Uğur Mumcu – Geleceği Gören Adam

Tarihte bazı kişilere atfedilen meziyetler vardır. Bu insanlardan kimisi uykuya yatar, kimisi küresine bakar, kimisi transa girer efendim kimiside hikayeler yazar ve insanlara geleceği gösterir.

 

Mesela bir Nostradamus efendim. Çocukluk yıllarımda oldukça takip ettiğim bir adamdı kendisi. “Nostradamus kehanetleri” tarzı kitaplar dergilerde ara ara çıkar, kitaplarını okurdum. “Nasıl oluyor ulan adama bak, yunanistanla yaşadığımız Kardak krizini bilmiş” gibi o zamanlar inandığım bazı şeylerin, anlamlarının aslında öyle olmadığını anlamıştım yaşım ilerleyince. Meğer adam dörtlük yazıyormuş ve oldukça karmaşık sembolik ifadelerle bunları süslüyormuş falan. Ondan sonra nasıl okursan, nasıl yorumlarsan oraya gidiyor. Zamanında tabii bu tip şeyleri kilise çiçek göndererek karşılamıyor bu sebeple şifre kullanılıyor biliyosunuz diğer rönesasna yakın ve rönesasn sanatçıları, bilim adamları gibi.

Mesela yine çocukluk ve lise yıllarımın büyük yazarı var; Jules Verne. Kendisi inanılmaz hayal gücüyle sadece kendi döneminin değil bizim dönemimizin de gençlerine ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Kitapları dönemi için geleceği adeta aydınlatan bir el feneri.  Denizler Altındaki Fersahtan mı, Aya Yolculuktan mı, 80 Günde Devri Alem mi yoksa 20.y.y. Paris kitabından mı bahsedelim? İnanılmaz bir deha gerçekten.

Lakin konumuz başka, giriş yazısını uzatmayalım. “Geleceği Görmek” başka bir şekilde gösteriliyor bazı kişiler tarafından. Mistik büyücüleri, kahinleri, hikayecileri vs. kenara bırakırsak, bu kategoriye giren insanlar da var dünyada. Çok fazla yoklar bu insanlar. Bazıları tarihte ülkeleri için önem arz eden büyük devlet başkanları oluyor. Bazılarıysa belki kıyıda köşede kalan, belki de yıllar geçse de topluma yol göstermeye devam eden yazarlar oluyor. Az var bu insanlardan, az var çünkü kimsenin işine gelmeyen şeyleri yazıyor bu insanlar. Az var, çünkü herşeye çokmak sokuyor bu insanlar ve işleri rast gitmiyor. İşte o insanlardan birisi; Uğur Mumcu.

Uzun uzadıya yazılar yazacağımız, tartışacağımız, örnekler vereceğimiz  kişidir kendisi. Belki “solcu lan” deyip köşeye atılan bir kişi bazılarına göre. Fakat bilerek görmezden gelinmediği zaman, yazıları ve duruşuyla kesinlikle dikkate alınması gereken bir insan olduğu aşikardır. Ki, diğer bazı büyük yazarlardan bazıları gibi katledildi.

Buradan, “o öldü ama kelemi ölmedi” tarzı geyik yapmak istemiyorum, biliyorsunuz ki öldü. Ülkemiz için öldü. Ama, bizim için hala buradan onun yazılarını referans almak büyük ölçüde mümkün. Söyledikleri, öngördükleri bir Jules Verne değil belki ama gerçekleşiyor veya gerçekleşmiş. Tabii ki hepsi değil, ama en çokta yaşanan yakın tarihi olayların hala devam etiğini görmek, hala akıllanmadığımızı görmek ve hala sömürülmek üzüyor insanı. Birçok yazısını burdan paylaşıp, bir çok söylemini burdan konuşacağız. Eğer ölmeseydi, daha doğrusu öldürülmeseydi toplumun ben bu denli dirençsiz ve sessiz olmayacağını düşünüyorum. Demek ki doğru adamı öldürmüşler. Fazla uzatmayalım, yazılarını okurken yaptığı öngörülerin 40 yıl sonra doğru çıkması yazarın büyüklüğünü gösteriyor zaten. Bir çok kitabı var, onlardan ve en önemlisi de 1970-1990 yazılarından bir çok makeleyi ekleyerek gideceğiz. Tarih vererek ve kıyaslayarak bazen.

Son olarak kitaplarından başlangıç yazısı. Ve yazılarını derleyen bize sunan UMAG vakfına da teşekkür ediyorum.

Uğur Mumcu, ailesi Ankaralı olmasına karşın, 22 Ağustos I942’de, babasının görevi nedeniyle bulundukları Kırşehir’de doğdu. Babası Ankara’ya atanınca, Ulus’ta Devrim ilkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan ilkokulunda tamamladı, Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesini bitirdikten sonra (1961), Ankara Hukuk Fakültesine girdi.

Uğur Mumcu, öğrencilik yıllarında “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağı”nı kavramış, etkin, coşkulu, çok okuyan, araştıran ve sorgulayan bir gençti. Onun öncülüğünde yapılan toplantılara zamanın politikacıları, bilim ve sanat insanları çağrılıyor, “münaza-ra’lardaki başarılarıyla dikkati çekiyordu. Daha 20 yaşındayken “Türk Sosyalizmi” başlıklı yazısıyla Yunus Nadi Makale Yarışmasını kazandı. Hukuk Fakültesini bitirince (1965), bir süre avukatlık yaptı. Sonra dil öğrenmek için ingiltere’ye gitti, dönüşünde Hukuk Fakültesinin idare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı oldu. 12 Martın aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı; askerliğini yapmak için hazırlanırken tutuklandı, sonrasında “Sakıncalı Piyade” sayıldı. Askerlik dönüşü gazetecilikte karar kıldı, üniversiteden ayrıldı. Yön, Kim, Devrim, Türk Solu, Ortam, Akşam, Milliyet ve Yeni Ortam’dan sonra uzun süre Cumhuriyet’te yazdı. Ölümünden önce 25; ölümünden sonra yazılarının toplandığı 4O’ı aşkın kitabı yayımlandı.

Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat bir Türkiye’nin yılmaz savunucusu; devrimci, hep emekten yana olan, hep araştıran ve sorgulayan gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü otomobiline konan bir bomba ile inandığı değerler uğruna öldürüldü.

Eşi Güldal Mumcu, çocukları Özgür ile Özge; Uğur Mumcu’nun, ilkelerinden ödün vermeyen kişiliğini gelecek kuşaklara aktarmak; kütüphanesini, arşivini ve tüm yazılarını tarihsel sırasıyla, düzenli olarak araştırmacıların kullanımına sunmak, gazeteciliğe hevesli gençleri, araştırmacılık alışkanlığıyla mesleğe kazandırmaya çalışmak gibi amaçlarla, Ekim 1994’te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vak-fi’nı kurdular. Vakıf, Aralık 1995’te amacı doğrultusunda etkinliklerini yaşama geçirmeye başladı. Şimdi genç gazetecileri araştırmacılığa yöneltmek, insanların düşündüklerini yazıya doğru aktarmalarını sağlamak için yazma seminerleri düzenliyor, başkentlileri sanatsal, bilimsel etkinliklerde buluşturan toplantıların yanı sıra kitaplar yayımlıyor.

Uğur Mumcu’nun gazete ve dergilerde beş bini aşkın köşe yazısıyla, dizi yazıları söyleşileri yayımlanmış, um:ag Yayın Bölümü bunların hepsini “Bütün Yapıtları” ve “Bütün Yazılan” dizilerinde kitaplaş-tırmıştır. Yapıtların yeni baskılarına, ilk baskılarda gözden kaçan yazılar da eklenerek, Mumcu’nun tek satırının eksik kalmamasına özen gösterilmiştir. Çünkü onun canına mal olan bir savaşımla yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar, geride bıraktığı en değerli kalıttır. Ölümünden bu yana geçen sürede bu yazıların hâlâ güncel olması ise, bu kalıtın önemini anlatmaktadır.

Bu görkemli dizinin oluşmasında büyük emeği geçen, ilk yayın yönetmenimiz Ali Tartanoğiu’na, TBMM Kütüphane Müdürü Ali Rıza Cihan, H.İlkay Balember ve çalışma arkadaşları ile Mesut Seven, Fatih Alpertan, Avni Kalkan, Bekir Tekkaya, Serkan Uzun, Şebnem Kocabıyık, Neş’e Tartanoğlu, Murat Kaya, Emrah Yücel, Gökhan Bozkurt, Hakan Yaman ve DUMAT Matbaası emekçilerine içtenlikle teşekkür ederiz. Sağ olsunlar…

Bilimin ve sanatın aydınlattığı bir dünyada, demokrasinin yaşama biçimi ve adaletin herkes için olması, bir kişinin bile hak ve özgürlüklerinden yoksun kalmaması için savaşım veren Uğur Mumcu gibi aydınlar, düşündükleri için öldürüldüler. Daha aydınlık bir dünyanın Mumcu gibi aydınların çoğalmasıyla kurulacağına inanıyor ve bu inancı aydınlanmacılarla paylaşmanın verdiği güçle Mumcu’nun düşüncelerinin gelecek kuşakları da aydınlatacağını biliyoruz.
Düşünenlerin öldürülmemesi, öldürülenlerin hiç unutulmaması dileğiyle…

um:ag

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.