Anlam Karmaşası İçinde İşkence

Aslında yakın bir zamanda daha doğrusu sanırım iki gün evvel Grup Yorum üyelerinden Selma Altın’nın gözaltına alınıp, işkence gördüğü haberini okumuşsunuzdur.

Beni tanıyanlar bilir gerçi de, ne grup yorumla nede bilmem ne terör örgütleriyle işimiz olmaz. Şiddete başvuranlar bize uzaktır haliyle. Kimsenin savunmasını yapacak değiliz ama olayları da iyi analiz etmek zorundayız.

Konu basit; son zamanlarda sıkça dile getirilen işkence iddiaları. 1980 döneminde en çok göze batan şeylerin başında “polisin işkence yaptığı” konusu vardı. Zaman geçti, işkenceden bildiğiniz gibi bir çok dava falan açılmadı. Bir çok işkenceci, hiç bir ceza almadan bu işlerden paçalarını kurtardılar, hatta bazıları üst mevkilerde iyi maaşlara işlerde de çalıştılar. Bunları zamanı gelince örneklerle belirteceğiz ilerde.

Neyse, konu “işkence” olunca aslında tarihin süzgecinden geçirilecek bir yazı yazabilirim ama diyorum ki yeter tarihte tarih. Konuyu, daha günümüz bakış açısıyla daha doğrusu günümüz de bakılması gereken açıyla incelemek taraftarıyım. Zira, ülkemizde bu bakış açısın da bazı dar açılar bulunmakta, bazıları da bilerek açıyı daraltıp kendilerine bir Gianluigi Buffon havası vermeye çalışmakta. Ama kimseyi kandıramazsınız arkadaşım, herkes sizin Hayrettin olduğunuzu biliyor hadi olsun olsun Rüştü olsun yani.

İşkencede, diğer insani ve evrensel değerler gibi kabul edilmemeli ve kabul edilemez olarak görülmeli. Tabii kime yaparsanız yapın bu böyle olmalı. Irksal, dinsel şeyleri geçtim, düşmanınıza bile işkence yapmak kabul edilmemeli ve desteklenmemelidir.

Fakat geçmişten yine öğrendiğimiz bir şey var. Bu işkenceleri yapanların, bunun bahanelerini de hazırlıyor. Bir şekilde, toplumun genelde her zaman kullandıkları o din ve milliyetçilik eksenini kullanıyorlar. İnsan, doğası gereği mücadeleci ve açgözlü olduğundan atılan bu nefret tohumları yerli yerini buluyor. Her zaman gördüğümüz örneklerden birisi yukarıda ki bu olay mesela. Grup yorum üyelerinden Selma Altın’a işkence yapılmış, en azından hadi diyelim iddiaları bu yönde. Parmaklarını kendi kırmadıysa ve kulaklarını kendi patlatmadıysa yapılmış gibi görünüyor. Ve genel bir tepki tabii ki beklemiyoruz ama insan “ohh olmuş” tepkisini de göstermemeli. İşte karşı haber;

Selma Altın zaten bu kişiler ile yakın ilişkileri olan bir insan. Bunların gösterilerine de birçok defa katıldılar. Bunu inkar eden yok. Gözaltına alındıkları yer, bu örgütün ölen adamının cenazesine katıldıkları yer. Yukarıda paylaşılan haberde; beraber görüldükleri, eylemde bulundukları yazılmış ve “medya bu haberi vermiyor” denmiş. Vermez, çünkü verecek bir haber değildir. İnkar etmiyorlar ki zaten, neyi beraber görülmüş falan? Cenazesine gitmiş insanlar. Burada haber; gözaltına alındıkları için işkence gördükleridir. Bu haberler farklı konulara ait aslında.

Dediğim gibi, asıl amaç farklıdır. Toplumda işkenceyi bir güç unsuru olarak kullanmak isteyenler, bundan destek alanlar hep olacaktır. Lakin, bu insanlar eğer tolum istemez ise bunu belli bir yere kadar sürdürebilirler. İlginçtir, gerçi çokta ilginç değildir son yıllarda bu polis şiddetinin ve işkence iddialarının artması, kullanılan lider uslublarının giderek daha çok “hadi lan bak işine” şekline dönmesi zaten bunun sinyallerini veriyor.

Asıl üzücü ve korkutucu olan, toplumun bu işe sessiz kalması ve normal karşılaması. Mesela yukarıda ki haber, “bununla eylemde görülmüş” diyerek, sanki işkenceyi hak ediyormuş havası verilmeye ve bir nevi haklı çıkartmaya çalışıyorlar olayı.

Aslında daha da uzun uzadıya yazılabilir ama fazla yazmadan noktalamak en iyisi. Tepki çeksem de bazı kişilerden onların farkında olmadığı bir şey var. İşkenceye destek olanlara, yarın işkence yapıldığında sesini çıkaranlar yine bizim gibi insanlar olacak çünkü.

Yıkılış

Roma imparatorluğunun gelişiminden sonra çöküşe giriş sebebi ve devlet yapısındaki bozulmayı gözler önüne seren bir küçük yazı yazayım. Bakın bakalım benzer mi devlet yönetimi ve yapısı. Yıl M.Ö.500 falan;

“Cumhuriyetin büyük başarılarının da bir bedelleri vardı. Romalılar, eski geleneklerine bağlı kalmayı, yeni şeyleri bile bir dini kültürel etkiyle yapmayı severlerdi. Bu değişmeyen yapı bazı kurumlar işlevini yitirdiğinde bile devam etti. İlk kuruldukları zamanlarda roma vatandaşlarının çoğu köylü ve birbirine denk insanlardan oluşmaktaydı. İmparatorluk büyüdükçe, zorunlu olarak askere giden erkekler evlerini geçindirememeye başladı. Uzun savaşlardan dönenler çok fakirleşti. Savaş sebebiyle zengin olan kişiler, bu insanların topraklarını satın aldı veya borçlandırarak çalıştırdı. Böylece, daha da fakirleşen köylü büyük şehirlere göç etmeye başladı. Zamanla, daha da fakirleşen bu kesim imparatorluğun sosyete kesimi için “proleter” adını verdikleri yapıya, yani devlete tek katkısı ucuza çalıştıracak iş gücü için çocuk yapmaktan ibaret bir topluluğa dönüştü. Bunun etkisi seçimlerde de kendini gösterdi. Çünkü, daha önce kendilerini gerçekten temsil edecek kişileri senatoya dahil eden halk, artık çok fakirleşip güçsüzleştiği için romada “oyları satın alınacak” ta bir grup olmuşlardı. Böylece, kendilerini gerçekten mecliste temsile edecekler değil, oylarını rüşvetlere, toprakla veya borçla satın alan insanlar yani kendilerini bu hale düşüren insanlar senatoya girmeye başladı.

Diğer etki ise, güçlenen bu yapıyla beraber orduda zorunlu askerlik kalktı. Artık paralı askerlik temeli atılarak lejyonlar oluşturuldu. Bu lejyonlardaki askerler artık daha çok birbirini tanıyan ve komutanlarına bağlı birlikler oldular. Zorunlu olarak halktan da asker alınmadığından toplumdan uzaklaşan bu askerlerin tepesindeki bazı komutanlar siyaseti etkisi altına aldı ve meclisi kontrol etti. Diktotörlerin etkisi M.Ö.1. y.y. itibaren arttı.
Aslında yaşantı olarak birşey değişmiyor gibi gözükse de, toplum devrimsel nitelikte değişiyordu. Halkı oyalamak için büyük gösteriler, “oyunlar” organize ediliyordu. Ve ne yazık ki roma bunlara ilerde dayanamayacaktı….
J.M.Roberts’ın cümleleri bunlar. Anlatıkları  o döneme aitmiş gibi görünse de, temelde günümüzde tarihe ışık tutan büyük imparatorlukların “nasıl yıkıldıkları” hakkında ipuçları vermekte.
Aslında bunun ile ilgili başka bir kitabı okuyup incelemek gerekiyor. Onu da başka zaman değerlendiririz zaten (Jared Diamond-Çöküş).
Anlatmak istediğim, ülkenin çöküşü değil bir yönetim tarzını ortaya koymak. Genel anlamda bizim toprak ağalığı dediğimiz olgu. Hani hep dillere destan olmuş “feodalitenin kırılması” ve toprak ağalığının sona erdirilmesi bu sebeple çok önemli. Ülke yönetimine aday olanların, yöneticilerinin yaptığı şeylerin başında da nüfusun artırılması geliyor zaten. Artan nüfus, ülke üretimine katkıda elbette bulunacaktır. Lakin, bu artışın çok planlı olması gelecekte ülke stratejisi için önem arz ediyor. Üretime dayalı, iş gücü yüksek bizim gibi ülkelerde bunun artıları ve eksileri iyi değerlendirilmeli. Yoksa işsizlik ve gelir seviyesinin azlığı gibi faktörler, sizin üretiminiz ve büyümenizin önüne geçiyor.
Kaldı ki, ülkesinin büyümesinin bu şekilde yapılmasının refah düzeyiyle paralel ilerlemeli. İlerlemeden artırılan nüfus hamlesinin amacı yukarıda ki gibidir. Artan nüfus, işsizlik ve çalışan iş gücünün ücretiminde azlık yaratır. Fakirleşen halk, eğer feodalite yenilmemişse ülkede toprak ağaların satın alınacak oylarına dönüşen kitleler olurlar. Bir şekilde satın alınan bu oylar ile meclise girip kendi işlerine gelen yasaları, kendi işlerine gelen kanunları çıkartırlar ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Ülkede büyüyen bu açgözlülük ve sömürgecilik bir yerde kırılır ve ülke çöküşe geçer.
Fakat bu sistem devam ediyor. Tarihte etmiş, şimdiyse adı değişik emperyalizm olmuş. Benim ve benzeri yaş gurubunun savaş ve kıtlık görmemesi bir rüyada gibi yaşamasının sonuçlarını belki yakın bir gelecekte biz veya çocuklarımız görecek kim bilebilir? Şu an, dünyanın toprak ağaları olan şirketler ve köleleri Çin’nin peşinden giden geri kalmış ülke insanlarıdır. Sistem kendini bir şekilde çevirse de, tarihten öğrendiğimiz şey bir süre sonra yıkılacağıdır.

Osmanlıda Rumeli İlerlemesi

Önceki yazı burada

Geldik nihayet Osmanlı dönemine, genel hatlarıyla avrupanın o dönemki durumunu anlattım. Avrupada Papa nedir onuda yazayım arada yine. Bizansın durumunu görüyorsunuz, hristiyanlık alemindeki mezhep çatışması, yine Timur gelişi tarihin akışını değiştiriyor. Bunların ışığında devam edelim;

Osmanlı-Rumeli İlerlemesi

1) Orhan gazi ölüyor (1360). I.Murad, diğer iki kardeşini öldürüp padişah oluyor. {Yine burda özellikle vezir ve Divan üyelerinin kimin padişah olacağı konusunda büyük ihtimal etkili olduğunu görüyoruz. Benim USA daki tarihçi dayım Fatih ile kanın bozulduğunu dediği vakit bunu kastettiği anlaşılıyor. Yani, anlattık padişahlar kendilerine anlaşmalar karşılığı verilen prenseslerle evleniyorlar. Tabi bunlardan da çocukları oluyor. İşte daha ilk başta türk soyundan gelen I.Murad padişahlığı devam ettirmiş. Diğer kardeşi, Halil Kantakuzenin kızı Teodoranın oğlu, diğeri İbrahim ise III.Andronikosun kızı Asporçanın oğlu. Yabancı gelinlerden doğan çocuklar belli ki saf dışı bırakılmışlar}

2) Orhanın ölümüyle fırsat bulup Ankarayı alan ahilerin üstüne yüründü. Ahiler korkup şehri geri verdi (1362)

3) Rumelide yayılım başlıyor. Rumelide bir kısım topraklar zayıf bizansın, doğu balkanlar Bulgarların, yukarısı sırpların elinde. Fakat sürekli birbirleriyle savaşıp zayıf düşmüşler. Özellikle katoliklerin, ortadokslara eziyetleri ve zorla mezhep değiştirmelerini istemesine karşılık, Türkler bunu araç olarak kullanmışlar, halka iyi davanıp dinlerini korumalarına müsade etmişlerdir. {tekar yorumlayayım. Burda bizim dinimizdeki üstünlük dolayısıyla halka zulm etmemek, yada yağma yapmamak değilde, bir siyasi ilerleme için çatışmaya girmediği anlaşılıyor}

4) Edirne ve civarı alındı (1363)

5) Cenevizlilerin yardımıyla gemilerle ele geçirilen yerlere anadoludan halklar yerleştirilmiş

6) Sürekli savaşıldığı için asker ihtiyacı artmış. Bu sebeple ele geçirilen yerlerki hristiyan gençlerden askere alınanlar olmuş. Yeni çeri ocağının temeli acemi ocakları açıldı. Böylece ilk düzenli birlikler organize edilmeye başlandı.

7) Papanın teşvikleriyle sırp, macar kralları Edirneye yürüdü. Düşmanın durumunu öğrenmek isteyen Hacı İlbey Meriç nehrini geçerken düşmanı gördü. Düzensiz düşmana gece yarısı saldırıp orduyu dağıttı (1364). Daha sonra bu büyük zaferi çekemeyen lala Şahin paşa, Hacı İlbeyi zehirleyerek öldürttü {bu tarihte, osmanlı sarayındaki büyümeyle beraber iç çekişmelerin, ayak oyunlarının başladığı görülüyor. Yani daha ilk başlarda başlamış yozlaşma. Fakat devlet çok güçlü olduğu için koku yayılmasada zayıflayınca işin suyuda çıkmış. Büyük vezirlerin, komutanların iki üç şerefsiz uğruna öldürüldüğünü görüyoruz üzücü bir şekilde}

8) Merkez Edirne tekrar alındı 1365

9) Kırklareli ve civarı alındı 1369

10) Bulgar kralı Şişman Yuvan başa çıkamayınca anlaşmaya vardı. Vergi vermeyi kabul etti. Kızkardeşi Maryayıda I.Murada nişanladı

11) Makedonya çevresinin fethi 1372

12) Sırplar hakimiyeti kabul etti 1372

13) Rumelide savaşların sonu, anadoluya geçildi. Islahat hareketleri, camiler, yapılar inşa edildi. Germiyen hükümdarı kızını Yıldırıma verdi, topraklarınıda Osmanlıya bıraktı. Hamidoğlu topraklarının bir kısmını Osmanlıya sattı 80 bin altına. Osmanlı kuzey ve batıda karamanlılarla komşu oldu 1378

14) Rumelide seferlere devam 1380. Arnavutluk yakınları, Sofya alındı 1386. Sırp despotu vergiyi artırdı.

15) Fakat heryer işgal edilmedi (örneğin Arnavutluk ve Epir). Buda Osmanlının ilerlemede çok dikkatli ve bilinçli ilerlediğinin bir göstergesi. Daha öncede yazdık şehrin alınmasından ziyade şehrin bakımı ve geliştirilmesi önemli. Osmanlı merkeze uzaklık arttıkça daha dikkatli davranıyorlar.

Sonraki yazı burada