Anlam Karmaşası İçinde İşkence

Aslında yakın bir zamanda daha doğrusu sanırım iki gün evvel Grup Yorum üyelerinden Selma Altın’nın gözaltına alınıp, işkence gördüğü haberini okumuşsunuzdur.

Beni tanıyanlar bilir gerçi de, ne grup yorumla nede bilmem ne terör örgütleriyle işimiz olmaz. Şiddete başvuranlar bize uzaktır haliyle. Kimsenin savunmasını yapacak değiliz ama olayları da iyi analiz etmek zorundayız.

Konu basit; son zamanlarda sıkça dile getirilen işkence iddiaları. 1980 döneminde en çok göze batan şeylerin başında “polisin işkence yaptığı” konusu vardı. Zaman geçti, işkenceden bildiğiniz gibi bir çok dava falan açılmadı. Bir çok işkenceci, hiç bir ceza almadan bu işlerden paçalarını kurtardılar, hatta bazıları üst mevkilerde iyi maaşlara işlerde de çalıştılar. Bunları zamanı gelince örneklerle belirteceğiz ilerde.

Neyse, konu “işkence” olunca aslında tarihin süzgecinden geçirilecek bir yazı yazabilirim ama diyorum ki yeter tarihte tarih. Konuyu, daha günümüz bakış açısıyla daha doğrusu günümüz de bakılması gereken açıyla incelemek taraftarıyım. Zira, ülkemizde bu bakış açısın da bazı dar açılar bulunmakta, bazıları da bilerek açıyı daraltıp kendilerine bir Gianluigi Buffon havası vermeye çalışmakta. Ama kimseyi kandıramazsınız arkadaşım, herkes sizin Hayrettin olduğunuzu biliyor hadi olsun olsun Rüştü olsun yani.

İşkencede, diğer insani ve evrensel değerler gibi kabul edilmemeli ve kabul edilemez olarak görülmeli. Tabii kime yaparsanız yapın bu böyle olmalı. Irksal, dinsel şeyleri geçtim, düşmanınıza bile işkence yapmak kabul edilmemeli ve desteklenmemelidir.

Fakat geçmişten yine öğrendiğimiz bir şey var. Bu işkenceleri yapanların, bunun bahanelerini de hazırlıyor. Bir şekilde, toplumun genelde her zaman kullandıkları o din ve milliyetçilik eksenini kullanıyorlar. İnsan, doğası gereği mücadeleci ve açgözlü olduğundan atılan bu nefret tohumları yerli yerini buluyor. Her zaman gördüğümüz örneklerden birisi yukarıda ki bu olay mesela. Grup yorum üyelerinden Selma Altın’a işkence yapılmış, en azından hadi diyelim iddiaları bu yönde. Parmaklarını kendi kırmadıysa ve kulaklarını kendi patlatmadıysa yapılmış gibi görünüyor. Ve genel bir tepki tabii ki beklemiyoruz ama insan “ohh olmuş” tepkisini de göstermemeli. İşte karşı haber;

Selma Altın zaten bu kişiler ile yakın ilişkileri olan bir insan. Bunların gösterilerine de birçok defa katıldılar. Bunu inkar eden yok. Gözaltına alındıkları yer, bu örgütün ölen adamının cenazesine katıldıkları yer. Yukarıda paylaşılan haberde; beraber görüldükleri, eylemde bulundukları yazılmış ve “medya bu haberi vermiyor” denmiş. Vermez, çünkü verecek bir haber değildir. İnkar etmiyorlar ki zaten, neyi beraber görülmüş falan? Cenazesine gitmiş insanlar. Burada haber; gözaltına alındıkları için işkence gördükleridir. Bu haberler farklı konulara ait aslında.

Dediğim gibi, asıl amaç farklıdır. Toplumda işkenceyi bir güç unsuru olarak kullanmak isteyenler, bundan destek alanlar hep olacaktır. Lakin, bu insanlar eğer tolum istemez ise bunu belli bir yere kadar sürdürebilirler. İlginçtir, gerçi çokta ilginç değildir son yıllarda bu polis şiddetinin ve işkence iddialarının artması, kullanılan lider uslublarının giderek daha çok “hadi lan bak işine” şekline dönmesi zaten bunun sinyallerini veriyor.

Asıl üzücü ve korkutucu olan, toplumun bu işe sessiz kalması ve normal karşılaması. Mesela yukarıda ki haber, “bununla eylemde görülmüş” diyerek, sanki işkenceyi hak ediyormuş havası verilmeye ve bir nevi haklı çıkartmaya çalışıyorlar olayı.

Aslında daha da uzun uzadıya yazılabilir ama fazla yazmadan noktalamak en iyisi. Tepki çeksem de bazı kişilerden onların farkında olmadığı bir şey var. İşkenceye destek olanlara, yarın işkence yapıldığında sesini çıkaranlar yine bizim gibi insanlar olacak çünkü.

Yıkılış

Roma imparatorluğunun gelişiminden sonra çöküşe giriş sebebi ve devlet yapısındaki bozulmayı gözler önüne seren bir küçük yazı yazayım. Bakın bakalım benzer mi devlet yönetimi ve yapısı. Yıl M.Ö.500 falan;

“Cumhuriyetin büyük başarılarının da bir bedelleri vardı. Romalılar, eski geleneklerine bağlı kalmayı, yeni şeyleri bile bir dini kültürel etkiyle yapmayı severlerdi. Bu değişmeyen yapı bazı kurumlar işlevini yitirdiğinde bile devam etti. İlk kuruldukları zamanlarda roma vatandaşlarının çoğu köylü ve birbirine denk insanlardan oluşmaktaydı. İmparatorluk büyüdükçe, zorunlu olarak askere giden erkekler evlerini geçindirememeye başladı. Uzun savaşlardan dönenler çok fakirleşti. Savaş sebebiyle zengin olan kişiler, bu insanların topraklarını satın aldı veya borçlandırarak çalıştırdı. Böylece, daha da fakirleşen köylü büyük şehirlere göç etmeye başladı. Zamanla, daha da fakirleşen bu kesim imparatorluğun sosyete kesimi için “proleter” adını verdikleri yapıya, yani devlete tek katkısı ucuza çalıştıracak iş gücü için çocuk yapmaktan ibaret bir topluluğa dönüştü. Bunun etkisi seçimlerde de kendini gösterdi. Çünkü, daha önce kendilerini gerçekten temsil edecek kişileri senatoya dahil eden halk, artık çok fakirleşip güçsüzleştiği için romada “oyları satın alınacak” ta bir grup olmuşlardı. Böylece, kendilerini gerçekten mecliste temsile edecekler değil, oylarını rüşvetlere, toprakla veya borçla satın alan insanlar yani kendilerini bu hale düşüren insanlar senatoya girmeye başladı.

Diğer etki ise, güçlenen bu yapıyla beraber orduda zorunlu askerlik kalktı. Artık paralı askerlik temeli atılarak lejyonlar oluşturuldu. Bu lejyonlardaki askerler artık daha çok birbirini tanıyan ve komutanlarına bağlı birlikler oldular. Zorunlu olarak halktan da asker alınmadığından toplumdan uzaklaşan bu askerlerin tepesindeki bazı komutanlar siyaseti etkisi altına aldı ve meclisi kontrol etti. Diktotörlerin etkisi M.Ö.1. y.y. itibaren arttı.
Aslında yaşantı olarak birşey değişmiyor gibi gözükse de, toplum devrimsel nitelikte değişiyordu. Halkı oyalamak için büyük gösteriler, “oyunlar” organize ediliyordu. Ve ne yazık ki roma bunlara ilerde dayanamayacaktı….
J.M.Roberts’ın cümleleri bunlar. Anlatıkları  o döneme aitmiş gibi görünse de, temelde günümüzde tarihe ışık tutan büyük imparatorlukların “nasıl yıkıldıkları” hakkında ipuçları vermekte.
Aslında bunun ile ilgili başka bir kitabı okuyup incelemek gerekiyor. Onu da başka zaman değerlendiririz zaten (Jared Diamond-Çöküş).
Anlatmak istediğim, ülkenin çöküşü değil bir yönetim tarzını ortaya koymak. Genel anlamda bizim toprak ağalığı dediğimiz olgu. Hani hep dillere destan olmuş “feodalitenin kırılması” ve toprak ağalığının sona erdirilmesi bu sebeple çok önemli. Ülke yönetimine aday olanların, yöneticilerinin yaptığı şeylerin başında da nüfusun artırılması geliyor zaten. Artan nüfus, ülke üretimine katkıda elbette bulunacaktır. Lakin, bu artışın çok planlı olması gelecekte ülke stratejisi için önem arz ediyor. Üretime dayalı, iş gücü yüksek bizim gibi ülkelerde bunun artıları ve eksileri iyi değerlendirilmeli. Yoksa işsizlik ve gelir seviyesinin azlığı gibi faktörler, sizin üretiminiz ve büyümenizin önüne geçiyor.
Kaldı ki, ülkesinin büyümesinin bu şekilde yapılmasının refah düzeyiyle paralel ilerlemeli. İlerlemeden artırılan nüfus hamlesinin amacı yukarıda ki gibidir. Artan nüfus, işsizlik ve çalışan iş gücünün ücretiminde azlık yaratır. Fakirleşen halk, eğer feodalite yenilmemişse ülkede toprak ağaların satın alınacak oylarına dönüşen kitleler olurlar. Bir şekilde satın alınan bu oylar ile meclise girip kendi işlerine gelen yasaları, kendi işlerine gelen kanunları çıkartırlar ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Ülkede büyüyen bu açgözlülük ve sömürgecilik bir yerde kırılır ve ülke çöküşe geçer.
Fakat bu sistem devam ediyor. Tarihte etmiş, şimdiyse adı değişik emperyalizm olmuş. Benim ve benzeri yaş gurubunun savaş ve kıtlık görmemesi bir rüyada gibi yaşamasının sonuçlarını belki yakın bir gelecekte biz veya çocuklarımız görecek kim bilebilir? Şu an, dünyanın toprak ağaları olan şirketler ve köleleri Çin’nin peşinden giden geri kalmış ülke insanlarıdır. Sistem kendini bir şekilde çevirse de, tarihten öğrendiğimiz şey bir süre sonra yıkılacağıdır.

Osmanlıda Rumeli İlerlemesi

Önceki yazı burada

Geldik nihayet Osmanlı dönemine, genel hatlarıyla avrupanın o dönemki durumunu anlattım. Avrupada Papa nedir onuda yazayım arada yine. Bizansın durumunu görüyorsunuz, hristiyanlık alemindeki mezhep çatışması, yine Timur gelişi tarihin akışını değiştiriyor. Bunların ışığında devam edelim;

Osmanlı-Rumeli İlerlemesi

1) Orhan gazi ölüyor (1360). I.Murad, diğer iki kardeşini öldürüp padişah oluyor. {Yine burda özellikle vezir ve Divan üyelerinin kimin padişah olacağı konusunda büyük ihtimal etkili olduğunu görüyoruz. Benim USA daki tarihçi dayım Fatih ile kanın bozulduğunu dediği vakit bunu kastettiği anlaşılıyor. Yani, anlattık padişahlar kendilerine anlaşmalar karşılığı verilen prenseslerle evleniyorlar. Tabi bunlardan da çocukları oluyor. İşte daha ilk başta türk soyundan gelen I.Murad padişahlığı devam ettirmiş. Diğer kardeşi, Halil Kantakuzenin kızı Teodoranın oğlu, diğeri İbrahim ise III.Andronikosun kızı Asporçanın oğlu. Yabancı gelinlerden doğan çocuklar belli ki saf dışı bırakılmışlar}

2) Orhanın ölümüyle fırsat bulup Ankarayı alan ahilerin üstüne yüründü. Ahiler korkup şehri geri verdi (1362)

3) Rumelide yayılım başlıyor. Rumelide bir kısım topraklar zayıf bizansın, doğu balkanlar Bulgarların, yukarısı sırpların elinde. Fakat sürekli birbirleriyle savaşıp zayıf düşmüşler. Özellikle katoliklerin, ortadokslara eziyetleri ve zorla mezhep değiştirmelerini istemesine karşılık, Türkler bunu araç olarak kullanmışlar, halka iyi davanıp dinlerini korumalarına müsade etmişlerdir. {tekar yorumlayayım. Burda bizim dinimizdeki üstünlük dolayısıyla halka zulm etmemek, yada yağma yapmamak değilde, bir siyasi ilerleme için çatışmaya girmediği anlaşılıyor}

4) Edirne ve civarı alındı (1363)

5) Cenevizlilerin yardımıyla gemilerle ele geçirilen yerlere anadoludan halklar yerleştirilmiş

6) Sürekli savaşıldığı için asker ihtiyacı artmış. Bu sebeple ele geçirilen yerlerki hristiyan gençlerden askere alınanlar olmuş. Yeni çeri ocağının temeli acemi ocakları açıldı. Böylece ilk düzenli birlikler organize edilmeye başlandı.

7) Papanın teşvikleriyle sırp, macar kralları Edirneye yürüdü. Düşmanın durumunu öğrenmek isteyen Hacı İlbey Meriç nehrini geçerken düşmanı gördü. Düzensiz düşmana gece yarısı saldırıp orduyu dağıttı (1364). Daha sonra bu büyük zaferi çekemeyen lala Şahin paşa, Hacı İlbeyi zehirleyerek öldürttü {bu tarihte, osmanlı sarayındaki büyümeyle beraber iç çekişmelerin, ayak oyunlarının başladığı görülüyor. Yani daha ilk başlarda başlamış yozlaşma. Fakat devlet çok güçlü olduğu için koku yayılmasada zayıflayınca işin suyuda çıkmış. Büyük vezirlerin, komutanların iki üç şerefsiz uğruna öldürüldüğünü görüyoruz üzücü bir şekilde}

8) Merkez Edirne tekrar alındı 1365

9) Kırklareli ve civarı alındı 1369

10) Bulgar kralı Şişman Yuvan başa çıkamayınca anlaşmaya vardı. Vergi vermeyi kabul etti. Kızkardeşi Maryayıda I.Murada nişanladı

11) Makedonya çevresinin fethi 1372

12) Sırplar hakimiyeti kabul etti 1372

13) Rumelide savaşların sonu, anadoluya geçildi. Islahat hareketleri, camiler, yapılar inşa edildi. Germiyen hükümdarı kızını Yıldırıma verdi, topraklarınıda Osmanlıya bıraktı. Hamidoğlu topraklarının bir kısmını Osmanlıya sattı 80 bin altına. Osmanlı kuzey ve batıda karamanlılarla komşu oldu 1378

14) Rumelide seferlere devam 1380. Arnavutluk yakınları, Sofya alındı 1386. Sırp despotu vergiyi artırdı.

15) Fakat heryer işgal edilmedi (örneğin Arnavutluk ve Epir). Buda Osmanlının ilerlemede çok dikkatli ve bilinçli ilerlediğinin bir göstergesi. Daha öncede yazdık şehrin alınmasından ziyade şehrin bakımı ve geliştirilmesi önemli. Osmanlı merkeze uzaklık arttıkça daha dikkatli davranıyorlar.

Sonraki yazı burada

XIV.-XV. y.y. Osmanlı-Bizans İlişkileri

Önceki yazıya buradan

XIV.-XV. Osmanlı-Bizans İlişkileri

1) 1261’de latinlerden geri kalan İstanbulda durumlar pek iyi değildi. Vergilerden halk bunalmış, Anadolu ve rumelideki yerler elden çıkmıştı. Denizde Venedik ve Cenevizliler kontrolüyle geçiyordu. Karada da soldan Macarlar, sağdan türkler kan kusturuyordu.

2) 1282’de imparator yardım için İlhanlılara kardeşini veriyor biliyorsunuz. İlhanlılar da, batı kıralı o sırada ölünce “kızı alırım gerisine karışmam” diyerek olaya noktayı koyuyor. Bu sırada katalan denilen denizcileri çağırıyorlar. Fakat bunlar genelde hırsızlardan oluşan serseri bir birlik.

3) Not atmamışım sanırım, İspanya kralı işi bitince bunları Bizansa gönderiyor. Oda bunalmış zaten. Katalanlar başarılar kazanıyorlar Türklere karşı. Fakat adamlar ele geçirdikleri yerleride yakıp yıkmaya yağmalamaya başlamışlar heh heh. Bizans iparatoruda Türklerden çok “ulan bunlar banada saldıracak mnkym” diyerek tırsmaya başlamış. Komutanlarını çağırtıp öldürtmüş. Bunu haber alan Katalanlarda trakyayı yakıp yıkmış, Atinayı ele geçirip burada Askeri Demokrasiyi kurmuşlar 1311

4) Latinlerin tekrar işgal tehlikesinin yanında, Papa da Venediklileri ve Fransa kralını İstanbulun fethi için iknaya çalıştı (ulan bu papa varya). Böyle bir ortamda batıdan destek alamayan Bizans impratoru Osman gaziye karşı direniş gösterememiş. {yani Osmanlı daha yeni yeni yayılırken Bizans çok zor durumda}

5) Daha öncede örnek verdiğim yer. İmpratorun torunu genç Andonigos taht kavgasını kazanıp tahta geçmiş. İznike yardım için Orhan gazinin üstüne yürümüş. Fakat Palekenon savaşını kaybetmiş. Bizansta moraller sıfıra inerken, Genç Ando hüngür hüngür ağlamış deniyor 1329

6) 1337’de İzmit kaybediliyor. Büyük bir gelir kaynağı olan izmitin gelirlerinin kesilmesi çok koymuş.

7) Baktıki olmıcak “napalım lan” demiş imparator. Kızını Orhana, diğerinide Bulgar kralına vermiş. “Bari demiş müttefikim yapayım”.{bilmeyenler için, Bizans bu tarihlerde bizim müttefikimiz olmuş. Demek ki, bizim filmlerdeki gibi müslümanları kazığa oturtup, şarap içip, et yiyerek dansöz seyretmekten başka geçmişte bir süre müttefiklerimizmiş}

8) Sırp kralı Duşan bakmış iş yok Bizansta, yardırmış rumeliden 1340

9) Genç Ando 1341 de ölmüş. Yine taht kavası çıkmış.

10) Taht kavgasında Kantakuzen’e Aydınoğlu Umur bey yardım etmiş. Fakat kıyılarına saldırı olduğu için artık yardıma gelemeyeceğini söylenince Kantakuzen ümitsizliğe kapılmış.

11) 1345 te Umur bey Kantakuzene “amcoğlu Orhan bey mert adamdır git ondan yardım iste daaaa” demiş. Oda yardım istemiş.

12) Orhan gazi 5-6 bin asker ile Bizansa yardım edip, Edirneyi geri almış ve Bizansa geri vermiş. 1346’da daha önce genç Andonun kızıylada evlenen Orhan, Kantakuzenin Teodora isimli kızıylada evlenmiş.

13) Orhan gazinin askerleriyle beraber istanbulu kuşatıp imparatorluğunu ilan ediyor Kantakuzen. Yine Orhan gazi 1347 de beraber sırplara karşı savaşıyorlar.

14) Fakat “müttefik ayağı, göt ayağı” (bknz. Benan Pastacı: “kardeş ayağı, göt ayağı”) diyen Kantakuzen, Papadan yardım istemiş 1353. Tabi yine başı sıkıştıkça kayınpeder Orhandan da yardım istemiş. Bulgarlarla savaşta yardımlarından dolayı Geliboludaki Çimbi kalesini Orhana vermiiiiiş.{ilk defa rumeliye çıkıyoruz böylece}

15) Kantakuzen “ulan ben bunlara bu kaleyi verdim ama, bunlar yarın birgün bana saldırır allahım neyapayım” diyerek Orhandan kaleyi geri istemiş. “Anadoludan başka yeri vereyim demiş, para vereyim demiş.” Orhan gazi “kaleyi sen hediye ettin amcoğlu tamam vereyim, ama Geliboluda biz savaştık burdan çıkmam” deyince Kantakuzen hemen topuk yapıp Bulgarlardan ve Macarlardan yardım istemiş. Onlarda “ulan lavuk daha 6 yıl evvel sen bunlarla beraber olup bizle savaştın sikerağğ ulan” deyince öyle kalmış Kantakuzen.{Burda notumu atayım, gördüğünüz gibi bizim ilerlemizin yönünün neden Bizans olduğu. Orhan gazi yine iyi bir komutan ve diplomat olduğu için nerdeyse Bizansla hiç kılıç savaşı yapmadan onun yanında yeralarak “biz size yardım ediyoruz” “biz size bişey yapmıcaz baaaaak aldık edirneyi size verdik baaak” diyerek kobrayı hazırlamışlardır. Bizansında taht kavgalarından dolayı büyük kozlar verdiklerini I.Murada kadar görüyoruz. Sonrasında aynı avantajı Fetret devrinde bize kullanmışlardır onuda yazacağız}

16) Kantakuzen bu şekilde alenen sıçıp, rumeliye türkleri kendi eliyle sokunca, öbür varis Yuannis halkı ayaklandırıp imparator oluyor. 1355

17) Bununda papucu yemeyince Orhanla iyi geçineyim diyor 10 yaşındaki kızını Orhanın oğlu Halil’e nikahlıyor

18) Türkler geliboludan “ulan buraları bize tehlikelidir” diyerek Çorluya doğru yayılıyorlar.

19) Yuannis yine kederlen latinlerden yardım istiyor. Papa ya gidiyor. Papa tabi anasının gözü olduğu için pek yüz vermiyor. “Tamam, mezhebinizi değiştirin yardım edelim” diyor (şerefsiiiiz). {tabi burda Bizans nekadar çaresiz görüyorsunuz. Ortadokslara acıyorum açıkçası hep eziliyorlar bu dönemde. Düşenide kullanıyorlar tabi} 1361

20) Macar kralının yardımıyla geliboldan türkleri atıyorlar. Fakat burda da yine mezhep çatışması yaşanıyor (1367) Yuannis yapacak bir şey olmadığını görünce Papanın yanına gidip Katolikliği kabul ediyor 1369. {şimdi bilmeyenler için yazalım yazdıkmı lan yoksa. O dönemde din kavramı çok farklı arkadaşlar. Toplumlar liderleri hangi dine mensupsa o dini kabul ediyorlar. Yani kral “ben taşa tapıyorum” deyince, halk “yaşa kralım taşa tapıyoruz” diyerek onun benimsediğini hemen olmasada benimsiyorlar. Yani papa, “Bizans impartorunu Katolik yapayım da, gerisi gelir” diyor, tabi kazın ayağı öyle olmuyor}. Fakat İstanbuldaki halk buna itaat etmemiş ve şiddetle karşı çıkmış. Neden karşı çıkıldığını yazdık biliyorsunuz. Katolik nefreti iliklerine işlemiş ozaman. {Efendim tabi Yuanniste neyapsın. Türklerle iyi geçinsemde, bunlar az çok bana yine saldırıp topraklarımı alacak diyor, yardım arıyor ümitsizce}. Avrupada sürekli yardım için dolansada bişey elde edemeyince gerisin geri gelip Osmanlı hakimiyetini tanımış ve asker vermeyi kabul etmiş (I.Murad zamanı 1373)

21) {Hah burasına dikkat, kuvvetli liderin zayıf rakibine karşı yaptığı hareketi görüyoruz, burda ondan faydalanıp nasıl bir damla kan dökmeden neyapıyor bakın I.Murad}. Yuannisin oğlu Andronikos ile I.Muradın oğlu Savcı bey buluşup “dayıoğlu biz neden imparator değiliz, bizim neyimiz eksik” deyip muhtemelen birbirlerini adabazarlı gibi gaza getirerek isyan ediyorlar. Tabi, I.Murad üzerlerine yürüyüp bunları yeniyor ikisinide ele geçiriyor(1375). I.Murad şehzade Savıcının ve Yuannisin gözlerine mil çektiriyor. (mil çektirmek, yani kızgın demir bağlı kişinin gözlerinin önüne getirilir. Büyük oranda su olan gözler, ısı sonucu kurur ve belli bir süre sonrada eriyip akar) Tabi bir farkla, Bizans prensini tam kör yapmayıp istanbula gönderiyor. Savcıyıysa daha sonra hemen öldürtüyor. Neden? belki ilerde kullanırım diye  yazacağım ehehe

22) Venediklilere borcu olan Yuannis ödeyemeyince karşılığında Bozca adayı ve Tenedosu onlara veriyor. Tabi Cenevizliler ayar oluyor buna, hemen plan yapıp gözlerine mil çekilen (tek gözü gören Andronikosu) kaçırıyorlar. Oda imparatorluğunu ilan edip Bozca adayı Cenevizlilere veriyor (1376). {bakın şimdi}. I.Murad, Andronikosu destekleyip asker gönderiyor tabi bir miktar toprak karşılığında. O da imparator olmak için tamam diyerek yardımı kabul ediyor. Yönetimi ele geçirip babasını ve kardeşini hapse atıyor, I.Murada da istediklerini veriyor. Tabi Venedikliler bu olaya kızıyor hemen plan yapılıp 1379 da Yuannisi ve oğlunu kaçırıyorlar. Bunlarda I.Murad a gidiyorlar. I.Murad istekleri doğrultusunda onlara busefer destek olarak onu imparator yapıyor Smiley Tabi vergi ve askerde var. Yıldırım daha sonra körü ve oğlunu Selanik valisi yapıyor ilerde (1390)

23) 1390 Ekimde Yıldırım anadolu seferine çıkmış, yanında Bizans imparatorun oğlu Manuel ve askerleriyle. Sefer dönüşü Yuannisin ölüm haberini duyan Manuel, hemen istanbula geçmiş. Yıldırım kendisinden de izin istenmeyince sinirlenip istanbulu kuşatmış. Kuşatma 7 ay sürmüş. O zamanda sur yıkacak topların daha kullanılmadığını düşünürsek açlıktan şehrin alınması planı işlevsel görünüyor

24) Avrupadan yardım isteyen Manuele yardım eden çıkmamış. Napacaz falan derken Timurun gelişi ortaya çıkıyor. Timurun gelişinin sebepsiz olduğunu söyleyen muhafazakar tarihçilerin dedikleri tabiki doğru değil. Hindistan ve dolaylarını zapteden doğunun türk impratoru Timur, Osmanlının büyük ilerlemesini görmüş, ilerde kendisinede tehlike yaratabileceğini düşünmüş, İstanbulunda alınmasıyla dahada tehlike yaşanacağını anlayıp şehir ele geçmeden anadoluya girmiştir. Amacı, Osmanlıyı dağıtmaktı. Neyse, Timur doğudan gelince Yıldırım mecburen anlaşıp askerleriyle doğuya yöneldi. Bizans imparatoruyla ağır şartlarda anlaştı. Asker ve vergi ile beraber, 700 evlik bir müslüman mahallesi, müslümanların haklarının korunması, şeriat mahkemesi için kadı tayini, 2 cami konularındaki anlaşmaları kabul ettirdi. {tabi ilginç, osmanlı zayıflayınca aynı azınlık haklarını avrupalılar istiyor hatta şimdi bizden isteniyor}

25) 1425’e kadar Manuel imparatorda Bizans bu tarihe kadar ayakta kalıyor. Timur çöküşü yarım asır geciktiriyor yani

26) İmparator, Ankarada Yıldırım esir düşünce hemen istanbuldaki türkleri kovdu, islam mahkemesini kapattı ve Timuru tanıdığını ilan etti.

27) Tekrar nefes alan Bizans, Osmanlıdaki taht kavgalarını iyi kullanmışlardır. Çelebi Mehmeti, rumelideki Musa çelebiye karşı kışkırtmıştır. Mustafa çelebiye yardım etmiş vs. çelebi mehmetin oğlu II.Murad imparator olunca bu sefer Mustafa çelebiyi rumeline gndererek ortalığı karıştırmıştır. Mustafa çelebi Edirne ve gelibolu dolaylarını almış, fakat sözünde durmayıp Bizansa geliboluyu vermemiştir. Bunun üzerine Bizans, II.Murada başvurmuş, rumeliye geçmesi ve yardım için iki oğlunu rehin istemiş kabul edilmemiş tabi. Cenevizliler fırsat bu fırsat deyip II.Murad ile anlaşımışlar (vergi alınmaması, imtiyazlar) ordusunu rumeliye geçirmişler. Rumelide zafer kazanan II.Murad tam rahatladık derken, Bizans elindeki öbür Mustafayı anadoluya geçirmişler. Onuda yenen II.Murad sonunda olaya noktayı koymuş. Bu haberi alan Bizans kralı kalp krizi geçirmiş ve ölmüştür ehehe 1425

28) Yeni imparator, II.Murad ile vergi ve asker verme karşılığında anlaştı

29) Macarlar ve haçlıara karşı Varna savaşı kaybediliyor, sebebi yardıma gidememeleri. Osmanlı askerini Bizans ve Venedik gemileri karşıya geçirmiyor. { ya burası tam net değil bilen açıklayabilir yani kafam gitmiş sanırım. Ama burda boğazda bir engelleme var. Birde Osmanlının anadolu ve rumeliye geçişlerdeki bu taşıma olayına rağmen denizlerde bişeyler yapmamaları yine çok ilginç. Tabi çok daha eski ülkelerden çekinip onları kiralamışlardır ama kardeşim yani orduyuda geçirecek kadar donanma yapılır daaa}

30) Artık istanbulu almak isteyen Fatih, 1453 29 mayısta şehri alıyor. İmparator XI. Konstantin kendi devlet adamlarının bin türlü hıyanetine rağmen sonuna kadar şehri savunmuş ve askerlerinin başında ölmüştür.

Bunlar genel bir yazıdır, ayrıntıları ilerde yazıcam.

Sonraki yazı için buradan

Orhan Gazi

Önceki yazıya buradan

Osmanlının kuruluşu – Orhan Gazi

1) 6 Nisan 1326’da Bursa teslim olmuş. Kale kuşatılmış, komutalarıyla anlaşma yapılıp şehir savaşmadan alınmış. Keremin daimi yeri olan Bursalılara karşı Orhan gazi diğer şehirlere uyguladığı taktiği uygulamış. Şehir lideriyle konuşmuş, eğer savaşmazlarsa şehre ve insanlara zarar vermeyeceklerini söylemiş. Halkın istedikleri dinde, istedikleri gibi yaşabileceklerini, istemeyenlerin alabildikleri eşyalarla şehirden gidebileceklerini söylemiş.

2) İlk akçe burada basılmış 1327

3) Kocaeli’nin gerisi Sapanca ve etrafı alınmış. Karamürseli, Kandırayı alan komutan Akçakoca buraların beyi olmuş.

4) İznik kuşatılmış. Bunu engellemek için Bizans imparatoru gemiyle gelmiş. Orhan ile ünlü Palekenon savaşı yapılmış. Geçen sanırım 4 ay evvel NTV tarhi dergisinde savaşın geniş ayrıntısı ve günümüzdeki geçilen yolların resimleri falan vardı merak eden okuyabilir. Neyse yenilen imparator zor kaçmış. Genç imparator savaş sonrası hırsından ağlamış

5) Yardım gelmeyince İznik komutanı şehri yine aynı şartlarla teslim etmiş. Gerçekten de halkına zulüm yapılmayan Bursa’da, İzniklilerin çoğu gitmemiş. {not atayım yazdık, bir adamın Bursa ve İznik’i nasıl aldığını gördük. Yine ne yazık ki okuduğumuz kitaplarda buraların şehri verme sebebinin müslümanlıktan ve kurandan etkilendikleri için oldukları söyleniyor. Ne alakası var kardeşim, hiç insan ikinci sınıf vatandaşı olacağı halde şehrini başka dinden olanlara verir mi? Yüzyıllardır ellerindeki şehirler bunlar. Veriyorlar çünkü yapacak bir şey yok sebepleri ana maddelerler yazarsak 1) Bizansın zayıflığı 2) katoliklerden korku (rumeli tarafları için) 3) Dinlerini istedikleri gibi yaşama özgürlüğü 4) Halka zulüm yapılmaması. İşte bu ana etkenlerin yardımıyla bunuda gören Orhan ve I.Murad rumelide ve andoluda Bizans topraklarını çok rahat ele geçirmişlerdir. Misal yine ilerde yazacağım, rumelide artık kendi başlarına bırakılan Bizans ve ortadoks tebasını gelip kesen katoliklere (ki kendi dinlerinden olsada farklı mezheplerden oldukları için) karşı tek tutunacakları dalın kendi dinlerini yaşamalarına izin veren Osmanlı olduğunu gördükleri için, seve seve hatta şehirleri vermişlerdir. Orhan gazide bu şehirleri yakıp yıkmayarak hem askerden kazanç, hem de en azından düzenli bir şehir almış. Buralara göç ile anadolunun değişik yerlerinden insanlar getirip, buradaki halktan da ayaklanabilecek asker/lider kökenli insanları anadoluya götürmüşlerdir}

6) İzmit, 1331’de kuşatılmış. Şehre yiyecek ikmali engellenmiş. Tabi o zaman büyük toplar falan yok anca böyle. 6 yıl sonra şehir açlıktan ve sefaletten teslim olmuş. {e yani burada görüyoruz yine. Bursa İznik efendim müslümanlığın ışığında aydınlanıp şehirleri verirken, İzmit vermemiş. Sakın yapılacak bir şey olmadığını görüp, ölmektense verelim demiş olmasınlar}1337

7) 1354 Ankaradaki karışıkları fırsat bilip ele geçiriyorlar

8) Yine not atmışım devlet erkanını. Kararların Divandan alındığını söyleyelim. Divana padişahta katılır, vezirler maliye zartı zurt gelir ülke meseleleri, giderler halkın istekleri seferler artı/eksi tartışılırdı. İlk defa daimi askerler bu zamanda alındı. Beyin yanında olan bu askerlerin kara birliklerine yaya, atlılara müsellem denildi. {yine not, o zamanlarda düzenli ordu yok. Daha doğrusu daimi ordu yok. Çünkü beslemesi barınması zor. Avrupa ise zaten kargaşa içerisinde ezilmekteler biliyorsunuz. Osmanlıysa İlhanlılardan, Selçuklulardan gelen devlet yapısını devam ettirip yeni bir impratorluğun temelini atıyorlar. Karşılarında bu sebeple düzensiz, kendilerine karşı sayıca üstün orduları savaş taktikleriyle, üstün komutanlarla hep mağlup ediyorlar.}

Devamı için buradan

Osmanlının Kuruluşu

Önceki yazıya buradan

Kayı Boyu – Osmanlının Kuruluşu

1) Moğol istilasından kaçan Türklerden kayı boyu Ankara batısına ve yakınına yerleşmişler.

2) 1250’li yıllarda Ertuğrul bey Söğütü alıyor ve Seçuklu sultanı burayı Ertuğrul beye veriyor {yine not atayım o zamanlarda komutanlar veyahut oğulları sefere gidip ele geçiriyorlar toprakları. Sultanda ele geçirdiği yerler için genellikle oraları o beye veriyorlar. Yani o beyin toprakları yine sultana bağlı devam ediyor. Tabi ne zamana kadar? Güç devam edene kadar. Selçuklular güçten düştüğü zaman bu beyler bağımsızlığını nasıl ilan ediyorsa, ilerde biliyoruz ki Osmanlı zayıfladığında sırplar, makedonlar, araplar, ermeniler vs. de kendi bağımsızlıklarını ilan etmek istiyorlar. Yani dünya güç dünyası dayı. Birde işte misal Seçuklu zayıfladığında beylikler başlarına buyruk hareket edince Osmanlıda kel değil onlarda etmiş işte. Osmanlı zayıfken isyan edenler heleki milliyetçilik ve cumhuriyet ayaklanmalarıyla yani onlar hain, şerefsiz biz 1300 yılında zayıflayan Selçuklulardan koparken efendim ne güzel. Bu bakış açısınıda anlamıyorum. Tamam Osmanlı o topraklarda zulüm yapmamış olabilir, ama sana bağlı bu topraklar tarihte hep hristiyan toprağıydı zaten özlerine dönmek istemeleri bence normal. Arap olayına ise hiç girmiyorum}

3) Ertuğrul 1281 veya 1288 de ölüyor

4) Küçük oğlu Osman veyahutta Otman başa geçiyor. {yine yabancı yazarların Ottman veyahutta Otman dediklerini görürsünüz. Malumunuz ismi kesin olarak belli değildir bu sebeple yabancılar Osman değil Otman der bakabilirsiniz} Amcası Dündar, daha önce bashettiğimiz içgüdüyle “ben bey olacağım laaayn” diyerek isyan ediyor. Fakat Osman anasının gözü, hemen amcasını yakalayıp öldürtüyor (1298)

5) Sakarya sınırlarını, Eskişehiri alıyor. Aşiret beyliğinden Uç beyliğine geçiyor böylece Selçuklularda {boyutlarına ve kuvvetlerine göre beyliklerde derecelendirilmekte o zaman}

6) Yarhisarı alınca, başkasına verilecek olan kızı kaçırıp,yani alıp oğlu Orhana nikahlıyor (1299)

7) Selçukluların çözülmesiyle iyice rahatlanıyor. Bilecik alınıyor ve burası merkez yapılıyor.

8) Bizans taraflarına saldırıldı. Fakat merkezden yardım gelen kaleler iyi direniyor alınamıyor bazıları

9) İznik kuşatılıyor. Alınmaya çalışılıyor tabi zor göl kıyısı ve bataklıklar var kuşatılıyor o sebeple

10) Bizans hükümdarı tırsıp “ulan bunlar geliyorlarda geliyorlar” diyor, “dur diyor hacı ilhanlılardan yardım istiyim” (moğolardan). Kardeşi Marayı gelin olarak onlara gönderiyor. Lakin, Moğolların batı hükümdarı ölmüş, ülke karışık durumda. Zaten çok uzakta olan Bizans umursanmıyor.

11) Ayrıca Bizansta taht kavgası başlıyor. Buda onları zayıflatıyor, buda Osman gazinin haliyle işine gelmiş.

12) 1320’de idare Orhana geçiyor. Orhan gazi, ilhanlıların hakimiyetini kabul ederek icraata devam ediyor.

13) Osmanın kaç karısı var bilinmiyor, 6 erkek bir kızı oluyor. Orhan dışındakiler ellerindeki toprakları işleyerek vakıflar ile geçinmişler.

14) Orhan beyin okuma yazması olmadığı biliniyor. {Tabi bir söylenti var ama yazmıcam onu çünkü başka bir kitaptan doğru olmayabilir. Burda yine kendi yorumumu yazayım gençken okuduğum osmanlının kuruluş amacı diye bir kitap vardı. Osmanlının dini yaymak, kafirleri dize getirmek için kurulduğu ve müslümanlarla savaşmaktansa, hristiyanlarla savaştığını anlatıyor. Tabii ki hristiyanlarla savaşmak ve dini yaymak bir etken görünmekte fakat kaçıncı dereceden? Okuma yazma bilmeyen beylik liderlerinden bahsediyoruz, henüz yıl 1300 lerde. Yani o zamanı, o zamanın koşularıyla düşünürsek ben pek dinle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum batıya fetihlerin. İlerde yine yazıcam, fetihlerde dinden ziyade stratejik bir hamle var. Yani misal yine okuduğum başka kitapta cümle aynen şu; “Osmanlılar sağ tarafta olan Moğollarla veya müslüman tebayla uğraşmaktansa, Allahın indirdiği kuranı kerimi yaymak için, allah yolunda sol tarafa yönelmişlerdir”. E şimdi dayı olmuyor. Burda amacım müslümanlığı aşağılamak değil, fakat bence bu şekilde yazan kişi tarihin yorumlamasını kendi dinine göre yapıyordur. Okuma yazma bilmeyen beylerin ki büyük ihtimal kuranı okumamışlardır haliyle nekadar müslüman kabul edebiliriz? Geçtim 1300 yılını, 1923 te cumhuriyet kurulurken türkiyedeki okuma yazma oranına bakarsanız nedemek istediğimi anlarsınız zaten. Sadece bizde değil, bütün hristiyan camiada da aynı şeyin yani dinini bilmeyen, okumayan bir toplumun1300 lerde olduğunu görmekteyiz. Yani lafı uzattım, Osmanlının ilerlemesi din adına olmaktan ziyade (tabiki o tarihler için) stratejik sebep için.”İlhanlılarla uğraşmaktansa” değil onlara zaten vergi ödeyip hakimiyetlerini kabul ediyorlar daha küçük beylik ne İlhanlısı, ikincisi beylikler arasında en güçlüsü Karamanlılar misal “onlara müslüman, onlara saldırmayayım” ile ilgisi yok, o zamanda onlara nasıl saldırsınlar çok zayıf beylik. Onlara saldırmaktansa, toprağın bulunduğu batıda iyice zayıflayan Bizans topraklarına saldırmışlardır ve çoğu yeri savaşmadan almışlardır. Yani bunu belirtmeyip “din adına sefer” düzenlemek benim için doğru değildir}

Sonraki yazıya buradan

Rum İmparatorluğu Giriş

Önceki yazıya buradan

1200-1261 Rum İmparatorluğu

1) 1210’a kadar Selçukluların saldırıları sonucunda bunalım, Moğolların istilasıyla bir rahatlama yaşanmış 🙂

2) II.Lanj, 1195’te kardeşini tahttan indirip kendini imparator ilan ediyor. 1201’de eski imparatorun oğlu kaçıp Venedikteki IV.Haçlı ordusuna başvuruyor, “bana yardım edin lan” diyerek. Buradan da şehri haçlılarla geri alıyor.{yalnız kitap anlatmamış ben burdan bilgiyi paylaşayım yine. Şimdi bu haçlı seferi çok önemli bir sefer. Varis bizans prensi haçlılardan yardım istiyor tabi imparator olmak için. Papanında gazıyla ilerde de isteklerini yerine getiririz dayı diyerek şehir alınıyor. Fakat şöyle bişey oluyor ki; o haçlı ordusu şehri aldığı gibi bırakmıyor. Katolik olan papa ve ordusu, ortadoks olan merkez istanbulu yağmalıyorlar. Tam anlamıyla yani. Zaten doğu roma imparatorluğu olduğu için güzel birşehir kabul edilen istanbuldaki zenginlikleri gören haçlıların serseri guruh takımı ne bulurlarsa yağmalıyorlar. Ayasofyadaki altın şeyleri falan söküyorlar ki bazı parçalar şu an vatikandadır. Neyse efendim hatta kilise Ayasofyaya hayvanları soktukları, ötesi kadınlarla ilişkiye girdikleri de yazılmakta. Yani yapılmayacak ne varsa yapılmış. Sonrada gerisin geri heralde yağmadan sonra birde üstüne sigara yakarak dönmüşlerdir. Burası kırılma noktası çünkü arası zaten bozuk olan katolik ve ortadoks mezhepleri özellikle ortadokslar, haçlılardan da katoliklerden de nefret etmişler. Onları hırsız soyguncu olarak gördükleri için bu kin oluşmuş. Yine kırılma noktası çünkü bu kin sayesinde İstabulun alınmasına da, Osmanlının ilerlemesine de vesile oluyor anlatacağız}.

3) Latinler, 1204’te şehri işgal edip latin iparatorluğunu kuruyorlar. {Hemen haçlılardan sonra gelen hırsız mal kafalı latinlerin emrine giren Ortadokslar kafayı yemiş olmaılar. }

4) 1261′ de şehir tekrar geri alnıyor.

1300’lü Yıllarda Anadolu

1) Selçuklular çökmüş, Bizans çok zayıflamış durumda. Selçukluların uç beyleride, Moğollara vergi vermeyi kabul ederek kendi başlarına hareket etmeye başlıyorlar

2) Doğudan batıya göçler oluyor {sebep malum Moğol istilası ara ara}

3) Beylikler kuruluyor. Germiyan, Eşref, Hamidoğulları, Saruhan, Menteşe, Osmanlı vs. kuruluyor

4) Moğol valileri vergileri topluyorlar, isyanları bastırıyorlar

5) Beyliklerin Osmanlıyla münasebetleri oluyor haliyle. Kimisi sürekli savaşıyor, kimisi topraklarını satıyor, kimside “veriyorum al amcoğlu” diyor.

6) Ankara savaşından sonra bazı beylikleri Timur geri veriyor. Fakat osmanlı toparlandıktan sonra buraları geri ele geçiriyor.

7) Çoğu beyliğin taht kavgasına girdiği için yokolduğunu görüyoruz. {daha öncede dedim, efendim ben iyi hristiyanım, müslümanım, yok ben çok iyi candaroğullarındanım işlemiyor. Yok dayı, taht ve ihtiras herşeyin önünde buralarda. Çocuklar, kardeşler amcalar kendi imparatorluğu için ayaklanıyorlar. Kral ve impratorluğun soyundan gelenler halk tarafından kutsal göründüğü için (bizim içinde hristiyanlar içinde) bir padişah veya bey kardeşi çocuğu “ben imparatorum lan” dediğinde halk onuda takip ediyor sonuçta ülkede kargaşa ve bölünme yaşanıyor. Tabi 1300 lü yıllardan bahsediyoruz bu zamanlardaki dine ve topluma bakışı görebilmek lazım. İlerde açıklayacağım ara ara}

Devamı için buradan

Uğur Mumcu – Geleceği Gören Adam

Tarihte bazı kişilere atfedilen meziyetler vardır. Bu insanlardan kimisi uykuya yatar, kimisi küresine bakar, kimisi transa girer efendim kimiside hikayeler yazar ve insanlara geleceği gösterir.

 

Mesela bir Nostradamus efendim. Çocukluk yıllarımda oldukça takip ettiğim bir adamdı kendisi. “Nostradamus kehanetleri” tarzı kitaplar dergilerde ara ara çıkar, kitaplarını okurdum. “Nasıl oluyor ulan adama bak, yunanistanla yaşadığımız Kardak krizini bilmiş” gibi o zamanlar inandığım bazı şeylerin, anlamlarının aslında öyle olmadığını anlamıştım yaşım ilerleyince. Meğer adam dörtlük yazıyormuş ve oldukça karmaşık sembolik ifadelerle bunları süslüyormuş falan. Ondan sonra nasıl okursan, nasıl yorumlarsan oraya gidiyor. Zamanında tabii bu tip şeyleri kilise çiçek göndererek karşılamıyor bu sebeple şifre kullanılıyor biliyosunuz diğer rönesasna yakın ve rönesasn sanatçıları, bilim adamları gibi.

Mesela yine çocukluk ve lise yıllarımın büyük yazarı var; Jules Verne. Kendisi inanılmaz hayal gücüyle sadece kendi döneminin değil bizim dönemimizin de gençlerine ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Kitapları dönemi için geleceği adeta aydınlatan bir el feneri.  Denizler Altındaki Fersahtan mı, Aya Yolculuktan mı, 80 Günde Devri Alem mi yoksa 20.y.y. Paris kitabından mı bahsedelim? İnanılmaz bir deha gerçekten.

Lakin konumuz başka, giriş yazısını uzatmayalım. “Geleceği Görmek” başka bir şekilde gösteriliyor bazı kişiler tarafından. Mistik büyücüleri, kahinleri, hikayecileri vs. kenara bırakırsak, bu kategoriye giren insanlar da var dünyada. Çok fazla yoklar bu insanlar. Bazıları tarihte ülkeleri için önem arz eden büyük devlet başkanları oluyor. Bazılarıysa belki kıyıda köşede kalan, belki de yıllar geçse de topluma yol göstermeye devam eden yazarlar oluyor. Az var bu insanlardan, az var çünkü kimsenin işine gelmeyen şeyleri yazıyor bu insanlar. Az var, çünkü herşeye çokmak sokuyor bu insanlar ve işleri rast gitmiyor. İşte o insanlardan birisi; Uğur Mumcu.

Uzun uzadıya yazılar yazacağımız, tartışacağımız, örnekler vereceğimiz  kişidir kendisi. Belki “solcu lan” deyip köşeye atılan bir kişi bazılarına göre. Fakat bilerek görmezden gelinmediği zaman, yazıları ve duruşuyla kesinlikle dikkate alınması gereken bir insan olduğu aşikardır. Ki, diğer bazı büyük yazarlardan bazıları gibi katledildi.

Buradan, “o öldü ama kelemi ölmedi” tarzı geyik yapmak istemiyorum, biliyorsunuz ki öldü. Ülkemiz için öldü. Ama, bizim için hala buradan onun yazılarını referans almak büyük ölçüde mümkün. Söyledikleri, öngördükleri bir Jules Verne değil belki ama gerçekleşiyor veya gerçekleşmiş. Tabii ki hepsi değil, ama en çokta yaşanan yakın tarihi olayların hala devam etiğini görmek, hala akıllanmadığımızı görmek ve hala sömürülmek üzüyor insanı. Birçok yazısını burdan paylaşıp, bir çok söylemini burdan konuşacağız. Eğer ölmeseydi, daha doğrusu öldürülmeseydi toplumun ben bu denli dirençsiz ve sessiz olmayacağını düşünüyorum. Demek ki doğru adamı öldürmüşler. Fazla uzatmayalım, yazılarını okurken yaptığı öngörülerin 40 yıl sonra doğru çıkması yazarın büyüklüğünü gösteriyor zaten. Bir çok kitabı var, onlardan ve en önemlisi de 1970-1990 yazılarından bir çok makeleyi ekleyerek gideceğiz. Tarih vererek ve kıyaslayarak bazen.

Son olarak kitaplarından başlangıç yazısı. Ve yazılarını derleyen bize sunan UMAG vakfına da teşekkür ediyorum.

Uğur Mumcu, ailesi Ankaralı olmasına karşın, 22 Ağustos I942’de, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir’de doğdu. Babası Ankara’ya atanınca, Ulus’ta Devrim ilkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan ilkokulunda tamamladı, Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesini bitirdikten sonra (1961), Ankara Hukuk Fakültesine girdi.

Uğur Mumcu, öğrencilik yıllarında “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı”nı kavramış, etkin, coşkulu, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir gençti. Onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, “münaza-ra’lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı. Hukuk Fakültesini bitirince (1965), bir süre avukatlık yaptı. Sonra dil öğrenmek için ingiltere’ye gitti, dönüşünde Hukuk Fakültesinin idare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı oldu. 12 Martın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı; askerliğini yapmak için hazırlanırken tutuklandı, sonrasında “Sakıncalı Piyade” sayıldı. Askerlik dönüşü gazetecilikte karar kıldı, üniversiteden ayrıldı. Yön, Kim, Devrim, Türk Solu, Ortam, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam’dan sonra uzun süre Cumhuriyet’te yazdı. Ölümünden önce 25; ölümünden sonra yazılarının toplandığı 4O’ı aşkın kitabı yayımlandı.

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ile Özge; Uğur Mumcu’nun, ilkelerinden ödün vermeyen kişiliğini gelecek kuşaklara aktarmak; kütüphanesini, arşivini ve tüm yazılarını tarihsel sırasıyla, düzenli olarak araştırmacıların kullanımına sunmak, gazeteciliğe hevesli gençleri, araştırmacılık alışkanlığıyla mesleğe kazandırmaya çalışmak gibi amaçlarla, Ekim 1994’te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vak-fi’nı kurdular. Vakıf, Aralık 1995’te amacı doğrultusunda etkinliklerini yaşama geçirmeye başladı. Şimdi genç gazetecileri araştırmacılığa yöneltmek, insanların düşündüklerini yazıya doğru aktarmalarını sağlamak için yazma seminerleri düzenliyor, başkentlileri sanatsal, bilimsel etkinliklerde buluşturan toplantıların yanı sıra kitaplar yayımlıyor.

Uğur Mumcu’nun gazete ve dergilerde beş bini aşkın köşe yazısıyla, dizi yazıları söyleşileri yayımlanmış, um:ag Yayın Bölümü bunların hepsini “Bütün Yapıtları” ve “Bütün Yazılan” dizilerinde kitaplaş-tırmıştır. Yapıtların yeni baskılarına, ilk baskılarda gözden kaçan yazılar da eklenerek, Mumcu’nun tek satırının eksik kalmamasına özen gösterilmiştir. Çünkü onun canına mal olan bir savaşımla yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar, geride bıraktığı en değerli kalıttır. Ölümünden bu yana geçen sürede bu yazıların hâlâ güncel olması ise, bu kalıtın önemini anlatmaktadır.

Bu görkemli dizinin oluşmasında büyük emeği geçen, ilk yayın yönetmenimiz Ali Tartanoğiu’na, TBMM Kütüphane Müdürü Ali Rıza Cihan, H.İlkay Balember ve çalışma arkadaşları ile Mesut Seven, Fatih Alpertan, Avni Kalkan, Bekir Tekkaya, Serkan Uzun, Şebnem Kocabıyık, Neş’e Tartanoğlu, Murat Kaya, Emrah Yücel, Gökhan Bozkurt, Hakan Yaman ve DUMAT Matbaası emekçilerine içtenlikle teşekkür ederiz. Sağ olsunlar…

Bilimin ve sanatın aydınlattığı bir dünyada, demokrasinin yaşama biçimi ve adaletin herkes için olması, bir kişinin bile hak ve özgürlüklerinden yoksun kalmaması için savaşım veren Uğur Mumcu gibi aydınlar, düşündükleri için öldürüldüler. Daha aydınlık bir dünyanın Mumcu gibi aydınların çoğalmasıyla kurulacağına inanıyor ve bu inancı aydınlanmacılarla paylaşmanın verdiği güçle Mumcu’nun düşüncelerinin gelecek kuşakları da aydınlatacağını biliyoruz.
Düşünenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle…

um:ag