar” kitabı olacak. Bu sebeple pek yanlış bilgi verileceğini sanmıyorum.

Sonraki yazıya buradan

Reklamlar

Fetret Devri

Önceki yazıya buradan

Osmanlı Devletinin Parçalanması – Fetret Devri

1) Yıldırım öldükten sonra Osmanlı şehzadeleri arasında mücadeleler başladı. Süleyman çelebi venedik ve cenevizliler ile anlaşıp rumeliye geçti. Peşinden Bizans ile anlaşıp bazı topraklar karşılığında onlarla da anlaştı. Oğlunu ve kızını onlara rehin vererek Edirne’de imparatorluğunu ilan etti.

2) Ankara’da osmanlının yenilmesine rağmen rumelide herhangi bir isyan veya dağılma yaşanmamıştır. Sebebini daha önce elli kere yazdık, ortadoksların müslümanların tebasında yaşamayı tercih etmesi önemli bir etkendir.

3) Macarlar ilginçtir fırsatı değerlendirip saldırmamışlardır. Çünkü o sırada papa bölümünde az çok değindik, avrupa yine karışık durumdadır. Papa, Sicilya kralını macarlara karşı kışkırtmaktadır. Bulgarlar hafif ayaklansa da hemen bastırılmıştır.

4) Babasının cesediyle Musa çelebi Bursa’da, İsa çelebi Balıkesir’de, Çelebi Mehmet Amasya’da imparatorluğunu ilan etti. Timur, Mustafa’yı alıp götürmüştür. Birde çok küçük bir kardeş var oda Bursa’da bulunmaktadır.

5) İsa ile Mehmet çarpışıyor. İsa yenilince Bizansa kaçıyor. Süleymanın isteği ile İsa çelebi oraya nakledildi. Çelebi Mehmet Bursa’yı aldı. Kaçan kardeşi Musa çelebiyide yanına aldı.

6) İsa çelebi, Mehmet çelebiyle dört kez karşılaşsa da hepsinde yenilerek yakalanıp en sonunda öldürüldü.

Musa Ve Süleyman Çelebi

7) Bunu gören Süleyman çelebi hızla anadoluya girip Bursa ve peşinden Ankarayı aldı. Amasya’ya çekilen Mehmet çelebi onunla başedemeyeceğini anlamıştı. Süleyman çelebi, Karamanoğlu topraklarına saldırdı. Karamanlarda başedemeyince Çelebi mehmetten ittifak istedi. Böylece Karaman, Çelebi Mehmet ve Musa bir yanda, diğer yanda da rumeliyi kendine bağlayan Süleyman çelebi vardı. Kendi yanında çok iyi bir vezir olan Ali paşa öldü, böylece Süleymanın kaderi değişecekti.

8) Fakat beyliklerin ittifakına rağmen Süleyman çelebiye karşı başarı sağlayamadılar.

9) Mehmet çelebi, Musa ile anlaşarak onu rumeliye karışıklık çıkarması için yolladı. Musa eğer orada savaşı kazanırsa rumeli imparatoru olacaktı.

10) Eflak kralının kızıyla evlenen Musa taraftarlar topladı. Telaşa düşen Süleyman, hemen rumeline geçti. Bunu fırsat bilen Çelebi Mehmette hızla Ankara ve Bursayı geri aldı.

11) Musa’yı yenen Süleyman, savaşı kazanınca Musanın peşini bıraktı ve onu takip ettirmedi. Artık kendisine rakip görmeyen Süleyman, kendini aleme ve içkiye verdi. Musa ise rumelideki beylerle anlaşıp onlara imtiyazlar vererek çalışmaktaydı. Askerleri toplayıp Edirne’ye dayandı. Durumu sarhoşken hamamda haber alan Süleyman kaçtı.

i) Bir kısım tarihçi Süleymanın haberi veren veziri tartakladığını, yeniçeri ağasının sakallarını kestirdiğini, bunun sebebiyle birçok yeniçerinin Musa tarafına geçtiğini, sonrada kaçarken bir köyde kafasının kesildiğini

ii) Bir kısım tarihçi kaçtığını, köyde yakalanıp bağlandıktan sonra Musa tarafında öldürüldüğünü

iii) Bir kısımda kaçıp, köyde tanınarak öldürüldüğünü

yazmaktadır. Sonuçta Musa, Süleymanı öldüren köylülerin hepsini köyleriyle beraber yakarak öldürmüştür.

12) Musa çelebi, Çelebi Mehmetle yaptığı anlaşmaya itibar etmeyip hükümdarlığını ilan etmiş 1410. Süleymanın yanında yeralan sırplara, çevre beyliklere saldırmış ve İstanbul’u kuşatmış. Bizans imparatoru korkup, rehin bulunan Süleyman oğlu Orhanı rumeliye göndermiş. Musa onu yenip gözlerine mil çektiriyor.

13) Manuel, çelebi mehmete başvurmuş mecburen. Çelebi Mehmeti rumeliye geçiriyor. Fakat Çelebi mehmet yeniliyor ve Bizansa kaçıyor. Sonradan tekrar birliklerini topluyor ve saldırıyor. Yine yeniliyor Musaya. Musa çelebi artık iyice güçlenince çevre birlikler ürkmeye başlamıştı. Çünkü Musa, babası Yıldırm gibi gaddar, cengaver ve cesur bir hükümdardı. Sırplar ve rumeli beylikleri Çelebi Mehmetin imparatorluğunu daha uygun görüyorlardı. Rumeliden de bu birliklerin katılımıyla iyice güçlenen Çelebi Mehmet sonunda Musayı yendi. Yakalanıp öldürüldü ve Çelebi mehmet imparator ilan edildi 1413

14) Fetret devrinde, savaşmaktan ziyade çıkar politikalarını ve ülke ilişkilerini iyi kullanan padişahların daha doğrusu iyi asker ve vezirleri olanın savaşı kazandığı görülüyor. Bizans imparatoru Manuel bu devri iyi kullanarak imtiyazlar almış, böylece devletin çöküşünü 50 yıl daha geciktirmiştir.

Sonraki yazıya buradan

Toplumcunun Toplumcuya Toplumculuğu

Devrimcilik ve demokrasi savaşında gerçekçilik ilk temel koşuldur. Yaptıklarımız, yapamadıklarımız, başarı ve başarısızlıklarımız, öncelikle gerçekçi gözle değerlendirilmelidir. Çünkü devrimciliğin en büyük düşmanlarından biri, devrimcilerin kendi kendilerini kandırmaları, hayal alemlerine kapılmalarıdır. Bizler kendi kendimize, gerektiğinde en sert uyarıları yapamazsak, davamız kolaylıkla yozlaşır ve amacından sapar. Yolun neresindeyiz; gücümüz, etkimiz nedir; sesimizi kimler duyuyor? Sorunlarını savunduğumuz yoksul halk yığınları ile bağlantı kurabilmiş miyiz? Yoksa, sesimizin yankılarını sadece biz duyup, bunun ile avunuyor muyuz?

Bana biraz böyleymiş gibi geliyor. Bizler kendi aramızda evcilik oynar gibi devrimcilik, ilericilik, toplumculuk oyunları ile avunuyoruz. Şöyle bir düşünelim… Türkiye’de yayımlanan gazetelerin kaçı halkın öz sorunlarını yazmaktadır? Halkçı ve devrimci gazetelerin kaçta kaçı yoksul halkça okunmaktadır? Kurtarmak, sorunlarını çözmek için çabaladığımız halk bizlerin ne için savaştığını bilir mi? Duyar mı, duyabilir mi? Öyleyse, biz kime anlatıyoruz toprak reformunu, vergi adaletini, hele hele proleterya önderliğini?

Büyük kentlerdeki işçi mitingleri biraz da düşündürücüdür. Toplantıyı izleyenler öğrenci, öğretmen, aydın yani ara tabakalar… Konuşmacılar hep işçi sınıfı önderliğinden söz açar ve alkışlanırlar. Alkışlayanlar kim? İşçi olmayanlar. Sağcı sermayeci partilerin toplantılarını ise hep kasketliler doldurur. Ve kendi ekonomik yaşantılarına karşı sözleri, kendi öz sorunlarıymış gibi dinlerler. Binlerce emekçi, bir halk düşmanını, bir demagogu alkışlarlar. Aynı soruyu soralım. Konuşanlar kim? Kapitalistler. Alkışlayanlar kim? Emekçiler! Kapitalist olmayanlar.

Bir kısır döngüdür bu. Emekçi sömürüldüğü için, sorunlarına ve emeğinin bilincine sahip çıkamaz. Aydın, emekçi ile ilişki kurma olanaklarına sahip çıkmadığı için kendi kendine toplumculuk yapar.

Ankara’da şu bulvar kahvelerini dolaşın. Her masada yurt sorunlarının tartışıldığını duyarsınız. Meyhanelerde akşam yorgunluğunda ne düzenler yıkılır, ne düzenler kurulur. Kaloriferli konforlu evlerde de hep bu konular.

Bu davaların sahibi ise, hep bunlardan uzak kendi yaşantısını sürdürme çabasında. Ne kendi önderliğinden, ne ara tabakalardan ne de revizyonizmden bir haberi var. Gerçek halkçılık ile halk dolandırıcılığını birbirine karıştırdığı için demagogu kendinden yana sanır. ona inanır, ona oy verir.

Bizim gözde yazarlarımız ise, halkın sorunlarını inceleyen piyesler yazarlar. Büyük kentlerde, arabalarını otoparka bırakan ve gerçekten iyi niyetli aydınlar bu halkçı piyesleri kendilerinden geçerek alkışlarlar. Kimi anlatıyor bu halkçı piyesler? Ezilen hor görülen yoksul türk halkını. İçlerinden bir teki bu oyunları seyretmiş midir acaba? En ilerici, en halkçı görünenimiz bile bundan sonra tiyatro ile halka inmenin gerekçelerini savunurlar. Evet, gerçekçi olmak, halka inmek… Ama hangi halka? Haftalık dergileri almak için bir lirayı bulamayan bir yurttaşa on liralık piyeslerin halkçılığını anlatacak yürekli aydın çıkabilir mi?

İnsafla düşünelim böyle değil mi bu işler? Derginin köşesinde, Türkiyede işçi sınıfı önderliğinden söz açıp, önder tayin eden hırçın solcu yazardan, önder tayin edilenlerin bir haberi, bir bilgisi var mı?

Kendimizi kandırmayalım. Anadolu köyünde halkçılık savaşı yapan bir öğretmene bizim halkçılık öğretmemizden, belki gülünç belki acı ne olabilir ki?

Bilgiçliği bir kenara bırakalım. Sol sadece, halkın sorunlarını halka anlatmak, çözüm yollarını birlikte bulmak ve yeni adaletli düzeni birlikte bulma savaşıdır. Entellektüel dedikoduculuk, bireysel bunalım, bilgiçlik gösterisi, meyhane gevezeliği değildir.

Kusura bakmasınlar bizde solcu aydınlar halka sorunlarını anlatmak yerine, birbirlerine karşı bilgi ve kültür gösterilerine kalkışmışlar, bunun içindir ki bütün enerjilerini birbirleriyle uğraşarak harcamışlardır.

Kim, 6 Ekim 1967

Olayınız Ne Arkadaşım Sizin?

Yaşadığımız şehir veya ülke insanlarının eskiden beri şaşırtıcı, ilginç, garip veyahutta işte tam bize ait tarzı hep bir farklı hep bir kendine özgü olduğunu düşünmüşümdür. Tabii zaman geçiyor, öğreniyoruz okuyoruz analiz ediyoruz ki başka ülkelerde sanki bizden çok farklı değil. Temel mesele sürekli boğuştuğumuz ırksal dinsel evrenden çok, nasıl bir hayat yaşadığınıza indirgeniyor aslında.

Yani bir Avrupa veya Kanada vatandaşının eğitim ve sistem temeli sayesinde bir yerlere gelmesinin yanında, kendi insanlarının çoğununda ne bileyim Afrikadaki bilmem ne iç savaşından, Çin’de köpek gibi yaşayan bir maden işçisinden, 10 dolara öldürülüp böbreği sökülen orta amerika kunta kintesinden haberi yok. Tamam her şeye duyarlılık falan beklemiyor insan ama kimsenin umurunda değil değil hacı yani.

“ağaçları kesmeyelim, onları sulayalım” deyip isviçre ovalarına ağaç dikmenin yanında bu kişiler yine kendi götlerinin rahatını bırakıpta Afganistana kafayı yoracaklarını hiç sanmıyorum. Yani nasıl diyim millet iki yüzlü olmuş dayı. Moda akımlarını takip edip hamburger yiyelim i phone yapalım ondan sonra “vay yıkılsın dünya emperyalizmi” gelsin “dünyaya modern kölelik getirdiler” iddiaları.

Hani farklı bir şeyler yazayım diyorum yazıyı toparlayamayacağım ulan yine. Hadi İngilizdi Fransızdı onlar neyse de zaten bu sistemin temeli onlar, bizdeki duyarlı aydın kesime ne demeli? Cidden umurlarında mı gerçekten Suriyeliler ne bileyim afrikalılar falan? Bırakın kenara afrikayı uzağa gitmeyin, şehirlerinin fakir varoşlarına girmişler mi?

İşte bunların hepsi bir bütünün küçük parçaları toplum davranışımız adına sanki. Elbiseleri atıp Gandhi olalım demiyorum ama işte arkadaşım biraz daha duyarlı olalım yani. En azından fikirlerde, düşüncede, insan haklarında duyarlı olalım çok şey istemiyorum.

Bu duyarlılık ise ne yazık ki çoğu kişide bulunmamakta. Bırakılım kendi hallerinde takılmayı, fırsat bulduklarında karşı tarafa nasıl kafa göz dalacakları belli değil yani. Bunu her yerde görüyorsunuz, bunun izlerini takip ediyorsunuz her yerde. İnternette yazılanları fazla kaale almayacaksınız falan hikaye aslında. Haber yorumlarının altlarına bakıyorum bazen ve etrafımdaki insanların iç yüzlerini yansıtıyor sanki.

Şu resim mesela bugün gördüm. Suriyedeki muhalifler ele geçirdikleri şehirde Esad yanlılarını aramışlar falan, onlardan olanı bulup vurmuşlar sokak ortasında. Komutanları yapmayın falan demiş de bilmem ne. Alttaki yorumları okuyorum yine işte aynı şeyleri söylüyoruz “kanım dondu, ilginç, cahillik” ama bu başka bir şey. Farklı siyasi yapıları destekleyebilirsiniz, dünya görüşleriniz dinleriniz farklı olabilir. Bu olayı Ağaoğlu’nun şehir planı gibi yorumlayamazsınız ki kardeşim. Birisi evinden çıkartılıp öldürülüyor, adamlar aşağıya “efendim Esad’da 30 bin kişiyi katletti ama..” tarzı artık söyleyelim aptalca yazılar yazıyorlar.

Garip işte yine böyle diyelim belki de söylenecek söz kalmadı. Her şeye cevabınız olamaz arkadaşım, birisinin öldürülmesine bir canlının ölümüne bu kadar nefretle bu kadar kinle destek olmak kim olursa olsun sizi insanlığın en diplerine yerleştirir. Sonra çıkıp “ama benim özgür düşüncem” lafınızı kıçınıza sokabilirsiniz.

Öğretilmesi gereken bir şey var insanlara. Din değil, türklük değil, Atatürkçülük, devrimcilik değil. İnsanlık öğretilmeli ilk önce. Aslında bu gerçekten önemli değerleri doğru yakalayabilirseniz zaten insanlığı da az çok yakalıyorsunuz. Ama işte sahte olduğu için bu duygular, insanlık gibi gerçeklerde tökezliyor ve utandırıyor yani en azından bizi.

Mumcuyu özledim bir yazısıyla devam edilim bundan sonra saygılarımla..

Yıldırım Beyazıd

Önceki yazıya buradan

Haçlı Seferi Ve Niğbolu Muhaberesi

1) Macar kralı Sigismund’un teşvikiyle 1396’da haçlı ordusu toplanıyor. 100-120 bin kişilik ordu Niğbolu’ya geliyor.

2) Yıldırım, bunu haber alır almaz İstanbul kuşatmasını kaldırıp, bütün kuvvetleriyle oraya yönelliyor. 70-80 bin kişilik ordu ve sırp birlikleriyle oda Niğboluna geliyor.

3) Çok iyi komutanlara sahip olan Osmanlı ordusu düzensiz haçlı ordusunu dağıtıyor. Esir edilen fransız şövalyeleri parayla satılıyor. Haçlıların buraya gelene kadar geçtikleri yerleri yakması ve esir almayıp öldürmesi Yıldırımı çok sinirlendirmiştir. Esirlerin çoğunu bu sebeple öldürtüyor. 20 yaş altındakileri öldürmüyorlar tabi ki küçük oldukları için. Neyse Macar taraflarından birkaç yer alınsa da büyüme uygun görülmeyerek buralarda durulmamıştır.1396

4) Yıldırım tekrar İstanbul’u kuşattı. Bütün yemek kaynaklarını engelledi. O zamanlar sur yıkacak toplar olmadığı için, şehrin açlıktan teslimi beklendi. İstanbul’da halk açlıktan kıvranıyordu ve şehir düşmek üzereydi.

Yıldırım Beyazid

5) Manuel’e, imparatorluktan çekilmesi ve Yuannis’in başa geçmesini Yıldırım teklif ediyor. Manuel, mecburen imparatorluğu bırakıp avrupaya yardım için gidiyor. Daha önceden Yuannis ile şehrin teslimi için anlaşan, karşılığında da Moray’ı vermeyi kabul eden Yıldırım, tongaya düşerek anlaşmadan vazgeçildiğini öğrendi. Şehir kuşatılması devam etti.

6) Fransız hakimiyetine giren Ceneviz ve Venedikliler deniz yoluyla İstanbula bir miktar yardım ediyordu, donanması olmayan Yıldırımda ne yapsın içiyordu heralde eheheh

7) Tam “alıyoruz ulan” dendiğinde Timur tehlikesi ortaya çıktı. Neden çıktı anlattık. Yıldırım hızla doğuya gidip Yuannisle ağır şartlar ile anlaştı. Anlaşma şartlarını da Bizans bölümünde anlattık

8) Mora beyi, ortadoks olan şehri katolik rodos şövalyelerine satmış. Fakat halk katolik şovalyeleri görünce onlara saldırmış, isyan etmiş. Yıldırım araya girerek isyanı bastırırmış. Beyde parayı geri vermiş mecburen.

9) Haçlıları fırsat bilen Karaman beyi etrafa saldırmış. Yıldırım bu sefer kesin Karamanlıların işini bitirmek üzere üstlerine gidiyor. Karaman beyi Alaüddini ele geçirip öldürüyor (1397). Alaüddin beyine Yıldırım “neden ayaklanırsın” diye sormuş oda “bende senin gibi beyim, neden ayaklanmayayım” demiş. Tabi kellesi gitmiş.

10) Müslüman Samsun alınıyor. Öbür Samsuna dokunulmuyor.

11) Kadı Burhaneddin’den Sivas ve Malatya alınıyor (1399)

12) Yıldırım, Timur tehlikesi olunca oraya yöneldi. Timur 1398 de İran’ı aldı. Bağdat’ı 1393 ve Hindistan’ı aldı 1399. Beyler Sultan Ahmed ve Kara Yusuf kaçıp Yıldırıma sığındılar. Timur ikisininde verilmesini istiyor ve tabi ki hakimiyetinin tanınmasını, yıldırım red cevabını veriyor.

13) Timur Erzincan, Malatya, Suriyeyi ele geçiriyor 1401. Karşılıklı yazışmalar, restleşmeler Ankara savaşını yaptırıyor.

14) Timur çekindiği için en seçkin birliklerini getirtmiştir. (160 bin) Yıldırım 80 bin kişiydi. Savaşta Timur’da 32 de fil vardı. Tabi bilindiğinin aksine savaşı filler değil, savaş sırasında daha önceden satı alınan kara tatarların Timur’a geçmesi belirliyor.

15) Savaşın kaybedileceğini anlayan şehzadeler birer birer yanlarındaki lala larıyla beraber babalarını bırakıp toz olmuşlardır. Çelebi Mehmet daha küçükolduğunda veziriyle Amasyaya kaçarken onu Süleyman çelebi takip etmiştir. İlginç bir not savaşta osmanlı tarafında bulunan sırp birliklerininde kahramanca savaşığı kayıt edilmiştir (20 bin kişi). Yıldırımla beraber iki oğlu Musa ve Mustafa çelebide esir düşmüştür

16) Süleyman Çelebi Bursaya gitmiş oradanda hızla rumeliye kaçmıştır. Timur, Yıldırımın kızlarından birisini torununa nikahlamıştır. Ayrıca ele geçirilen beylikler geri iade edilmiştir. Daha sonra İzmire gidip rodos şovalyeleriyle savaşıp orasını da almıştır (1402). Yaklaşık 15 günde alınan İzmirin ele geçirilme süresinin Yıldırmı şoke ettiği yazılır. Aydınıoğullarına burası verilmiştir.

17) Süleyman çelebiye tanıması için elçi göndermiş, oda kabul etmiştir. İsa çelebi, çelebi mehmet kardeşlerde hakimiyetini kabul emişlerdir. Bizans impartoru osmanlıya verdiği verginin aynısını vermeyi kabul etmiştir. Mısır ve memlük sultanları da hakimiyetini tanımıştır. {anlayacağınız Timur anadoluya mısıra falan ayarı vermiştir. Kendi merkezlerine çok uzak olan bu yerleri vergiye bağlayıp, işgal etmemiştir. Tabi en büyük amaç Osmanlıyı parçalamak, çünkü çok büyüdüklerini görüp birazda çekinmiştir ilerisi için. Sonuçta onları dağıtmış, kendisi adına tehlike kalmamış, anadoluyu bölmüş ve gitmiştir}

18) Heryeri dağıtan Timur memleketine Yıldırımla dönmek istemektedir. Tabi canlı olması çok önemlidir. Çünkü o dönemde Yıldırım dünyada adını duyurmuş çok büyük bir komutan, devlet adamıdır. Tebasına “işte ben bunun gibi bir cengaveri yendim, esir ettim” diyerek gösteriş yapmak istemektedir. Yıldırım da kendisini zehirleyerek öldürmüştür. Timur cenazeyi Musa çelebiye vererek onunla göndermiştir (1403) {tabi bazı tarihçiler “kendini öldürmemiştir” dese de ki osmanlı tarihi böyle yazar, diğer tarihçilerin hemen hemen hepsi kendisini zehirlediğini söylemektedir. Yıldırımın zaten ölmeden önceki konuşmaları, beni oraya canlı götüremeyeceksin tarzı cümleleri olayın açıklayıcısıdır. Yıldırım kendini zehirlediğinde onu kurtarmak için en iyi doktorlarını görevlendirse de ölmüştür. Bir kısım tarihçilerde “müslüman adam intihar etmez” diyerek tarihe inanılmaz bir bakış atarak, alen delona taş çıkartmışlardır}

19) Yıldırım, hırçın, inatçı ve hiddetli bir hükümdar olarak tanınır. Kendisine baş kaldıran ne halka ne asilere göz açtırmamıştı.  Aleme, kadına, içkiye düşkün olduğu, son zamanlarında çok fazla içki içtiği buda asabiyetini artırdığı görülmektedir. Bunların dışında mükemmel bir komutan, asker ve devlet adamıydı. Korkusuz ve ordu önlerinde savaşan yapısı askere büyük cesaret verirdi. Tek hatasını Ankara savaşında yapmış, onun neticesinde de ölmüştür.

20) Osmanlı artık fetret devrine girmiş, şehzadeler arasında taht kavgaları başlamıştır. Artık entrikalardan, ayak oyunlarına hangisi daha iyi oynarsa oyunu o kazanacaktır.

Sonraki yazıya buradan