İstanbul’a Bir Yolculuk 1657-1658 – Claes Ralamb

İstanbul’a bir yolculuk isimli eser, 1657 yılında İsveç ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ikili ilişkileri kuvvetlendirmek için İstanbul’a gönderilen Claes Ralamb’ın gözlemlerini içermekte.

Genç yaşta kralın gözüne giren soylu, bir çok dil bilen, eğitimli ve zeki bir adam olan Ralamb yolculuğuna gizlenerek başlıyor. Çünkü Osmanlı’nın desteğini isteyen İsveç Kral’ı düşmanlarından bu birlikteliği saklamak niyetinde. Bu sebeple kendisini yol boyunca genelde tüccar gibi tanıtıp farklı ulaşım araçlarıyla Osmanlı sınırına kadar geliyor. Kendisini bekleyen paşa ve ekibinin karşılamalarından sonra ise nihayet İstanbul’a ulaşıyor.

Osmanlı Devlet’inin bozulan devlet sistemini ancak 1623 yılında padişah olan IV.Murad toparlayacaktır. Fakat erken yaşta ölümü ile beraber tahta Deli İbrahim oturacaktır (Bu tarihsel gelişmeleri ayrıntısına girmeden ben yazmıştım isteyen gidip okuyabilir). Deli İbrahim haliyle bir çok kırıklık ve dengesizlikler yaptığı için devlet yeniden saçmalayarak karmakarışık hale girmiştir. Çocuk yapması için sürekli uğraş verilen İbrahim muhtemelen de kısırdır. Lakin çocuğu birden oluveriyor. Buhranlı dönemde çöken devlet sistemi artık daha fazla dayanamayarak askeri bir ayaklanmayla İbrahim’in küçük oğlunu tahta geçirecektir. 1648 yılında 7 yaşındayken tahta geçirilen IV.Mehmed ise sadece bir kukladan ibret yaşamını sürdürür. Saray yandaş çekişmeleri ve kavgaları ile mücadele halindeyken sahneye I.Ahmed’in kocası ve hem IV.Murad ve Deli İbrahim’in annesi olan 80 yaşındaki Kösem Sultan çıkacaktır. Deli oğlunu istediği gibi kontrol eden, fakat darbeyle tahtan inen oğlunu tekrar koltuğa oturtmak için kolları sıvayacaktır. Lakin erken davranılacak ve Deli İbrahim boğdurularak öldürülecektir. Kösem bunu unutmaz ve sultanı öldürmek için girişimlerde bulunur. Ancak planladığı gece baskını haber alındığı için başarısızlığa uğrayacak ve Saray içinde korkunç bir şekilde can verecektir. 1651 yılında yaşanan bu son girişimi, henüz 10’lu yaşlarında gözleriyle gören IV.Mehmed uçan kafaları ve parçalanan bedenleri unutmayacaktır. Zaten hafif salak olan IV.Mehmed devlet idaresinde kuklalıktan hiç bir zaman kurtulamayacaktır. Ancak devleti toparlaması için bir çok büyük yetkiyle (adeta padişah yetkileriyle) baş vezirliğe gelen yaşlı kurt Köprülü Mehmed Paşa imdada yetişmiştir. Artık kendi güvendiği adamları ile devleti tekrar toparlamaya çalışan Köprülü Mehmed Paşa 1657 yılının yaz ayında bir yandan devlet içerisinde rüşvetçileri ve rakiplerini temizlerken, bir yanda artık güçlenen batı devletinin elçileri ile diplomatik bir savaş vermektedir.

Kitapta Ralamb 1657 yılında İsveç elçisiyken yukarıda anlattığım tarihsel olayları büyük bir doğruluk ile bize anlatmakta ve Osmanlı Devleti’nin durumunu iyi bilmektedir. Artık 17 yaşında olan padişahın pek bir önemi olmadığını anladığı için Köprülü ile temasın önemine dikkat çekmektedir. Bu görüşmeler ise İsveç’e düşman veya olası dostluğu istemeyen elçiler tarafından engellenecek, Ralamb tarafından da bu durum eleştirilecektir.

Yazarın kuvvetli gözlem yeteneği toplum ve devlet yapısındaki çarpıklıkları da kitabına taşımıştır. Madde madde Osmanlı Devleti’nin eskisinden nasıl farklı bir yapıya büründüğü anlatılmış ve son olarak da yakın bir gelecekte çökeceklerini öngörmüştür.

ali-ufkc3ae-bey-bobowski-klasik-tc3bcrk-musikisi-bestekc3a2rc4b1-santc3bbrc3ae-mc3bczikolog-ve-mecmua-i-sc3a2z-c3bc-sc3b6z-adlc4b1-nota-ve-gc3bcfte-mecmuasc4b1-mc3bcellifid

Bunun dışında ilginç bir rastlantı eseri Venedik Savaşı’nda tutsak olan büyük bir sanatçıyla tanıştığını anlatıyor. Adının Albertus Bobovius olduğundan bahseden Ralamb sarayın durumunu ve anlattığı tarihi bilgileri ondan öğreniyor. Asıl adı Wojciech Bobowski olan bu büyük sanatçının ismi ise daha önce bir yazı ile işlediğimiz Ali Ufki Bey‘den başkası değildir. Onun anlatımları ve 24 Eylül 1657 yılındaki alay geçidi sayesinde 24 adet renkli resimler çizerek bir albümde hazırlamıştır. Meraklıları bu muazzam albümü Alay-ı Hümayun isimli kitapla aynı yayın evinden temin edilebilir.

İlişkilerini, saray adamlarını kontrol eden diğer elçiler yüzünden daha fazla geliştiremeyen Ralamb zar zor iknalar ile İstanbul’dan yaklaşık bir yıl sonra hiç bir sonuç alamadan geri dönecektir. Ralamb, Osmanlı sarayının diğer elçilerin dostane görünümleri ile kandırıldığını ve ileride bunun cezasını çekeceklerini de düşünür. Ralamb gerçekten İsveç ile Osmanlı Devleti’ni dost yapmak için gelmiş fakat başarılı olamamıştır. Tarih Ralamb’ın sözlerini haklı çıkartacak ve elçiler tarafından kandırılan Osmanlı Devleti önümüzdeki yıllarda bir çok cephede savaşmak zorunda kalarak 1699 yılında Karlofça’yı imzalayacaktır.

Ne diyelim?

Devleti ehline vermez de yandaşa peşkeş çekersen kimin dost kimin düşman olduğunu anlayamazsın işte ve sonunda madara veya köle olursun.

400 yıl önce ülkemizde sadece bir yıl kalan bir İsveç’linin nokta gözlemlerinin hala geçerli olması gerçekten utanç verici bir durum sanırım.

Hoşçakalın.

Reklamlar

Hasan Ali Yücel Ve Türk Aydınlanması – A.M.Celal Şengör

Köy enstitüleri ile ilgili bir iki kitap okuyunca kütüphanemdeki bu kitabı da aradan çıkartmak istedim. Kitap iki kısımdan oluşup birbirine benzer yazıları içerdiğinden pek verimli değil. İlk kısım ise oldukça  güzel anlatımıyla bize Hasan Ali Yücel ve düşünce felsefesini anlatmaya çalışıyor.

Hasan Ali Yücel’in fikirlerini temel aldığı kişi aslen Mustafa Kemal’dir. Onun da ilim ve fen uğraşısı ile eğitimde devrim fikirlerine ciddi anlamda yön verecek olan tek kişi Hasan Ali Yücel’dir. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarına baktığı 7 yılı aşkın süre boyunca yaptıkları, ondan sonra gelenlerin 70 yılda yaptıklarından fazladır. Sadece dönemi boyunca 500 edebi eserin çevirisinin yapıldığını söylersek katkısının ne boyutta olduğu anlaşılacaktır.

Günümüzde bir kesimin hala iftiralar ile komünist yuvası dediği hatta fahişelerin yaşadığını söylediği bilim merkezlerinde yapılanlara hayret ile bakmaktayız. Fakat kitap bunlardan ziyade Hasan Ali Yücel’in kişiliğine ve hayata bakış perspektifine odaklanmış.

Mevlevi bir felsefecinin hayatını şüpheye dayalı pozitif bilimlere yönlendirmesi ve bunu etrafındakileri dahil ederek yapması takdir edilesi bir başarı. Hasan Ali Yücel’in bakışı iki temel taşa oturtulmuş; Birincisi eleştiri, ikincisi ise özgür eleştiri ile sorgulanan tarih anlayışı. Kişi kendisine öğretileni değil kendisi bizzat konunun doğrusunu öğrenmeli, öğretilen şeyi ele alıp objektif veriler ile değerlendirdikten sonra bir kanıya varmalıdır.

Hukuk fakültesinde okurken bir hocası, kendisini eleştiren öğrencisini azarlayınca fakülteyi o an bırakıp felsefe bölümüne geçer. Zaten kurduğu köy enstitüleri modelindeki eğitim anlayışı da bunun üzerine dayanmaktadır. Öğrencinin kendisinin yaptığı, kendisinin öğrendiği ve her şeyi eleştirdiği/sorguladığı bir yapı.

hasanaliyucel-2_16_9_1539984644

Tarihi öğretimi kahramanlıklar ve zaferler üzerine kurmaktansa, ekonomik yapı ve haksızlığa karşı ayaklanan halk hareketleri üzerine kurmayı yeğlemiştir. Bu sebeple mezun öğrenciler yöneticisini yani öğretmenini daha okuldayken sorgulayarak iktidara biatı değil, eleştiri ve hesap sormayı öğrenmiştir.

Kitap bir çok kaynak vererek bunlardan bahsetmiş olup Hasan Ali Yücel ile ilgili ayrıntılı araştırma yapmak isteyen kişiler için güzel bir yol haritası çiziyor. Açıkçası ben bir kaç kitabı almayı düşünüyorum.

Yücel’in analizinde bu kaynak kitaplar haricinde kızı Canan Eronat Yücel ile görüşen Celal hoca ondan babasının ses kayıtlarını dahi dinlemiş. Canan hanım artık aramızda değil fakat yazdığı bir iki kitap ile babasının bakan iken ve sonrasında neler yaşadığını , nasıl yalnız bırakıldığını ve iftiralar atıldığını gözler önüne sermiş.

Ülkesine adanan ömründe bakanlığında sürekli komünistleri korumakla, sonradan da aslen komünist olmakla suçlanacak olan Hasan Ali Yücel CHP’den de dışlanacak ve kenara itilecektir.

En başta Mustafa Kemal’in 1931 yılında ülke genelinde yaptığı geziye de müfettiş olarak katılan Hasan Ali Yücel, önderimizi daha yakından tanıma fırsatını 33 yaşındayken bulmuştur. Gezi sırasında Mustafa Kemal’in de gözüne giren bu genç adama yönelttiği soruya Hasan Ali Yücel’in cevabı ile yazımızı sonlandıralım.

3 Mart 1931’e kadar devam eden bu üç aylık gezi esnasında Mustafa Kemal, bir gün, yanında bulunanlara “Türk milleti ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?” diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler. Sonra Hasan Ali söz alır; “Paşam” der; “Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur.”

Hala kurtulamadık Hasan Ali abim ama ümitliyiz ve seni seviyoruz.

Old Boy

ihtiyar-delikanli-oldboy-1080p-full-hd-izle-967

Old Boy aslında Güney Kore’li yönetmen Park Chan-wook’un intikam temalı üçlemesinin ikinci filmi. Üçünün de konusu intikam ile ilgili. Sympathy for Mr. Vengeance ve Sympathy for Lady Vengeance diğer iki film. Birbirlerinden bağımsız olan bu üçleme serisini kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Old Boy yani ihtiyar delikanlı diye tercüme edebileceğimiz filmimizin konusu oldukça orjinal ve sıra dışı. Zaten temel senaryo ve peşi sıra gelen oyunculuk, finalin sürprizi filmi özel kılıyor. Film başında adamın biri sarhoş olmuş ve karakola düşmüş durumda. Arkadaşı onu almaya geliyor ve bin bir özürle karakoldan çıkartıyor. Ailesini bir telefon kulübesinden arıyor, kızıyla konuşuyor. Telefonu eline alan arkadaşı konuşması bittikten sonra filmimizin kahramanı olan Oh Dae Su sarhoş bir şekilde ortadan kayboluveriyor.

Dae Su uyandığında kendini otel odası gibi bir yerde buluyor. Burada kimseyi görmeden, konuşmadan, dışarı çıkmadan, hep aynı yemeği yiyerek ve tek seyrettiği şey olan televizyon başında uzun yıllar geçiriyor. Yalvarmasına, ağlamasına, bağırmasına, tekmelemesine hatta intihar etmeye çalışmasına rağmen ne birisini görüyor ne de neden hapis yattığını anlayabiliyor. Ve yemin ediyor Oh Dae Su; Onu buraya atanı mutlaka bulacak ve intikamını alacaktır.

Film gerçekten çok güzel ve kesintisiz kavga sahneleri ile mutlaka izlemeniz gereken filmler arasında olmalı. Hoşçakalın..

Bay Pipo – Soner Yalçın

Eski bir kitap olan bay pipo ben üniversiteye başladığım zamanlarda çıkmıştı. O zamanlar siyasi kitapları okumadığım için pek ilgimi çekmemiş anlatılan, MİT’in içine girmiş olan bilmem nerenin ajanları hiç umurumda olmamıştı. İşte  o zamanlar bilim adamı olmak vatanıma milletime yararlı bir yurttaş, mühendis, asker, öğrenci, basketbolcu vs. olmak istediğim yıllardı. Varsa yoksa “Newton’un hayatı” veya “Kosmos Evrenin Gizemli Yıldızları” veyahutta “Dr.Ecco Bunu Nasıl Çözer?” tarzı bilim/zeka kitaplarına ilgim vardı.

Şimdi geri dönüp bakınca ne güzel yıllarımmış. Zaman sonra artık bu ülkenin niçin bu kadar şerefsiz ve yalancı insanlar tarafından dolu olduğunu merak etmeye başlayıp şöyle bir yakın tarihe ve sonra da uzak tarihe de bakmaya başladım.

Anladım ki bizim yakın siyasi tarihimiz çok partili dönem ile beraber (hadi tek partili dönemin son ucunu da ekleyelim) meğerse bildiğimiz satılmışmış. Çok ayrıntıya girmeden yazdığım Yakın Siyasi Tarih yazılarımdan siyasi, iktisadi ve kültürel hareketin iktidarda kalmak uğruna nasıl sağa sola satıldığını (evet ağır laf gibi de karşılıksız kredi ve paralardan bahsediyoruz) anlatmıştık. Herkese de okumasını tavsiye ediyorum.

Evet ne diyorduk. Açık artırmayla satılan ülkenin alıcısı da çok oluyor elbette. ABD’nin yüzü gülmüş, biraz İsrail’in hatta. İşte bu yakın siyasi tarihin MİT ayağını Bay Pipo isimli kitapta bulabiliyorsunuz.

Kitabın yazarı bir dönem “Darbe Yapacaklaaaağr” diyerek Fettullah Cemaat’i tarafından içeri atılan yazarlardan Soner Yalçın. Bazı ek notlar ile beraber yeni bir basımını Kırmızı Kedi yayınlarından temin edebilirsiniz. Ayrıca kitap içinde MİT mücadelelerinin merkezine öldürülen ajan Hiram Abas’ın konduğunu da söyleyelim. Aslında Hiram yan rolde dururken MİT ve ülke çekişmeleri anlatılmış.

Özetle Yakın Siyasi Tarih’i merak edenlerin biraz dönem iktidarları ve partileri hakkında bilgi aldıktan sonra (benim yazılar mesela) okuyabileceği tamamlamalı bir eser.

Bu ülkedeki siyasetçilerin “Hibe Para” diyerek ABD’nin İsrail’in daha doğrusu emperyalizmin köpekliğini yaparken aldıkları paralar, milletin ağzına hurma tıkıp krallar gibi yaşamları, dün kol kola her türlü hırsızlığı vicdansızlığı şerefsizliği ve hukuksuzluğu yaparken, ertesi gün sanki siz yapmışsınız gibi ortaya çıkmaları falan bildiğimiz şeyler aslında.

Ha bu arada kitapta muhtemel MİT ajanı olan bazı önemli kişiler ile ilgili bilgiler de bulacaksınız.

Bu topraklarda yakın siyasi tarihimizin mutlaka öğrenilmesi ve bilinmesi gerekmektedir. Kitabı bütün genç ve orta kuşak arkadaşlarımıza öneriyorum.

Hoşçakalın.